HDP'den fırın işçilerinin öldürülmesi için rapor: Sorumlu Ağrı Valiliği'dir

HDP'den fırın işçilerinin öldürülmesi için rapor: Sorumlu Ağrı Valiliği'dir
HDP'den fırın işçilerinin öldürülmesi için rapor: Sorumlu Ağrı Valiliği'dir

Muhammet Aydemir (solda) ve Orhan Aslan

Diyadin'de 15 yaşındaki Muhammet Aydemir ve 18 yaşındaki Orhan Aslan'ın öldürülmesiyle ilgili incelemelerde bulunan HDP heyeti açıkladığı raporda tanıkların anlatımlarını aktardı. Heyet, ölümleri, 'infaz' şeklinde nitelendirerek 'sorumlu' olarak değerlendirdiği Ağrı Valiliği hakkında suç duyurusunda bulundu.

RADİKAL - Ağrı'nın Diyadin ilçesinde 12 Ağustos günü yaşanan ve fırıncıda çalışan Muhammet Aydemir (15) ve Orhan Aslan’ın (18) öldürülmesiyle ilgili oluşturulan HDP heyeti bir rapor açıkladı.

Hakkari Milletvekili ve Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Selma Irmak, Bingöl Milletvekili Hişyar Özsoy, Erzurum Milletvekili Seher Akçınar Bayar ve Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman’dan oluşan heyetin 15-16 Ağustos 2015 tarihlerinde Ağrı Merkez ve Diyadin ilçesinde yaptığı çalışmalara Ağrı milletvekilleri Berdan Öztürk, Dilan Dirayet Taşdemir, Leyla Zana ve Mehmet Emin İlhan ile Ağrı Belediye Başkanı Sırrı Sakık da eşlik etti.

Ağrı Barosu: Öldürülen çocuklar sivil ve savunmasızdı

'ÇELİŞKİLİ BİLGİLERİ İNCELEDİK'

Açıklanan raporda 12 Ağustos 2015 günü akşam saatlerinde Diyadin İlçe Jandarma Komutanlığı ve İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne yönelik PKK  tarafından yapılan saldırının ardından ilçede özel harekat timlerinin düzenledikleri operasyonlarda "üç kişinin öldüğü, beş kişinin de gözaltına alınıp işkence, tehdit ve kötü muameleye maruz bırakıldıkları" belirtildi. Raporda, "Ertesi gün Genelkurmay Başkanlığı ve Ağrı Valiliği tarafından yapılan açıklamalarda üç PKK militanının güvenlik güçleri ile girdikleri çatışmada silahları ile birlikte ölü olarak ele geçirildikleri kaydedilmiştir. Yerel kaynaklar ve görgü tanıkları ise hayatını kaybeden üç kişiden kimliği belli olan Muhammet Aydemir (15) ve Orhan Aslan’ın (18) sivil vatandaşlar olduğunu, hiçbir örgüte üye olmadıklarını ve olay gecesi çalıştıkları fırın işletmesi civarında özel harekat timlerinin açtığı ateş sonucu infaz edildiklerini beyan etmişlerdir. Heyetimiz, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Merkez Yürütme Kurulu tarafından, 12 Ağustos 2015 akşamı Diyadin’de yaşanan olayları araştırmak, Aydemir ve Aslan’ın ölümleri hakkında ulusal medya ve basına yansıyan çelişkili bilgileri yerinde inceleyerek gerçekleri tespit etmek amacıyla görevlendirilmiştir."

Heyetin temasları sırasında, HDP Ağrı İl Örgütü, Aslan ve Aydemir aileleri üyeleri, çalıştıkları Umut Unlu Mamülleri adlı fırın işletmesinin sahibi Recep Birgül, görgü tanıkları Fevzi Kahraman ve Nihal Kahraman ile çevredekilerin tanıklık ve anlatımlarını dinledikleri belirtildi. Heyetin ayrıca Erciş nüfusuna kayıtlı İsmail Kaya olarak açıklanan PKK'lının öldüğü olay mahallini de ziyaret ederek bilgi almaya çalıştığı ancak çevredekilerin "korktukları için" tanıklık yapmak istemediği ifade edildi. Heyetin Diyadin Kaymakamı’na ilettiği görüşme talebi gerekçe göstermeksizin geri çevrilirken, Diyadin İlçe Emniyet Amiri de, "Aydemir ve Aslan’ın ölümü olayının Cumhuriyet Savcılığı’na intikal etmiş olduğunu ve adli takip altındaki bir dava hakkında konuşmanın soruşturmaya müdahale etmek anlamına geleceği” gerekçesi ile bilgi vermeyi reddetti. Heyet çalışmaları boyunca Ağrı Valisi’ne de ulaşamadı. Vali ile kentten ayrıldıktan sonra yapılan telefon görüşmesinde ise olaya ilişkin herhangi bir müspet bilgi alınamadığı belirtildi.

Raporda resmi makamlar tarafından 12 Ağustos 2015 akşamı Diyadin’de yaşanan olaylara ilişkin yapılan “çatışmalarda üç teröristin silahlarıyla beraber ölü olarak ele geçirildi” açıklamasının, ilçenin iki ayrı noktasında meydana gelen olayları birbirine karıştıran "manipulatif bir açıklama" olduğu belirtildi.

Aile ve tanıkların ifadelerine dayandırıldığı belirtilerek aktarılan bilgilere göre raporda olaylar şöyle anlatıldı:


 "Aydemir ve Aslan’ın, yerel kaynakların baştan beri ifade ettiği üzere, herhangi bir askeri- siyasi örgütle ilişkileri olmayan sivil vatandaşlar olduklarını teyit etmiştir. Dinlediğimiz tanıklıklar ve incelediğimiz belgeler maktul iki gencin daimi olarak Diyadin’de yaşadıklarını, Aydemir’in İmam Hatip Lisesi son sınıf öğrencisi olduğunu ve Ağustos ayı başından olay gününe kadar okul harçlığını çıkarmak için günde 10 lira yevmiye karşılığı Recep Birgül’e ait fırında çalışmaya başladığını; Aslan’ın ise son yedi aydır aynı işletmede çalışan kendi halinde bir mahalle genci olduğunu şüpheye yer olmaksızın ortaya koymaktadır.

Görüşmelerimizde her iki gencin olay günü rutin vardiyalarında çalıştıklarını, Jandarma Karakolu baskınıyla herhangi bir ilgilerinin olmasının fiziki olarak dahi mümkün olmadığını tespit ettik. Recep Birgül, akşam saat sekiz sıralarında Aslan’ın yevmiyesini verdikten sonra fırını onunla beraber kapatıp ayrıldığını; olayın ertesi günü fırına ait güvenlik kamerası kayıtlarını izlediğinde iki gencin de saat 8:45 civarında fırının karşısında bulunan odunluğun önünde olduklarını; çatışma seslerinin gelmeye başlamasıyla beraber önce cami tarafına kaçtıklarını, ardından odunluğun içine yöneldiklerini gördüğünü ifade etti. Birgül’ün gençlerin çatışmalar başladığında bulundukları lokasyona dair beyanı Aydemir’in ebeveynlerinin anlatılarıyla uyuşmaktadır. Hanifi ve Sevgül Aydemir çatışma seslerinin başlamasının ardından, saat 9:10 civarında çocukları Muhammet’i aradıklarını; Muhammet’in kendilerine Orhan ile birlikte odunluğun içindeki tuvalet bölmesine bir mukavva serip sığınmış olduklarını ve merak edilecek bir şey olmadığını söylediğini; çatışmaların devam ettiği bir buçuk saat boyunca çocuklarıyla üç kez telefonda görüşüp gerekirse sabaha kadar odunluktan çıkmamalarını tembihlediklerini belirtti.

Aydemir ve Aslan’ın ölümüyle sonuçlanan operasyonunun detaylarına ilişkin olarak aynı sokakta ikamet eden ve operasyon esnasında yoğun baskı, tehdit ve hakarete maruz kalan Fevzi ve Nihal Kahraman’ın tanıklığına başvurduk. Fevzi Kahraman yaptığımız görüşmeye yüzünde, sol göz çevresinde ve her iki kol, bilek ve dizinde olay akşamı evinin önünde ve gözaltında gördüğü kaba dayak ve işkence izleriyle geldi. Kahraman, akşam saat 9:00 civarında hayvanlarını evinin bahçesinde bulunan ahıra yerleştirdikten sonra üç panzerle evini çevreleyen kar maskeli, kalabalık bir özel tim ekibi tarafından adı ile çağrılıp alıkonduğunu; “Teröristleri nereye koydun ulan?” bağırtıları eşliğinde tekme tokat dövülerek tehdit edildiğini; saat 10:30 civarında yarı baygın halde bir bomba ve tarama sesi duyduğunu; akabinde evde bulunan oğulları Baran ve Harun’un öldürüldüğünü düşünerek bayıldığını; karakolda kendine geldiğini ifade etti. Nihal Kahraman, eşi Fevzi dışarıda dövüldüğü sırada çok sayıda özel timin evini basıp kendisi, eltisi ve gelinine hakaret ederek her yeri aradıklarını; nihayet içlerinden birinin “Fevzi Kahraman’ın evi temiz” diye bağırmasıyla evden çıkmaya koyuldukları saat on buçuk sularında ardarda silah sesleri duyduğunu; önce eşi Fevzi’nin infaz edildiğini düşündüğünü, ailesinin erkeklerinin gözaltına alınıp saat 11:00 civarında özel timler mahalleyi terk ettiğinde ise seslerin odunluktan geldiğini fark ettiğini anlattı.

Diyadin Belediye Başkanı: O iki çocuk, değil silahlı eylem, basın açıklamasına bile gelmezdi


'TARANARAK İNFAZ EDİLDİLER'

Fevzi Kahraman, görüşmemizde, yurtsever bir aile olduklarının bilindiğini, olaya konu özel tim operasyonunun esas hedefinin kendisi ve ailesi olduğundan şüphelendiğini aktardı. Kendisi ve eşinin verdiği ayrıntılar -özel timlerin kendisine ismi ile hitap etmeleri, karakol baskınının ardından kaçan militanların yerini sormaları, ev baskınında sarf edilen sözler, aileden birisi 12 yaşında bir çocuk olmak üzere beş erkeğin gözaltına alınıp iki gün alıkonulmuş olması- bu kanının gerçeklik olasılığının adli makamlarca araştırılmasını gerekli kılmaktadır.

Kahramanlar, ayrıca, Aydemir ile Aslan’ın “çatışmada ölü olarak ele geçirildikleri” resmi açıklamasının aksine, duydukları silah seslerinden gençlerin taranarak infaz edildikleri izlenimini edindiklerini ifade etmişlerdir. Görüştüğümüz herkesin maktul gençlerin silahları olmadığı beyanının yanısıra, heyetimiz de olay mahali odunlukta yaptığı incelemede çatışmaya delalet edecek yoğunlukta kurşun izi görmemiş; tavan ve duvarlara yapışan kemik ve et parçalarının ancak baş bölgesine yakın mesafeden ateş edilmek suretiyle infaz edilmiş olduklarıyla açıklanabileceği izlenimini edinmiştir. Keza, maktulleri teşhis eden babalar Hanifi Aydemir ve Şükrü Aydemir’in cesetlerdeki tahrifata dair tasvirleri bu izlenimleri doğrular niteliktedir.

Heyetimiz tüm bu bilgi ve gözlemler ışığında Aydemir ve Aslan’ın sivil ve silahsız gençler olduğu, ölümlerinin kazai vesilesinin özel hareket timleri tarafından çalıştıkları sokağa yapılan baskın esnasında dışarıda olmak olduğu ve sığındıkları yerde savunmasız bir halde kasten ve nefret duyguları ile infaz edildiklerinin şüpheden vareste olduğuna kanidir."

OLAY SONRASINDA YAŞANANLAR

Heyet 'olay sonrası tespitleri'ni ise şöyle sıraladı:

1.      Olayın gerçekleştiği 12 Ağustos 2015 akşamı saat 10:30 civarından ertesi sabah geç vakte kadar savcılık olay mahaline gitmemiş, hiç bir resmi tutanak tutulmamıştır. Akşam boyunca ilçede “dışarıda görülen herkesin öldürüleceği” yollu anonslar yapıldığını anlatan aile üyeleri ve tanıklar da can güvenliği endişesiyle sabaha kadar olay yerine gidememişlerdir. Muhammet’in annesi Sevgül Aydemir saat 11 sıralarında oğlunu cep telefonundan aradığını ama telefona cevap verilmediğini, daha sonra aradığında ise telefonun kapalı olduğu mesajı ile karşılaştığını ifade etti. Recep Birgül, yine aynı saatlerde, Emniyeti arayarak “Personelim fırında, almak istiyorum” dediğini, “Evden çıkmayın” diye uyarılması üzerine sabaha kadar beklediğini belirtti.

2.      İnfazın hemen sonrasına olay yerine ilişkin görgü tanıklığı yapabilen tek görüşmecimiz olan Nihal Kahraman, gece 3-3:30 sıralarında gelen beyaz bir arabadan inen yüzleri kar maskeli, beyaz eldiveni kişilerin odunluğa çok sayıda mavi büyük bidon taşıyarak etrafı yıkadıklarını; onlar ayrıldıktan sonra poşetlenmiş cesetlerin sessizce gelen bir ambulans tarafından götürüldüğünü gördüğünü anlattı.

3.      HDP Ağrı Milletvekili Dilan Dirayet Taşdemir, heyetimize, Diyadin Cumhuriyet Savcısı’nı olay yerine ilk olarak, 13 Ağustos sabahı saat 10 civarında kendisi, aileler ve bir grup HDP çalışanının götürdüğünü bildirdi. Olay sonrasında yaklaşık on iki saatlik bir süre herhangi bir tutanağın tutulmaması, cesetlerin tutanak tutulmadan olay yerinden alınmış olması ve sair tanıklıklar gece boyunca olay yeri delillerinin ciddi ölçüde tahrif edildiğine işaret etmekte; soruşturmanın güvenli yürütülebileceğine dair ilişkin endişelerimizi arttırmaktadır.

4.      Olaya ilişkin delillerin karartıldığına ilişkin bir başka veri, maktul gençlerin babaları Hanifi Aydemir ve Şükrü Aslan’ın 13 Haziran günü cesetleri teşhis için gittikleri Erzurum Adlı Tip Merkezi’nde yaşadıklarına ilişkin tanıklıklarıdır. Her iki aile ferdine bizzat Adlı Tip savcısı tarafından, çocuklarının “çatışmada öldürüldükleri, üzerlerinde çelik yelek ve silah olduğu” söylenmiş; ancak, cesetler kendilerine çırılçıplak teslim edilmiş, çocuklarının cep telefonları ve olay esnasında üzerlerinde bulunan giysiler dahil hiç bir özel eşyaları verilmemiştir. Aydemir ve Aslan, bu durumda, savcının varlığını iddia ettiği eşyaların (çelik yelek ve silahlar) kendilerine gösterilmesini talep ettiklerini, fakat, kendilerine bu iddiayı doğrulayacak herhangi bir delil de gösterilmediğini aktarmışlardır.

5.      Aileler, ayrıca, aynı Adlı Tıp Merkezi’nde bekletildikleri bir buçuk saat boyunca Savcı ve personelinin sözlü taciz ve tehditlerine maruz kaldıklarını ifade etmişlerdir. Hanifi Aydemir, Adli Tıp Savcısı’nın oğlu Muhammet’in “terörist” öldüğünü iddia etmesi üzerine kendisinin “çocuğunun herhangi bir siyasi faaliyeti olmadığını, öğrenci olduğunu ve fırında çalıştığını” söylediğini; Savcı’nın ise kendisine “Siz okula gönderiyorsunuz, gündüz çalıştırıyorsunuz, gece çatıştırıyorsunuz” diyerek alaycı ve saldırgan bir üslupla cevap verdiğini aktardı. Şükrü Aslan, oğlu Orhan’ı gözü çıkarılmış, yüzü tamamen parçalanmış halde teşhis ettiğinde, morgda hazır bulunan polis, kendisine önce cesedin oğluna ait olduğuna dair yemin ettirmiş, daha sonra “dişinden mi tanıdın” diyerek alay etmiştir. Aslan, polise, “Kokusundan, renginden, teninden, her şeyinden tanıdım” diyerek cevap verdiğini, ama savcılıkta bulunan personelin yüzündeki “oyuncağını kaybedip bulmuş mutlu çocuk” ifadesinin çok zoruna gittiğini anlatmıştır. Hanifi Aydemir’e Adlı Tip çıkışında, “Şimdi gidip slogan mı atacaksın?” denilerek izlendiğine dair gözdağı verilmeye çalışılmış; Şükrü Aslan ise, “Senin de sonun böyle olacak,” denilerek doğrudan tehdit edilmiştir. Söz konusu söz ve tavırların devlet erkine yönelik korkuyu derinleştirmeyi ve olaya ilişkin soruşturma sürecini zorlaştırmayı hedeflediği açıktır.

6.      Diyadin Cumhuriyet Savcılığı Aydemir ve Aslan’ın infazına dair bir soruşturma açmıştır. Ancak, heyetimizin sahada araştırma yaptığı 15-16 Ağustos günleri itibariyle, aile üyeleri ya da yakınların ifadesine başvurulmadığı gözlenmiştir. Örneğin, maktul gençlerin “terörist olduklarına” dair söylemler kamuya servis edilmeye devam ederken, Recep Birgül, her ikisinin de yanında çalışan işçiler olduğuna dair son bir aylık işletme güvenlik kamerası kayıtlarını delil olarak sunabileceğini, ancak kimsenin tanıklığına başvurmadığını aktarmıştır.

7.      Olaydan bu yana geçen bir haftalık zaman içinde, olayın seyrine ilişkin herhangi bir resmi makamdan kapsamlı ve tutarlı bir bilgi almak mümkün olmamıştır. Heyetimiz, bu konuda en ciddi sorunlardan birisinin bahse konu özel harekat operasyonunun Ağrı vilayet merkezinden yürütülmüş olması ve Diyadin’de görevli olan mülki amirlerin operasyon konusunda bilgilendirilmemiş olması olduğunu tespit etmiştir. Nitekim, Milletvekili Dilan Dirayet Taşdemir, Diyadin Cumhuriyet Savcısı Burak Dumanlıdağ’ın, 12 Ağustos akşamı yaşanan infaz ve gözaltılardan kendisi, aileler ve parti çalışanlarının şikayet ziyareti esnasında haberdar olduğunu gözlemlemiştir. HDP vekil ve üyeleri ile aileler Diyadin Emniyeti’nde de benzer bir durumla karşılaşmışlardır. Taşdemir’e, bizzat İlçe Emniyet Amiri, “operasyonun kendilerine ait olmadığını,” “operasyonel gücün dışarıdan geldiğini,” olayın “kendi yetkilerinin dışında olduğunu ve yeterli bilgi sahibi olmadıklarını,” söylemiştir. Taşdemir, 13 Ağustos sabahı Ağrı Valisi ile de telefonda görüşmüştür. Vali, Taşdemir’e operasyon ve ev aramaları izninin Diyadin Cumhuriyet Savcılığı tarafından verildiği ve öldürülenlerin “çocuk değil, terörist olduklarının bilindiği” türünde olaya ilişkin yetki dağılımını gizlemeyi amaçlayan ve yerelin bilgisinden uzak yanıltıcı bilgiler aktarmıştır. (Diyadin Savcılığı’nın tuttuğu raporda Aydemir ve Aslan’ın sivil oldukları teyit edilmektedir.) Şüphesiz, bu tür atamacı ve parçalı yetkilendirme sistemi keyfi baskı ve uygulamaların zeminini güçlendirmekte, kurumsal ve kamusal hesap verebilir olma sorumluluğunu ilga etmekte; bu olaya ve gittikçe yaygınlaşan benzeri olaylara ilişkin bütünlüklü gerçeğe ulaşmayı zorlaştırmakta, yasal hak arama kanallarını zayıflatmaktadır.

8.      Tüm bunlara ek olarak, Ağrı Valiliği’nin süregelen retçi ve çatışmacı tavrı olaya yönelik araştırma ve soruşturmaların salahiyetine yönelik ayrı bir endişe kaynağımızdır. Bu minvalde, heyet başkanımız Selma Irmak’ın 16 Ağustos 2015 günü yaptığı telefon görüşmesinde, Vali’nin olayla ilgili hiçbir müspet bilgi vermediğini; Irmak’ın teyit için soruşturduğu bilgileri defaatle “bilmediğiniz şeyler var” diyerek geçiştirmeye çalıştığını; Irmak’ın “en azından gençlerin sivil olduğundan şüphemiz yok” demesinin ardından Vali’nin Irmak’a bağırarak “Siz niye Emniyete, Jandarma Komutanlığı’na yapılan saldırıları kınamıyorsunuz da bu olayın pesine düşmüşsünüz,” diye cevap verip telefonu kapattığını kamuoyuyla paylaşmak isteriz.

'SUÇ DUYURUSUNDA BULUNUYORUZ'

Raporun sonunda heyetin, Muhammet Aydemir ve Orhan Aslan adlı sivil gençlerin "keyfi infazının" yasal sorumluluğunun Ağrı Valiliği’ne ait olduğuna ikna olduğu belirtilerek, "Bu infazların hukuki sorumluluk silsilesi içerisinde bulunan, talimatı veren, uygulayan ve kamuoyunu yanlış bilgilendiren tüm sorumlular hakkında huzurunuzda suç duyurusunda bulunuyoruz" denildi.
Ayrıca, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve hükümete çağrı yapıldı: "Bir kez daha, Kürt halkına yönelen savaş, şiddet ve tecrit politikalarından vazgeçmeye çağırıyoruz."

 


Diğer ölümlerle ilgili iddialar

Raporda ilde Nisan ayında gerçekleşen ölümlerle ilgili de iddialar yer aldı. Raporda konuyla ilgili şunlar belirtildi, "Ağrı, son bir yılı aşkın bir süredir, Nisan 2014 yerel seçimlerinden bu yana, devlet ve hükümet kurumlarının türlü zor araçlarıyla cezalandırmaya ve dize getirmeye çalıştığı merkezlerden birisidir. Son üç ayda kent sınırlarında silahsız altı kişi güvenlik güçlerince öldürülmüştür. Bu kişilerden, 12 Nisan 2015 günü Tendürek Dağı’nda yapılan canlı kalkan eyleminde askerler tarafından öldürülen DBP Diyadin İlçe Eski Eşbaşkanı Cezmi Budak’ın, tıpkı Muhammet Aydemir ve Orhan Aslan gibi sivil bir vatandaş olduğuna ilişkin şüphe yoktur. 31 Temmuz 2015 tarihinde Ağrı merkezde yapılan bir ev baskınında öldürülen Mirzettin Göktürk ve Ahmet Yaşar isimli HPG'liler ile kardeşi Ahmet’i ziyaret eden Sezai Yaşar adli gencin de silahsız oldukları ve yargısız infaz edildikleri konusunda ciddi ve yaygın iddialar mevcuttur. Araştırmalarımız sırasında 12 Ağustos 2015 akşamı Diyadin’de özel harekat timleri ile girdiği çatışmada öldürülen HPG'li İsmail Kaya’nın da sağ yakalandıktan sonra başı taşa vurulup ezilmek suretiyle infaz edildiğine ve ardından bir panzerin arkasına bağlanarak yerde sürüklendiğine dair ciddi iddialarla karşılaştık. Heyetimizin olay mahalinde büyükçe bir taş üzerine tespit ettiği yoğun kan izleri ve Kaya’nın babasının teşhis tutanağına yansıyan “oğlunun yüzünün bir bölümünün tamamen çökmüş olduğu” ifadesi ile desteklenen bu iddialar hakkında da adli takibata alınması gereklidir.

Yerel kaynaklar, heyetimize, tüm bu infazların kente son aylarda Ağrı Valiliği’ne bağlı olarak getirilen ve kırk-elli kişiden oluşan bir özel harekat timi grubuyla ilişkili olduğu kanılarını aktarmışlar; ayrıca timlerin gündüz vakti kent merkezinde çıplak silahlarla dolaşarak halk üzerindeki baskı, korku ve tedirginliği arttırdıklarını belirtmişlerdir. Bu tanıklıklar, Aydemir ve Aslan’ın infazının kente yönelik sistematik bir şiddetin parçası olarak gerçekleştirildiğine işaret etmekte, kentte kamu ve can güvenliğinin korunmasına yönelik endişelerimizi arttırmaktadır."