Hırsızlığı Cumhurbaşkanı biliyor

İstanbul Tabip Odası Başkanı Prof. Gençay Gürsoy, bilimsel hırsızlık yapmakla suçlanan İÜ Rektörü Prof. Alemdaroğlu'nun güçlü koruyucuları olduğunu söylüyor.
Haber: NEŞE DÜZEL / Arşivi

NEDEN? Gençay Gürsoy
Olayı 2001 yılında Cumhuriyet gazetesi Bilim Teknik eki ortaya çıkardı. İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Kemal Alemdaroğlu'nun, bir Amerikalı doktorun yazdığı kitabı, iki arkadaşıyla birlikte alıp kendi imzalarıyla yayımladığını ortaya koydu. Öğretim Üyeleri Derneği de, bu eser hırsızlığını hemen Cumhurbaşkanı'na YÖK'e, Üniversitelerarası Kurul'a ve Tabipler Birliği'ne bildirdi. Daha sonra İstanbul Tabip Odası olayı soruşturdu ve eser hırsızlığından ötürü Alemdaroğlu'na iki ay meslekten men cezası verdi. Bu arada Hürriyet gazetesinde Murat Bardakçı intihalle ilgili çok geniş yayın yaptı. Ama Cumhurbaşkanı da, YÖK de sessiz kaldı. Türkiye'nin en büyük üniversitesinin rektörü, akademik dünyada en büyük suç olan intihalle suçlanıyor ama kimse tepki vermiyordu. YÖK Başkanı Teziç olayın zamanaşımına girdiğini söylüyordu. Alemdaroğlu skandalı, tıpkı tren faciasındaki gibi sadece bir olayı değil, bir zihniyeti gösteriyor. Çocuklarımızı yetiştiren zihniyetin ne olduğunu, bu skandalın peşinden gittiğinizde açıkça anlıyorsunuz. İstanbul Tabip Odası Başkanı Prof. Gençay Gürsoy'la, bu hırsızlık skandalının tüm safhalarını konuştuk.
TürkTabipler Birliği, İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu'-nu bir başkasının eserini çaldığı iddiasıyla iki ay meslekten men cezasına çarptırdı. Bu suçlamayı kanıtlayacak belgeler var mı elinizde?
Soruşturmayı İstanbul Tabip Odası yaptığı için bizde bütün belgeler var.
Kemal Alemdaroğlu'nun kitabıyla, bir Amerikalı doktor tarafından yazılmış orijinali arasındaki benzerliklerin oranı ne?
Bilirkişi raporlarına göre, Alemdaroğlu ve iki arkadaşının yazdığı 226 sayfalık kitapla, orijinal kitap arasındaki benzerlik kabul edilebilir boyutların çok üzerinde. Bilirkişi raporlarına göre, Alemdaroğlu'nun kitabında, orijinal kitaptan yer yer kelimesi kelimesine çeviri, yer yer metne tam sadık kalınmadan çeviri, yer yer de adaptasyon biçiminde alıntılar var. Alemdaroğlu ve iki arkadaşının yazdığı kitabın adı 'Laporoskopik Cerrahi'. Amerikalı Dr. Phillipe Jean Quilici'nin yazdığı kitabın adı da 'New Developments in Laporoscopy' yani laporoskopide yeni gelişmeler. Ayrıca orijinal kitaptaki şema ve resimlerin tamamı da olduğu gibi alınmış. Oysa bu şemaları ve resimleri yapan kişinin adı orijinal kitapta yazılı. Ama Alemdaroğlu ve arkadaşları, metin, şema ve resim alıntılarıyla ilgili hiçbir kaynak göstermiyor.
Hiç mi?
Hiç. Kitabın sonundaki referanslara bakıyorsunuz, orijinal kitabı yazan insanın adı hiç geçmiyor. Referanslarda, kitaptaki resimlerin ve şemaların sahibi olan kişinin adı da bulunmuyor. Bazıları, orijinal kitap için, 'Bu bir gerçek eser değil. Çünkü bu kitapta bir tıp tekniği tanıtılıyor' gibi iddialarda bulunuyor. Özrü kabahatinden büyük bir yaklaşım bu.
Niye?
Manuel bir şey eğer bize eser olarak tanıtıldıysa, o zaman bu da büyük bir aldatmacadır. Çünkü Alemdaroğlu ve arkadaşları yazdıkları kitabın önsözünde, 'Endoskopik cerrahi alanında Türkçe yazılmış teknik bir kitabın olmaması, bizi bu eseri hazırlamaya teşvik etti' diyorlar. Demek ki kendileri de bir eser hazırladıkları iddiasındalar. Zaten orijinal kitap, yazarının ve çizerinin adıyla yayımlanmış ve büyük boyutlu basılmış 80-100 sayfalık bir kitap. Kitapta, Amerika'da basıldığı yer ve tarih belirtiliyor. Kitabın girişinde yazarın teşekkürleri yer alıyor. Anlayacağınız, dünyanın neresine giderseniz gidin, bu olay bilimsel intihal tarifine tıpatıp uyuyor.
Alemdaroğlu'nun kitabının intihal olduğu ne zaman fark edildi?
1 Aralık 2001 tarihli Cumhuriyet gazetesinin Bilim Teknik ekinde 'İşte bir intihal olayı daha' başlığıyla çıkan bir haberle fark edildi bu. Öğretim Üyeleri Derneği de, Cumhurbaşkanı'na, YÖK'e, Türk Tabipler Birliği'ne, Üniversitelerarası Kurul'a ve TÜBA'ya bu intihali hemen 10 Aralık'ta bir dilekçeyle bildirdi. O günden bugüne Tabipler Birliği hariç bu kurulların hiçbirinden başvuruya bir ses çıkmadı, cevap gelmedi. Sadece Tabipler Birliği olayın üzerine gitti, dosyayı İstanbul Tabip Odası'na iletti. Ama o günkü Oda yönetimi bu suç ihbarını beş ay sümenaltı etti. Oda'nın yönetimi 2002'de değişip de, biz başa gelince, bu bilimsel aşırma iddiasını incelemeye aldık.
Ne yaptınız?
İngiliz dili ve edebiyatı profesörü Jale Parla, Teknik Üniversite'den TÜBA üyesi Prof. Ayşe Erzen ve İzmir'den tıp profesörü Ali Menteş ciddi bir intihal suçunun olduğuna dair bilirkişi raporlarını hazırladılar. Tabipler Birliği Yüksek Onur Kurulu da 9 Kasım 2003'te oybirliğiyle,
'İntihal fiili oluşmuştur' gerekçesiyle Prof. Alemdaroğlu'na iki ay meslekten men cezası verdi.
Peki YÖK'ün, Üniversitelerarası Kurul'un suç duyurusuna rağmen, eser hırsızlığına sessiz ve kayıtsız kalmasını nasıl açıklıyorsunuz?
Açıklamada güçlük çekiyorum. Bu, suçu kabullenmek anlamına geliyor. Dünyanın her yanında çok ciddi bir akademik suç olarak kabul edilen intihal işlemini görmezden gelme anlamına geliyor. Oysa YÖK'e bu intihal olayıyla ilgili başvuru 2001'de Kemal Gürüz'ün başkan olduğu dönemde yapıldı. Yeni YÖK Başkanı Erdoğan Teziç, geçen hafta bu sayfada yayımlanan röportajında 'YÖK o zaman işlem yapmak için bir değerlendirme yaptırmış. Bunun bir intihal olmadığını tespit etmiş' diyor. Halbuki YÖK bu intihal başvurusuyla ilgili ciddi bir bilirkişi incelemesi yaptırmadı. Konuyu Etik Kurul'a bile göndermedi. O sırada bir YÖK üyesi, ' Ben bu kitaba baktım, çok ciddi şeyler yok' demiş ve konu böyle bir afaki ifadeyle geçiştirilmiş.
Tabipler Birliği, Alemdaroğlu'nu cezalandırdı. Peki, bu kitabın çalıntı olduğunu YÖK'e bildirdi mi?
Türk Tabipler Birliği, 9 Kasım 2003 tarihli meslekten men cezası kararını sadece YÖK'e değil, Üniversitelerarası Kurul'a da bildirdi. Hatta Sağlık Bakanlığı'na bile bildirdi. Bu konu, Cumhurbaşkanı'na da bildirildi.
YÖK Başkanı Erdoğan Teziç, bu intihal olayını soruşturamadıklarını, çünkü suçun zamanaşımına uğradığını söyledi. Nasıl zaman-aşımına uğradı bu olay? YÖK'e geç mi bildirildi?
Hayır, bildirimde hiçbir gecikme yok. Bu kitap 1995'te basılmış. İntihal olayı 2001 yılında fark edilmiş. Biz ise bu kitabı 4 Temmuz 2002 tarihinde piyasadan satın aldık. 1995'ten 2000'li yıllara kadar bu kitap piyasada satılıyor yani. Elimizde bunun belgesi var. Bu durumda, buradaki intihal olayının süreklilik taşıyan bir fiil olduğunu kabul etmek lazım. İntihal suçunun, kitabın satışı devam ettiği süre içinde zamanaşımı kapsamına girmesi hem mantığa aykırı, hem de akademik kurallara aykırı. Çünkü bu intihal iddiasıyla suçlanan insanlar, mesleklerini icra etmeye devam ediyorlar. Akademik etiğe bu kadar aykırı bir suçlamaya muhatap olan bu meslektaşlarımızın, 'Bizi yargılayın, biz de bir lekeden kurtulalım' demelerini bekliyor insan.
Bu olay Kemal Gürüz'ün YÖK Başkanlığı sırasında ortaya çıkarıldı. Bu suçlamanın zamanaşımına uğramasında YÖK'ün o günkü yönetiminin bir görev hatası var mı?
YÖK'te ciddi bir inceleme yapılmamış. Sadece bir YÖK üyesinin görüşü alınmış, kitabı gözden geçirdiğini söyleyen bu YÖK üyesi, 'Burada bir intihal söz konusu değil' demiş ve olay kapatılmış. Konu Etik Kurul'a bile gönderilmemiş. Bu olayın muhatabının YÖK olduğu apaçık ortada. Ama YÖK şu ana kadar resmi bir işlem yapmadı. Geçmiş yönetim de yapmadı, bugünkü yönetim de yapmadı.
Eser hırsızlığının cezası nedir?
YÖK Yasası'na göre bunun suçu bir kere meslekten men edilmedir. Yasanın 11'inci maddesinin üçüncü bendi, 'Bir başkasının bilimsel eserinin veya çalışmasının tümünü veya bir kısmını kaynak belirtmeden kendi eseri gibi göstermek, üniversite öğretim mesleğinden çıkarılma cezasını gerektirir' diyor. YÖK'e göre Alamdaroğlu öğretim üyesi olamaz. Öğretim üyeliğinin bitmiş olması lazım. Ayrıca Tabipler Odası da 15 günle altı ay arasında meslekten men cezası verebiliyor. Bütün bu disiplin soruşturmalarının yanında, işin bir de ceza tarafı var ki, o da 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun 71'inci maddesinde belirtiliyor. İntihale 4 yıldan 6 yıla kadar hapis ve para cezası veriliyor. Bu kadar ciddi bir suç intihal.
Eser hırsızlığı yaptığı saptanan bir rektör görevinde kalabilir mi?
YÖK Yasası'nın 11'inci maddesine göre öğretim üyesi olması mümkün değil ise, rektörlük yapmasının hiç mümkün olmaması lazımdır.
Alemdaroğlu'nun suçunun zamanaşımına girdiği için şimdi soruşturulamadığı söyleniyor ama... Bir başka görüş de kitabın piyasada satıldığını, suçun devam ettiğini, bu nedenle zamanaşımına uğrayamayacağını söylüyor. Hukukçularınıza konuyu danıştınız mı?
Kitabın artık yazarları tarafından toplatıldığını duyduk biz. Ama bu kitap 1995'ten 2002'ye kadar piyasada satıldı. Bunu biliyoruz. Çünkü intihal soruşturması nedeniyle biz bu kitabı piyasadan o tarihte satın aldık. Dosyada bunun belgesi var. Bizim hukukçularımıza göre, bu sürmekte olan bir suçtur. Dolayısıyla klasik zamanaşımı kavramına girmez. Nitekim Danıştay bize, 'Bu suç zamanaşımına uğramıştır' demedi. Danıştay, gerekçeli kararında açık açık, 'Bu suçun asıl muhatabı YÖK'tür. Cezalandırılacaksa, YÖK tarafından cezalandırılmalıdır' dedi.
Peki, Cumhurbaşkanı'nın böyle bir olaya müdahale edip rektörü görevden alma yetkisi var mı?
Rektörleri atama yetkisi varsa, görevden alma yetkisi de elbette var. Ayrıca Cumhurbaşkanı'nın bu tip suçları inceleyebilecek komisyonları var. Böyle bir suçlamanın şu veya bu şekilde bir sonuca ulaştırılması lazım.
Cumhurbaşkanı, bu konuda gerekli hassasiyeti gösterdi mi peki?
Kulağımıza gelenlere göre, ihtihal suçlaması İstanbul Üniversitesi'nin 2001'deki rektörlük seçimi dönemine rastladığı için Cumhurbaşkanı bir kasıt ihtimalini dikkate almış. Keşke intihal suçunun daha önce farkına varılsaydı ama... Kasıt gerekçesi intihal suçunun niteliğini ortadan kaldırmaz ki. Bu intihal fiili işlenmişse bir sonuç doğurması lazım.
Virginia Üniversitesi, resmi internet sitesinde Kemal Alemdaroğlu'nu açıkça eser hırsızlığıyla suçladı. YÖK ya da İstanbul Üniversitesi, Virginia Üniversitesi'nin suçlamasına resmen cevap verdi mi?
Bilmiyorum.
Siz, iki ay meslekten men cezasına çarptırmadan önce Alemdaroğlu'ndan savunma istediniz mi?
Soruşturma sürecinde savunmalarını istedik. Dosyada her birinden alınmış savunmalar var. Alemdaroğlu 17 Temmuz 2002'deki savunmasında kitabın ihtihal olmadığını bile söylemiyor. 'Siz beni yargılayamazsınız. İstanbul Üniversitesi'nin rektörlük makamı hiçbir zaman bir meslek odası tarafından denetlenemez' diyor.
Eser hırsızlığıyla suçlanan birinin hangi nedenlerden dolayı rektörlük gibi çok önemli bir mevkide kalabildiğini düşünüyorsunuz?
Bir tür dokunulmazlığı olduğunu fark ediyorsunuz. Bir paratonere, koruyucu bir sisteme ve ilişkilere sahip olduğu anlaşılıyor. Başka konularda da sorun çıktığında, sonuç alınamıyor.
Alemdaroğlu'nu akademik çevrelerden birileri mi koruyor yoksa üniversite çevrelerinin dışında bu olayı örtbas etmek isteyen başka güçler var mı?
Hissiyatımı söyleyeyim. Üniversitenin içinden bir koruma bu sonucu doğuramaz. Daha güçlü bir çevrenin desteğine sahip olduğu inancındayım.
Danıştay, Türk Tabipler Birliği'nin Alemdaroğlu'na verdiği cezayı durdurdu. Hangi nedenden bu cezayı durdurdu Danıştay?
Danıştay, 'İntihal yoktur' demedi. İntihal yoktur demediği gibi zamanaşımını da gerekçe olarak kullanmadı. Danıştay, 'Alemdaroğlu ve arkadaşlarının işlediği suç hekimlik mesleğiyle değil, akademik görevleriyle işledikleri bir suçtur. Dolayısıyla bunu yargılayacak merci YÖK'tür' diye karar verdi. Danıştay çok net bir biçimde, YÖK'ü işaret etti ve 'Bu suçun niteliği YÖK tarafından yargılanmaya müsaittir' dedi. Ama bize de...
Danıştay size ne dedi?
'Siz yargılayamazsınız' demedi. Çünkü bizim yayın etiğiyle ilgili tüzük maddemizde, bir eseri kaynak vermeden kullanmak suçtur. Bu madde, bu suçun cezasını da gösterir. Nitekim 25 kişilik Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu'nun 25 üyesinden 9'u bozma kararına karşı çıktı ve 'Bu konuyu YÖK'ün mutlaka soruşturması gerekir ama Tabipler Birliği de bu konuda yetkisiz değildir' dedi.
Peki Danıştay'ın bu kararı, YÖK açısından bir hukuki sonuç doğurmuyor mu? Görevini ihmal ettiği iddiasıyla YÖK hakkında kamu davası açılamaz mı? Hukukçularınız ne diyor?
Bu görüşte olan hukukçular var. Türk Tabipler Birliği ya da Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği böyle bir başvuruda bulunabilir.
Eğer bir rektör herhangi bir gelişmiş ülkede eser hırsızlığından suçlu bulunsaydı ne olurdu?
Ebedi tatile ayrılırdı. Bir yargılamaya da ihtiyaç olmadan, bir gün bile üniversitede kalamazdı.
Sizce bu olay kapatılacak mı?
Kapatılmaması gerekir.
YÖK'ün, üniversite çevrelerinin ve Cumhurbaşkanı'nın ne yapması lazım şimdi sizce?
İntihal suçu işleyen insanların öğretim üyeliklerinin sona erdirilmesi gerekiyor. YÖK Başkanı da zaten intihal suçunun öğretim üyeliği niteliğiyle beraber gidemeyeceğini söyledi. Bu konu, YÖK tarafından ciddi incelenmelidir. Gerekiyorsa bir komisyon kurulabilir ya da konu Etik Kurul'a verilebilir. Biz elimizdeki dosyayı, bütün belge ve delilleri isterse YÖK'e göndeririz. Zaten dil bilen bir insan bile bu iki kitabı yan yana koyup incelese, intihal suçundan kuşku duymaz bence. Ben Cumhurbaşkanı olsam...
Ne yaparsınız?
Bu konuyu bir gün bile bekletmem. Hatta dil bilen insanları yanıma alıp, bu iki kitabı kendim yan yana getirip bakarım. Önce bir kanaat edinirim. Sonra da bilirkişi aracılığıyla sonuca varırım. Alemdaroğlu'nun rektörlük görevinin sona ermesi lazım...