Hepsi de Aziz Nesin'in büyüttüğü üniversiteli gençler

Çatalca Aziz Nesin Vakfı'nda, 'Çocuk Cenneti' yazan kapının ardındaki yemyeşil bahçede önceki gün bir telaş vardı. O gün Aziz Nesin'in ölümünün 12. yıldönümüydü.
Haber: UMAY AKTAŞ SALMAN / Arşivi

İSTANBUL- Çatalca Aziz Nesin Vakfı'nda, 'Çocuk Cenneti' yazan kapının ardındaki yemyeşil bahçede önceki gün bir telaş vardı. O gün Aziz Nesin'in ölümünün 12. yıldönümüydü.
Bahçedeki çimlerin üzerine masalar konuluyor, yemekler hazırlanıyordu. Bir standa Aziz Nesin'in kitapları yerleştirilmişti. Nesin'in 1972 yılında kimsesiz ve imkânı kısıtlı çocukların eğitimi için kurduğu vakfın bahçesi, kendi ayakları üzerinde durmayı başaran çocuklar, canını dişine takarak vakfı ayakta tutanlar ve yakınlarıyla doluydu. Üstelik bu yıl Aziz Nesin'e
iki iyi haberleri vardı. Nesin'in vasiyeti matematik enstitüsü İzmir'de 15 Temmuz'da açılacaktı. Vakfın çocuklarından Çayan Yılmaz da, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü'nü birincilikle bitirmişti.
Vakıfta Çayan gibi başarılı olan pek çok genç var. Bunlardan biri 23 yaşındaki Sema Özşahin. Daha iki yaşındayken ailesi tarafından ağabeyiyle birlikte vakfa bırakılan Sema, "Burası benim birinci evim oldu" diyor. Aziz Nesin'in kucağında büyüyen Sema, ona 'dede' dese de onu hem annesi hem babası olarak tarif ediyor. Özşahin, "Resim yaptırırdı bana. Kibrit çöplerini hiç atmazdı, şekiller yapmamı isterdi. Hastalandığımda başucumda beklemişti. Hiç unutamıyorum" diye anıyor dedesini. Sema, şimdi Abant İzzet Baysal Üniversitesi'nde işletme okuyor.
Esengül Erzurum'dan geldi
27 yaşındaki Esengül Kaya, 11 yaşında Erzurum'daki köyünden ayrılarak geldi vakfa. Yaşadığı köyde ilkokulun en başarılı öğrencilerindendi. Ama köyünde ortaokul yoktu. Öğretmeni Aziz Nesin'e bir mektup yazdı. İşte
o mektuptan sonra hayatı değişti.
Esengül kendi deyimiyle en büyük eğitimcileri Nesin'le tanıştı. Birlikte şeker almaya gittiklerini gülümseyerek anlatıyor. Vakıfta aldığı eğitimin kendisine 'dünya' demeyi öğrettiğini söyleyen Kaya, "Burada her açıdan eğitim aldık. Resim kurslarına gittim. Seramik yapıyorum. Yakında bir enstitüde grafik eğitimi alacağım. Vakıfta da ablalık görevimi yapıyorum. Çocuklara seramik, resim yaptırıyorum" diye konuşuyor.
"Elazığ'dan biri bile gelse günlerce yollarda beklerdik. İstanbul bizim için son noktaydı." Serdar Kandil, Tunceli'deki dünyasını böyle özetliyor. Yatılı Bölge İlköğretim Okulu'nda okuyordu. Terör nedeniyle zor günler yaşıyorlardı. Okuldaki beş öğretmeni öldürüldükten sonra okulları kapandı. Ailede tek okuyan çocuk için herkes seferber oldu. İstanbul'daki amcası vakfı öğrendi. Şimdi 26 yaşında olan ve Yıldız Teknik Üniversitesi'nde iktisat okuyan Kandil, 13 yaşında vakfa geldi. Nesin, Serdar'ı gördüğünde yanına çağırdı. İlk sorusu "Diş fırçan ve macunun var mı?" oldu. Sonra onunla hayatı sorgulamayı öğrendi.
Çocukları önceki gün vakıfta kendisini anarken, belki de Aziz Nesin bahçedeki yeri bilinmeyen mezarından gülerek onları izliyordu, kim bilir...