Hepiniz Hrantsınız, aman öyle kalın!

Boğaz'ın suları, gece mavisine bürünmüştü; altın bir tepsi gibi parıldayan mehtabın ışıltısında. Bebek'te kıyıya bağlı bir balıkçı teknesinde karşılaşmıştık ilk kez. 80'li yılların başıydı. Ortak dostlarımız buluşturmuştu bizi. "Ben Fırat" demişti.

Celal BAŞLANGIÇ
Haber: CELAL BAŞLANGIÇ / Arşivi

Boğaz'ın suları, gece mavisine bürünmüştü; altın bir tepsi gibi parıldayan mehtabın ışıltısında. Bebek'te kıyıya bağlı bir balıkçı teknesinde karşılaşmıştık ilk kez. 80'li yılların başıydı. Ortak dostlarımız buluşturmuştu bizi. "Ben Fırat" demişti.
Yıllar sonra öğrenecektim gerçek adının Hrant olduğunu. Birkaç yıl önce, Beyoğlu gazetesinin 'Kültürler Birbirine Bakıyor' toplantısında yaptığı konuşmada anlatmıştı bu ad değiştirmenin nedenlerini:
"İşyeri tabelalarında insanlar farklı lisanlar kullanabilirler. İran'da var. İslam Cumhuriyeti, diye iteliyoruz ama İran'da var, Suriye'de var. Burada yok işte. Aksine kendi ismimizin önüne savunabileceğimiz bir isim ekleriz. Hrant'sak Fırat oluyoruz, Kevork'sak Kerim oluyoruz, Sarkis'sek Zeki oluyoruz. İşyerlerimize de böyle isimler takıyoruz. Aslında bu özgürlüklerin yaşanacağı bir ortam yaratılmalı. Bu süreç alfabeyle başlar, eğitimle başlar. Eğer Türkçe alfabelerde 'Ali topu Ayşe'ye at'ın yanına 'Ali topu Agop'a at' diye bir cümle ekleyemezsek bu farklılığın zor farkına varırız."
Hrant'ın meslektaşı, Rumca günlük yayın yapan Apoyevmatini gatezesinin yayın yönetmeni Mihail Vasiliadis dayanamayıp patlatmıştı espriyi: "Aman Hrant'cığım, bu 'Ali topu Agop'a at' sözünü yanlış anlayıp Ali'ye Agop'a doğru havan topu attırmazlar değil mi?"
İşte o 'Kültürler Birbirine Bakıyor' başlıklı toplantıda sorunun en can
alıcı yanına değinmişti: "Kültürler birbirini tanımalı, derken aslında biraz haksızlık yapıyoruz. Çünkü biz azınlıklar çoğunluğu çok iyi tanıyoruz. Çoğunluk kültürünü biz zaten çok iyi biliyoruz, hatta bizatihi yaşıyoruz. Ama esas sorun bu ülkede çoğunluğun azınlığın farkında olmaması, farklılıkların farkında olmaması. Bütün sorun buradan kaynaklanıyor. Farkında olmadığı için de sadece duyduklarıyla, sadece işittikleriyle, sadece okuduklarıyla ve olumsuz manada farkına varıyor. Yani geçerseniz Bakırköy'de bir kilisemiz ve okulumuz var yan yana. Bir duvarı var. Biz o duvarı senede altı kere, yedi kere boyarız. Çünkü geçiş çok yoğundur. Her geçen olumsuz manada o duvara bir şey yazar. Biz de boyamak zorunda kalırız. Bunu olumluya çevirmek nasıl mümkün olacak? 'Bunun varlığı, benim varlığımdır'ı nasıl söyleyecek? Bunun için çoğunluğa büyük iş düşüyor. Biz azınlıklar çoğunluğa kendimizi tanıtmak için gerekeni yaptık, yapıyoruz. En son yapacağımız şuydu: Türkçeyi kullanmak, Türkçe bir gazete çıkarmak. Onu da yıllardır yapıyoruz ki bu bizim için zuldür. Kendi dilimizden, kültürümüzden uzaklaşarak bir yayın yapmak zorunda kalıyoruz. Ama bunu da yaptık. Bence çoğunluk kendisine düşen görevi bu ülkede yapmıyor."
Haydi imzaya
Kalleş bir kurşunun aramızdan aldığı Hrant artık yok ama işte onun yaşarken göremediğini şimdi gerçekleştirmenin tam zamanı. Yıllardır yaptığı sivil itaatsizlik etkinlikleriyle dikkati çeken Düşünce Suçuna Karşı Girişim şimdi 'çoğunluğu üzerine düşen görevi yerine getirmeye' çağırıyor.
Hrant'ın katledilmesinin ardından bu topraklarda ilk kez "Hepimiz Hrant'ız, hepimiz Ermeniyiz' sloganı atıldı. Şimdi Düşünce Suçuna Karşı Girişim 'Hepimiz Hrant'sak buyurun' diyor.
Hrant, TCK'nın ünlü 301'inden bilinen ilk mahkûm. Bilirkişinin 'Türklüğe hakaret yok' demesine, Yargıtay Başsavcısı'nın beraat talep etmesine rağmen cezası kesinleşen ilk kişi. Malum 'Pis Türk kanı' hikâyesinden. Süren bir davası daha var Hrant'ın 301'den, yani 'Türklüğe hakaret'ten.
"Elbette bu bir soykırımdır, diyorum. Çünkü sonuç kendisini zaten tanımlıyor ve adını koyuyor. Dört bin yıldır bu topraklarda yaşayan halkın bu olanlarla birlikte artık ortadan yok olduğunu görüyoruz."
Şimdi girişim bu sözlerini alt alta yazıp 'Hepimiz Hrantız' diyenlere imzalaması için uzatacak. Bütün Hrantlar da "Evet ben de Hrant Dink'in bu suçuna katılıyorum!' diye imzalayacak.
Sabiha Gökçen'in Ermeni kökenli olduğuna ilişkin yazı dizisinden sonra Hrant'a ve gazetesi Agos'a saldırılar artmıştı. O tarihte gazeteye baskın yapar gibi gelen ülkücüler sanki bugün olacakların haberini vermişti. Gazeteyi ziyaret eden 'Birimizin Derdi Hepimizin Derdi' grubu da Şişli Cumhuriyet Savcılığı'na Agos'ta çıkan haberle birlikte suç duyurusunda bulunmuştu:
"26 Şubat 2004 Perşembe günü Ülkü Ocakları Başkanı Levent Temiz Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'i tehdit ederek 'Hrant Dink, bundan sonra bütün öfkemizin ve nefretimizin hedefidir, hedefimizdir' dedi. İstanbul Ülkü Ocakları üyesi bir grup, MHP Şişli ilçe binası önünden 'Ya sev ya terk et', 'Kahrolsun Asala' sloganları atarak, Pangaltı'da bulunan Agos gazetesi binasına doğru yürüyüşe geçti. Gazete binası önünde grup adına açıklama yapan Ülkü Ocakları İstanbul İl Başkanı Levent Temiz, Agos gazetesinin yayın politikası ve bazı yazarlarıyla toplumsal barışı bozacak arayışlar içersine girdiğini iddia etti. Temiz 'Türk milletinin onurunu zedeleyecek yaklaşımları şiddetle kınıyoruz. Hrant Dink yazdığı bir yazıda 'Türk'ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan Ermenilerin Ermenistan'da kuracağı asil damarında mevcuttur' diyor. Hrant Dink bundan sonra bütün öfkemizin ve nefretimizin hedefidir, hedefimizdir' diye konuştu. Grup açıklamasının ardından sloganlar eşliğinde MHP Şişli ilçe binasına doğru yürüyüşe geçti. Temiz ve bir grup ülkü ocakları üyesinin yaptıkları eylem ve
ifadeleriyle TCK 312. maddesinde yazılı '... ırk farklılığına dayanarak, halkı birbirine karşı kamu düzeni için tehlikeli olabilecek şekilde düşmanlığa veya kin beslemeye alenen tahrik etme' cürümünü işlemişlerdir."
Abdurrahman Dilipak, Hasan Mollaoğlu, Hürriyet Şener, Lütfi Yılmaz, Ragıp Zarakolu, Şanar Yurdatapan, Zübeyir Perihan imzasını taşıyan bu dilekçe sonucu dava açıldı. Yurdatapan "Bu bizi hem şaşırttı, hem de sevindirdi" diyor "Ancak kimsenin ilgisini çekmeyen bu dava 'ırk farklılığına dayanarak halkı birbirine kışkırtmak' suçundan değil, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası'nı çiğnemekten açıldı, öyle olunca da sadece 'açılmış olmak'la kaldı."
20 kişiyle başlayan itaatsizlik
28 Mart 2006'da Türkiye'nin tanınmış 20 yazarı, gazetecisi, insan hakları savunucusu, avukatı, yayıncısı, içinde Hrant'ın mahkûmiyetine neden olan cümlenin de yer aldığı bir metinle savcılığa başvurarak bir sivil itaatsizlik eylemi gerçekleştirmişlerdi. Düşünce Suçuna Karşı Girişim "Bu
işi 20 kişi zaten başlatmıştı" diyor çağrısında "Siz de katılın, 20 kişi 200 kişi, 20 bin kişi olsun". 19 Ocak akşamı Taksim'den, Hrant'ın öldürüldüğü yere yürüyen binlerce kişi 'Hepimiz Hrant'ız, hepimiz Ermeniyiz' diye bağırıyordu. Hrant'ı katledenle neyi planlamış olurlarsa olsunlar, gelen ilk işaretler beklemedikleri bir kırılma noktasının yaşandığı yolunda.
Vurulan güvercinimiz vurulduğuyla, yüreğimiz yandığıyla kalmasın.
Katil, katiller, azmettirenler, tezgâhı kuranlar da artık bundan sonra yalnızca Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası'nı çiğnemekten yargılanmasınlar.
Bir imzayla katılalım Hrant'ın suçuna, suçlarına!
Madem hepimiz Hrant'ız, hepimiz Ermeni'yiz; aman öyle kalalım.