Her gazetenin Malezya'sı kendine!

Eski ABD Dışişleri Bakanı Richard Holbrooke, Türkiye'yi Malezya ile birlikte 'ılımlı İslam ülkesine' örnek iki ülke diye sıralarken, bu ifadenin Türkiye'de nasıl bir korkuya işaret ettiğini öngörüyor muydu, bilinmez. 22 Temmuz'un hemen ertesiydi.

İSTANBUL - Eski ABD Dışişleri Bakanı Richard Holbrooke, Türkiye'yi Malezya ile birlikte 'ılımlı İslam ülkesine' örnek iki ülke diye sıralarken, bu ifadenin Türkiye'de nasıl bir korkuya işaret ettiğini öngörüyor muydu, bilinmez. 22 Temmuz'un hemen ertesiydi. AKP, yüzde 47 oy almıştı. İlk demeçler, "Olur mu canım hiç öyle şey" mealindeydi. Prof. Şerif Mardin, 16 Eylül'de gazeteci Ayşe Arman'la yaptığı söyleşide, "Yani bir gün Malezya olur muyuz, olmaz mıyız? 'Olmayız' deyip, içimizi rahatlatır mısınız lütfen..." şeklindeki rica ile karışık soruya, "Rahatlatamam. Çünkü olmayız diye bir söz veremem. Kimse veremez" deyince 'Malezya' korkusu depreşti. Ertuğrul Özkök, iki gün sonra köşesinde, Mardin'in 'mahalle baskısı' söylemini hatırlatınca Babıali'nin Malezya seferi de başlamış oldu. "Muhabirimiz" bu kez "Malezya'dan" bildirecekti.
Beş gazete tekmili birden...
Hürriyet, 'Örtünün Altındaki Melazya'yı, Milliyet 'İşte Malezya'yı, Yeni Şafak 'Gelenekten Moderne Malezya Kadını'nı ve Cumhuriyet 'Malezya Gerçeği'ni sunacaktı. Sabah da bu yarışa, Aktüel dergisinden alıntıladığı, 'Malezya: Ne Tam Laik Ne De İslamcı' ile katıldı. Artık Malezya, gazete sayfası yakınlığındaydı. Yeni Şafak hariç, tüm yazılar geçen salı başladı. Hürriyet, Ezgin Başaran ile çıktığı seferin ilk gününü manşete taşıdı: "10 yıl önce biz de olmaz diyorduk."
Başaran, ülkesinde laik toplum için mücadele veren ve Malezya Anayasası'nda, 'Herkes dinini seçmekte ve yaşamakta özgürdür' denilen 11. maddeden hareketle, 11. Madde Hareketi'ni kuran iki müslüman avukatla, Malik İmtiyaz ve Haris bin Muhammed'le görüştü. Laiklik mücadelesi yüzünden, aleyhinde 'katli vacip' yazılı afişler asılan İmtiyaz, 'şeriat tehlikesinin' bir dönemler şaka gibi algılandığını söylüyordu: "Malezya, Afganistan mı, İran mı olacak diye şakalaşıyorduk."
İki avukata göre Malezya, son 10 yıl içinde değişti: "Son 10 yıl içinde, İslam baz alınarak yazılan ve hukukçuların umursamadığı yasalar metamorfoz geçirip küçük böcekler halinde toplum hayatımıza sızdı. Gerçekten uygulanmaya başlandı. 10 yıl önce farklı dinden kişilerin evlenmesinde sorun yoktu. İsteyen din değiştirebiliyordu. Şimdi bir Müslüman'ın bir Budist ile evlenmesine, din değiştirmesine imkân yok."
Şeriatın hüküm sürdüğü tek eyalet
Şeriat hukukuyla yönetilen tek eyalet olan Malezya İslam Partisi'nin (PAS) yönettiği Kelantan'ın başbakanı ve ülkenin dini lideri Nik Abdülaziz, yalnızca Müslümanlara yönelik uygulamaları şöyle anlatıyordu: "İslam bankaları açtık ve Kelantan'daki bütün Müslümanların paralarını buraya yatırmasını zorunlu. Bu bankada faiz uygulanmaz çünkü faiz haramdır. Yeni konut sistemi getirdik. Her ev, üç odalı. Biri ebeveyn, biri erkek, biri kız çocuk için. Çünkü onların aynı odada kalması İslam'a aykırı. Sigara fabrikasını kapattık. Çünkü sigara içmek İslam'a aykırı. Devlet dairesinde çalışan bütün kadınların türban takması zorunlu. Vatandaşlar için bunu zorunlu kılmadık ama telkinlerde bulunuyoruz."
Abdülaziz Malezya'nın İran olmayacağını, çünkü İran'ın şii, kendilerinin sünni olduklarını söylüyordu. Ece Temelkuran'ın, Malezya Üniversitesi'nde karşılaştığı İranlı bir kız da, "Burası İran'dan iyidir. Hiç değilse zorla başörtüsü taktırmıyorlar" diyordu. Avukat İmtiyaz, Hürriyet'in manşetine yerleşince, bir gün sonra Milliyet'e konuk oldu. Temelkuran'la görüşen İmtiyaz şunları söylüyordu: "Yargıçlar Müslüman oldukları için artık şeriata aykırı bir karar alamıyorlar. Başlangıçta olup bitenleri ciddiye almıyorduk. 'Malezya, Afganistan mı, İran mı olacak?' diye şakalaşıyorduk. Ama şimdi anayasal din özgürlüğünü savunduğum için şehirde benim resimlerimi 'Ölü olarak aranıyor' afişi yapıp dağıtıyorlar. Ilımlı İslam diye bir şey olmayacağını, isteklerini hep ileri götüreceklerini yeni anlıyoruz."
Çinliler de tedirgin
Şeriat, ülkenin yüzde 40'ını oluşturan Çinliler, Hindular, Hıristiyanlar ve Sihleri de endişelendiriyordu. Hürriyet'in görüştüğü Çinli mankenler Malay arkadaşlarının örtünmesinden yakınırken şöyle konuşuyordu: "İslamlaşma henüz Çinlilerin hayatını etkilemiş değil. Ama bir gün gittiğimiz bir restoranda domuz eti yiyemez, içki içemez olursak, buna tepkimizi koyarız."
Yine Ezgi Başaran'ın görüştüğü, Malezya'daki Çinli azınlığın oy verdiği Demokratik Hareket Partisi'nin başkanı Lim Kit Siang, İslamlaşma sürecinin en büyük sebebi olarak iktidar partisi UMNO'nun, İslamcı Malezya İslam Partisi'nin oylarına ortak olmak istemesini görüyor: "Herkes ne kadar iyi Müslüman olduğunu kanıtlamaya çalışırken ülkenin yapısı değişiyor. Yıllar önce Malezya'da ırkların kutuplaşması yaşanıyordu. O aşıldı, şimdi dinlerin kutuplaşması problemiyle karşı karşıyayız. Malezya'daki dinler arası diyalog aşınmış durumda, çünkü Çinliler ve Hindular, 'Niye İslam daha üstün bir dinmiş gibi gösteriliyor' diye şikâyet ediyor. Radikal İslamcılar da diğer dinleri kendilerine tehdit olarak görüyor. Çok endişeliyim çünkü İslamlaşmanın önümüzdeki yıllarda daha da artacağını düşünüyorum."
Bir Malay'ın kamusal alanda türban takması zorunlu. Ramazanda okul kantinleri kapalı ve çocuklara oruç tutmaları için harçlıkları verilmiyor. Uyarı levhalarında kadınlar örtülü gösteriliyor. Sabah gazetesi, baskıya örnek olarak, Müslümanların oruç tutmalarını denetleyen oruç polislerini işaret ediyor. Temelkuran, bir okul müdürüyle görüşmesini şöyle aktardı: "Evet' diyor okulun müdürü, 'Ramazan boyunca yemek aralarını kaldırıyoruz ve kantini kapalı tutuyoruz.' Kötü İngilizcesinden dolayı yanlış anladığımı sanıyorum, ama sonra genç kadın müdür yardımcısı tekrar ediyor: 'Evet, yemek yemiyor çocuklar. 07.00'den öğlen 13.00'e kadar. Zaten ramazanda sosyal etkinliklere de ara veriliyor." Ama bu kadar mecburiyet? 'Hiçbir şey mecburi değil' diyor müdür. 'Başörtüsü de okul kapısının dışında 'çıkarılabiliyormuş' mesela. Ama okulun çıkışında bir iki kız haricinde kimse çıkarmıyor örtüsünü."
Gerçi Malezya İslam Enstitüsü Başkanı Ali Tevfik Al-Attaş, Hürriyet'e, din polisinin yadırganmaması söylerken, Türkiye'deki 'ahlak polisini' örnek veriyor, "Sizde de var" diyor: "Eğer ülkede bütün vatandaşlar yeterli seviyede bilgiye sahip değilse, onları zorlamanız gerek. Din polisi Malezya'da 30 yıldır var. Malezya olmayı, negatif bir şey olarak görüyorsunuz galiba. Bundan korkmanın hiç anlamı yok çünkü laiklik, Müslüman bir ülkeyi ilgilendiren bir kavram değil. Buradaki din işleriyle ilgilenen polislerin benzeri Türkiye'de var: Ahlak polisi!"
Benzer yanıtla Temelkuran da karşılaşmış. Malezya'daki ilk gününde kendisine türban bağlayan tüccar, "Malezyalı kadınlar Türkler kadar iyi bağlayamıyor. Biz sizden öğreniyoruz" dedi.
İlginç olan şu ki, Cumhuriyet'in konuştuğu eski Büyükelçi Turhan Fırat'a göre Türkiye ile Malezya yan yana getirilemeyecek kadar farklı olduğu gibi, nüfusunun yüzde 40'ı gayrımüslim olan ülke, İslami bir yönetim kuramaz.
Yeni Şafak'ta, Malezya'yı kadınların gözüyle ele alan Ayşe Böhürler eski başbakan Muhammet Mahathir'in kendini kadın hakları ve AİDS'e karşı mücadeleye adayan kızı Marine'yle görüştü. Marine'ye göre, dinin yanlış yorumlanması en çok kadınları mağdur ediyor: "Suçu dinde bulmuyorum. Dininizi iyi bir şey olarak düşünmek istiyorsunuz ama dinin koruyucuları olduklarını iddia edenler kötü şeyler yapıyorlar. Bütün HIV'lileri bir adaya koyalım diyen bir din adamı var. Belki 20 yıl önce insanların AIDS'ten hiçbir şey anlamadıkları bir zamanda söylenebilirdi. Bugün hâlâ böyle bir fikir ortaya atılıyor ve bu fikir bir numaralı Müslüman din adamından geliyor."
Böhürler, dizinin ikinci gününde, örtünme zorunluluğu olan, sigara ve flörtün yasaklandığı İslam Üniversitesi'nde kızların, sevgilileriyle bir fırsatını bulup yan yana geldiğine tanık olmasını tırnak içine alırken, görüştüğü İslami feminist Sisters İn İslam (SİS) adlı kuruluşun lideri Zeinah Anwar, çokeşliliği koz olarak kullanan erkeklerden yakınıyor: "Çokeşliliği küçük bir sorun olarak görenler var. Madem büyük sorun değil bu gürültü patırtı ne? Meclise bakın; bunun âdil olmadığını söyleyen erkeklere bakın. Açıkça görülüyor ki uygulamada yüzde 5 olsa bile, çok eşliliğe bu ülkede izin veriliyor olması pek çok kadın için tehdit olarak görülüyor."
Cumhuriyet, bu 'Zorunlu İslam Ülkesi'nin üzerinden üstün körü geçerken, ülkede İslamileşilme serüvenini, Müslüman Malayların ekonomide güçlenmesini ve Malezya'nın Türkiye'de Necmettin Erbakan sayesinde tanınmasını işledi.
'AKP'nin stratejisi sessiz ve derinden'
Hürriyet'in görüştüğü Nik Abdülaziz de AKP'nin yükselişini örnek aldığını kaydederken, 'sessiz ve derinden ilerlemelerini' övüyor: "Ben burada, AKP'nin uyguladığı birçok stratejiyi örnek alıyorum. Yavaş ve derinden ilerliyorlar. Orduyla ve AB'yle dengeyi kuruyorlar, kimseyi fazla sinirlendirmiyorlar. Çok iyi düşünülmüş, diplomatik bir stratejileri var. Ben onlarınkini Hz. Muhammed'in diplomasisine benzetiyorum. Müslümanlar ve gayrimüslimler Hudeybiye Antlaşması'nı imzalarken, Hz Muhammed ilk önce 'Bismillahirrahmanirrahim' kelimesini kullanmak istemiş. Fakat gayrimüslimler itiraz edince, antlaşma 'Tanrı'nın adıyla' diye başlamış. İmzasını da 'Muhammed Resulallah' diye değil, 'Muhammed' olarak atmış. AKP bu tarihi biliyor, çok iyi özümsemiş. Umarım Türkiye'de AKP sayesinde alevlenen İslam bilinç laikliği yok eder."
Yeni Şafak'ın dört, Hürriyet'in üç ve Sabah'ın iki gün devam eden tefrikaları dün biterken, Milliyet ve Cumhuriyet, 'olay yerinden' bildirmeyi sürdürüyor. Malezya, sayfalarca tanıtılırken, ilginçtir, Malezya silahlı kuvvetlerinin 'şeriat' tehlikesine ilişkin düşüncesi sorulmuyor, söylenmiyor, bilinmiyor. Tefrikalara konu olan 'Malezya Türkiye olur mu' sorusu bir de bu bakımdan yöneltilse acaba nasıl bir yanıt gelirdi?



İslamcıların gözü Türkiye'de
Milliyet'e göre, Malezya'nın İslamcıları, Türkiye siyasetini yakından izliyor. Malezya'nın, siyaset yasaklısı, eski başbakan yardımcısı, cezaevinde yatmış, liberal ve ılımlı İslam lideri Enver İbrahim, Başbakan Recep Erdoğan'ı övüyor, "Tayyip beye hayranım. Fikir alışverişinde bulunuyoruz. İslam'ın yeni yüzleriyiz" diyor. Temelkuran'ın izlenimi şöyle: "Tayyip Erdoğan'la aralarında benzerlik kurulmasından rahatsız olmayacağını söylüyor İbrahim. Ama bir röportajında, İslam'ı modern hayata uyarlama konusunda Erdoğan'a 'tavsiyeler' verdiğini söylediğini, bu 'tavsiyelerin' ne olduğunu sorunca: 'Tavsiye demeyelim de... Çünkü ben Tayyip Bey'e hayranım. Mesela medyaya toleransı inanılmaz(!). Fikir alışverişinde bulunuyoruz tabii ki. Ne de olsa biz, İslam'ın yeni yüzleriyiz. Ama o şimdi başbakan. Yani Müslüman devlet adamını temsil ediyor dünyada."
İbrahim, Türkiye-Malezya benzetmesini ortaya atarak Türkiye'deki beş gazeteyi meşgul eden Richard Holbrooke da kızgın: "Richard orada hata yaptı. Richard'ın söylemek istediği bu toplumlarda Müslümanların diğerlerine karşı hoşgörülü olduğuydu. Ama 'İslami devlet' derseniz bu doğru olmaz."
İbrahim, her ne kadar 'liberal' olduğunu açıklasa da, Temelkuran'ın, tolerans sınırlarını ölçmek için yönelttiği sorulara verdiği yanıtlar muhafazakâr politikacıları aratmıyor: "Hiçbir zaman din değiştirmeyi desteklemem. Zaten din değiştirenlerin özgürlüğü üzerinden bunu savunanlar küçük bir azınlık. Küçük bir grubun haklarından söz ediyorlar. (İslami harekete ilişkin) Bu, 80'lerde başlayan uluslararası bir hareket. Evet ama yükselen İslam'ın neresi kötü?! Kadınların başörtüsü takmasının neresi kötü?!"


Penis pompası bile varmış!
Sabah, dizinin başlığından da anlaşılacağı gibi Malezya'nın ne tam laik ne de İslamcı olduğuna hükmetmiş. Şeriat 'tehlikesinden' emin olmayan Sabah gazetesine göre Müslüman kadınlar isterse seksi giysiler giyebiliyor, viagralar, vibratörler ve özel penis pompaları uluorta satılıyor. Hatta Malezyalılar, homoseksüelliğe karşı bile hoş görülü. Milliyet travestilere, Hürriyet de altı blucinli, üstü türbanlı kızlara tanık oldu. Yeni Şafak, ailelerin evlilik dışı hamile kalan kızlarına merhametli davrandığını ve seks işçisi kadınların bile rahatlıkla genelev broşürü dağıttığını gözlemledi.