Hrant Dink iddianamesinde dönemin Emniyet yöneticilerine müebbet hapis talebi

Hrant Dink iddianamesinde dönemin Emniyet yöneticilerine müebbet hapis talebi
Hrant Dink iddianamesinde dönemin Emniyet yöneticilerine müebbet hapis talebi
Hrant Dink cinayetiyle ilgili yeni iddianame mahkemeye gönderildi. Savcı, dönemin üst düzey Emniyet görevlileri Ramazan Akyürek ile Ali Fuat Yılmazer'in 'silahlı örgüt kurmak' suçundan 22,5 yıl, 'kasten adam öldürmek'ten ise ağırlaştırılmış müebbetle yargılanmasını istedi. Dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah hakkında da "görevi kötüye kullanmak"tan 2 yıla kadar hapis talep edildi.

RADİKAL - Agos Gazetesi'nin eski Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in öldürülmesiyle ilgili, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu tarafından hazırlanan 168 sayfalık yeni iddianame mahkemeye gönderildi. 

İddianemede dönemin İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek ile İstihbarat Daire Başkanlığı Personel Şube Müdürü Coşgun Çakar'ın "tasarlayarak kasten öldürmek" suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla yörgılanması istendi.

Savcılık, iki ismin "silahlı örgüt kurmak, resmi belgede sahtecilik, resmi belgeyi yok etme, görevi kötüye kullanma" suçlarından da 23'er yıldan 44'er yıla kadar hapisle cezalandırılmasını talep etti.

İddianamede, dönemin İstihbarat Daire Başkanlığı C Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer'in ise "tasarlayarak kasten öldürmek" suçundan ağırlaştırılmış müebbet, "silahlı örgüt kurmak, resmi belgeyi yok etme, görevi kötüye kullanma" suçlarından 19 yıldan 32 yıla kadar hapis cezasına çarptırılmaları talep edildi.

Savcılık ayrıca dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah'ın da Dink'in korunması için gerekli önlemleri almadığını belirterek, görevi kötüye kullanmak suçundan 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezasıyla yargılanmasını istedi. 

İddianamede dönemin Trabzon İstihbarat Şube Müdürü olan Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Engin Dinç ve eski İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler hakkında da "kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi ve görevi kötüye kullanma" suçlarından 15 yıl 6'şar aydan 22'şer yıla hapis cezası talep edildi.

SABRİ UZUN'A 2 YILA KADAR HAPİS TALEBİ

İddianamede ayrıca dönemin Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun hakkında "görevi kötüye kullanma" suçundan 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası öngörüldü.

Savcılığın mahkemeye sunduğu yeni iddianamede, dönemin Trabzon Emniyet Müdürü Reşat Altay ve eski Trabzon Emniyet Müdürlüğü İstihbarattan Sorumlu Müdür Yardımcısı Hasan Durmuşoğlu'nun da "kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi, görevi kötüye kullanma ve resmi belgeyi yok etme" suçlarından 18 yıl 6'şar aydan 29 yıl 6'şar aya kadar hapis cezasına çarptırılmasını istedi.

17 KİŞİYE ÖRGÜTE ÜYELİKTEN CEZA İSTEMİ

İddinamede cinayetin işlendiği dönemde İstihbarat Daire Başkanlığı'nda görevli bulunan komiser Yılmaz Angın, İstihbarat Daire Başkanlığı C Büro Şube Müdür Yardımcılığı görevini yürüten Tamer Bülent Demirel ve Osman Gülbel'in "tasarlayarak kasten öldürme" suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapisle cazalandırılmaları istendi. 

Savcılık, dönemin Trabzon İstihbarat Şube Müdür Yardımcısı Ercan Demir, Trabzon İstihbarat Şube Müdürü Faruk Sarı ve komiser yardımcısı Özkan Mumcu ile Trabzon'da görevli polis memurları Muhittin Zenit, Mehmet Ayhan ve Onur Karakaya'nın da "tasarlayarak kasten öldürme" suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile yargılanmalarını istedi. 

Bu şüpheliler hakkında ayrıca “silahlı örgüte üye olmak, resmi belgede sahtecilik, resmi belgeyi yok etme, görevi kötüye kullanma” suçlarından da çeşitli hapis cezaları talep edildi.

İddianamede, dönemin İstihbarat Daire Başkanlığı Şube Müdürü Yunus Yaza ve Yardımcısı Ali Poyraz ile komiserler Hamdi Egbatan, Mehmet Akif Yılmaz, Serkan Şahan, Ömer Faruk Kartın da aynı suçlamalrla yargılanması istendi.

Dönemin mülkiye müfettişi Şükrü Yıldız ile polis memuru Mehmet Uçar hakkında da  "silahlı örgüte üye olmak, resmi belgede sahtecilik, resmi belgeyi yok etme, görevi kötüye kullanma" suçlarından değişik hapis cezaları talep edildi.

11 ŞÜPHELİ HAKKINDA YAKALAMA TALEBİ

İddianamede, Akyürek, Çakar, Angın, Gülbel, Demirel, Zenit, Ayhan, Demir, Mumcu, Karakaya ve Sarı hakkında "tasarlayarak kasten öldürmek, silahlı örgüt kurmak ve üye olmak" suçlarından tutuklamaya yönelik yakalama kararı çıkarılması istendi.

Soruşturma kapsamında, Zenit, Mumcu ve Demir "cinayette ihmalleri olduğu", Akyürek ise "ihmali davranışla ölüme sebebiyet vermek" suçlarından tutuklu bulunuyor.

GÖZ YUMDULAR İDDİASI

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu tarafından yürütülen yeni soruşturma sonucunda hazırlanarak mahkemeye gönderilen 168 sayfalık iddianamede, aynı mahkemede daha önce görülen dava süreci de ele alındı.

İddianamede Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, Dink ailesinin başvurusu üzerine verdiği karara da gönderde bulunuldu. Söz konusu kararda “Yetkili makamların maktulün yaşamına yönelik gerçek ve yakın tehlikenin vuku bulmasını engellemek için maktulü korumak adına kullanılabilecek adımları atmamış olduklarından bahisle AİHS’nin 2. maddesinin ihlal edildiği belirlenmiştir” ifadesine yer verildiği belirtilen iddianamede  bir kısım kamu görevlilerinin Dink’in öldürüleceğinden ve suç faillerinden önceden haberdar oldukları belirtildi.

İddianamede söz konusu görevlilerin görev, yetki ve konumları gereği cinayeti önleme yükümlülüğü bulunmasına rağmen görevlerini yerine getirmedikleri de vurgulanarak şöyle denildi: "Şüphelilerin cinayeti işleyen örgütün yönetici veya üyesi olmamakla beraber, cinayetinin işleneceği bilgisine sahip oldukları, görevleri gereği (kanundan kaynaklanan yükümlülük) cinayeti işleyecek örgüte operasyon yapmayarak, Dink’e şahsi, fiziki ve mekansal koruma sağlamayarak, suç işlemek amacıyla kurulan örgüte hizmet ve yardımda bulunan şüphelilerin eylemlerinin silahlı suç örgütüne yardım etmek olarak değerlendirildiği iddiasıyla soruşturma yürütülmüştür."

Şüpheliler Ramazan Akyürek, Ali Fuat Yılmazer ve Coşgun Çakar’ın “FETÖ/PDY silahlı terör örgütü”nün yöneticilerinden olduğu ifade edilen iddianamede, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı’nın C Şube Müdürü Yılmazer tarafından C-2 Büro Amirliği içinde 2006 yılı haziran ayında kurulan, kuruluş onayını aldığı 23 Mayıs 2012’ye kadar mevzuat dışı çalışan komiser yardımcısı ve komiserlerin görevlendirildiği, PDY silahlı terör örgütünce başlatılması planlanan Ergenekon soruşturmalarının hazırlıklarının yapıldığı, gizli bir yapılanma olan C-5 Bürosu’nun varlığının açığa çıkarıldığı anlatıldı.

İddianamede, 1 Haziran 2006 ile 23 Mayıs 2012 arasında mevzuat dışı çalışan C-5 Bürosu’na, Dink cinayetiyle ilgili 62, Ergenekon örgütü soruşturma ve davasıyla ilgili 131, Malatya Zirve Yayınevi cinayetiyle ilgili 79, Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümüyle ilgili 69, aşırı sağ faaliyetler, etnik gerginlikler, milli hassasiyetleri istismar faaliyetleri ve benzerleriyle ilgili 21 bin 886 olmak üzere toplamda 22 bin 219 adet evrakın düşümü yapılarak üzerinde çalışıldığı kaydedildi.

Akyürek, Yılmazer ve Çakar’ın emniyet teşkilatı içinde “Fetullah Gülen cemaati” olarak adlandırılan bir grubun yapılanmasını amaç edinen silahlı terör örgütünün yöneticilerinden olduğu, bu anlamda amaç suçun gerçekleştirilmesi için Hrant Dink cinayetinin araç suç niteliğinde bulunduğu ifade edilen iddianamede, “Bu silahlı terör örgütünce (FETÖ/PDY), Dink’in mutlak suretle öldürüleceği, bunun için hazırlıklar yapan suç örgütü yönetici ve üyeleri ile cinayeti işleyecek tetikçi ‘Ogün’ ismine kadar herşey önceden bilinmesine rağmen, amaç suçun gerçekleşmesi için araç suç niteliğinde olan Hrant Dink cinayetinin gerçekleşmesinin beklendiği tespit edilmiştir” denildi.

RAPOR ÜZERİNDEN SORUŞTURMA GENİŞLETİLDİ

İddianamede, İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliği’nce soruşturma dosyasına elden getirilerek sunulan 11 Kasım 2015 tarihli tevdi raporu nedeniyle soruşturmanın genişletildiği, İçişleri Bakanlığı eski polis başmüfettişleri Levent Yarımel ve Durmuş Demirbaş’ın tanık sıfatıyla, Mülkiye Başmüfettişi Şükrü Yıldız’ın da şüpheli sıfatıyla ifadelerinin alındığı bilgisi verildi.
İddianamede, şöyle devam edildi:

“Tevdi raporu içeriği, Yarımel ve Demirbaş’ın anlatımlarından, 14 Şubat 2008’de bilirkişi olarak görevlendirilen eski polis başmüfettişleri Yarımel ve Durmuş Demirbaş tarafından hazırlanan 16 Şubat 2008 tarihinde elden İstihbarat Daire Başkanlığı’na teslim edilen, ancak İstihbarat Daire Başkanlığı kayıtlarında yok edilen, soruşturma sırasında Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü arşivinde bulunan yazı içeriğinden Dink cinayetinde sorumluluğu bulunan kamu görevlilerinin tespiti açısından Yarımel ve Demirbaş’ın soruşturmanın iddianame tanzim edildiği aşamasına çok yaklaştıkları anlaşılmıştır. Ancak FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgütün amaçları doğrultusunda örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden şüpheli Şükrü Yıldız’ın Hrant Dink cinayetinde sorumluluğu bulunan İstihbarat Daire Başkanlığı’ndaki görevlilerle birlikte hareket ederek cinayette sorumluluğu bulunan Trabzon İl Emniyet Müdürlüğü ve İstihbarat Daire Başkanlığı görevlilerinin açığa çıkartılmasını engelleyerek bütün sorumluluğu kasıtlı olarak İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü görevlileri üzerine yıktığı tespit edilmiştir.”

İDDİANAME DELİL İÇİN ANKARA’YA GÖNDERİLECEK

İddianamenin kabul edilmesinin ardından bir suretinin, “FETÖ/PDY” olarak geçen silahlı terör örgütüyle ilgili ana soruşturmayı yürüten Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Suçları Soruşturma Bürosu’na delil olarak değerlendirilmesi amacıyla gönderileceği belirtilen iddianamede, Dink’in içinde bulunduğu tehdit atmosferi, cinayet öncesi süreç ve eylemler, cinayetinin işlendiği tarih ve sonrasındaki eylemler, şüphelilerin konumu, suç işleyen şüphelilerin ilişkileri, cinayetin yargılamasını yapan mahkeme başkanını ve yargılamayı kontrol altında tutmaya dönük eylemleri, silahlı terör örgütü yöneticisi ve üyesi olmak, tasarlayarak bir kişiyi kasten öldürmeye yardım, kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi, resmi belgeyi yok etmek ve gizlemek, görevi kötüye kullanma ve resmi belgede sahtecilik suçunu işleyen şüpheliler ve suç saiklerinin iddianamede ayrıntısıyla açıklanacağı aktarıldı.

Hrant Dink cinayeti öncesi gelişen süreç ve Dink’in içinde bulunduğu tehdit atmosferine yer verilen iddianamede, Dink’e yönelik tehdit atmosferinin cinayet öncesinde Trabzon İl Emniyet Müdürlüğü, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü ve Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı’nın bilgisi dahilinde olduğu anlatıldı.
İddianamede, Şişli Adliyesi’nde Dink’in “Türklüğü Neşren Tahkir ve Tezyif Etmek” suçundan yargılandığı dava sırasında Dink’e karşı eylemler yapıldığı belirtilerek, yine Agos gazetesi önünde de eylemler yapıldığı hatırlatıldı.

“CİNAYETİ TASARLAYAN ÖRGÜTE OPERASYON YAPMADILAR”

Yılmazer’in soruşturma kapsamında 4 Aralık 2014’teki ifadesinde “Ben de Dink’e karşı yapılan bu eylemlerden haberdardım ve… bir tehdit atmosferi olduğunu biliyordum” dediği ifade edilen iddianamede, “Trabzon İl Emniyet Müdürlüğü görevlileri olan şüphelilerin Dink’e yönelik tehdit atmosferinden haberdar oldukları, Dink’in öldürüleceğine dair kesin istihbari bilgiye sahip oldukları halde cinayet tasarısına ilişkin bilgilerin bir kısmını devletin ilgili birimlerinin yalnızca bir kısmına aktarmış, cinayet tasarısındaki gelişmeleri ve değişiklikleri kayıt altına almamış, cinayeti tasarlayan örgüte operasyon yapmamışlardır” ifadelerine yer verildi.

Şüphelilerce, Erhan Tuncel ile Yasin Hayal ve grubu tarafından geliştirilen Hrant Dink cinayeti tasarısı konusunda bilgi almak amacıyla çok sayıda gizli buluşma gerçekleştirilmesine rağmen elde edilen bilgilerin kasıtlı bir şekilde eksik olarak F/4 raporlarına konu edildiği dile getirilen iddianamede, şu bilgiler yer aldı:

“12 Eylül 2006 tarihli 11 nolu F/3 buluşma raporunda düzenlendiği belirtilen tetikçi Ogün isminin bulunduğu, Engin Dinç’in savcılıkça ifadesinin alındığı 26 Ağustos 2015 tarihine kadar Yasin Hayal grubunun geliştirdiği Dink cinayeti tasarısıyla ilgili olarak 13 Ekim 2005 tarihli ve 07 nolu, 15 Şubat 2006 tarihli ve 09 nolu, 8 Nisan 2006 tarihli ve 10 nolu F/3 buluşma ve F/4 gizli haber raporlarının düzenlendiği resmi kayıtlarda yer almasına rağmen Engin Dinç’in savunması sırasında, İstihbarat Daire Başkanlığı’nda yaptıkları araştırma sonucunda ifade vermeye gelmeden önce Trabzon İl Emniyet Müdürlüğü’nce İstihbarat Daire Başkanlığı’na hitaben yazılmış 14 Eylül 2006 tarihli yazı ve eki 12 Eylül 2006 tarihli ve 11 nolu F/3 gizli buluşma raporunu bulduklarını söylediği, 14 Eylül 2006 tarihli ve 175177 sayılı yazı ve eki F/3 buluşma raporunu savunmasına ek olarak soruşturma dosyasına sunmuş olup, 12 Eylül 2006 tarihli F/3 buluşma raporu ve bu raporda düzenlendiği belirtilen F/4 haber raporunun Hrant Dink cinayetinin işlendiği tarihten itibaren bütün soruşturma makamlarından gizlendiği tespit edilmiştir.”

İddianamede, 12 Eylül 2006 tarih F/3 buluşma raporunun, Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü görevlileri “Memduh Aydın” kod ismini kullanan Mehmet Ayhan ve “Ünal Kartal” kod isimli Mehmet Uçar ile “Mehmet Kurt” kod isimli Erhan Tuncel ile yapılan gizli buluşma üzerine düzenlendiği belirtilerek, yapılan incelemede, bir sayfadan ibaret 11 nolu F-3 buluşma raporunun büro memuru Mehmet Ayhan, bürolar amiri Ercan Demir, şube müdür yardımcısı Hasan Durmuşoğlu, Şube Müdürü Faruk Sarı parafıyla İl Müdürü Reşat Altay’a sunulduğuna işaret edildi.

“ERHAN TUNCEL İLE BULUŞMA RAPORU YOK EDİLDİ”

F/3 raporunda “Yukarıda belirtilen yer ve zamanda (K) Mehmet Kurt ile yapılan buluşmada elde edilen bilgiler F/4 raporuna çıkartılmıştır” denmesine rağmen, bu buluşmadan elde edilen bilgiler üzerine düzenlenen F/4 haber raporunun 14 Eylül 2006 tarihli yazı ekinde bulunmadığı gibi, İstihbarat Daire Başkanlığı’nda da olmadığı vurgulanan iddianamede, F/4 haber raporunun, arızalandığı gerekçesiyle Dink cinayetinden 9 gün önce arıza formu düzenlenen Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü’ne ait medya dosyaları ve yazışmaların bulunduğu sunucu ile (terminal) birlikte yok edildiği, İstihbarat Daire Başkanlığı C Şube Müdürlüğü’nde bulunan 11 nolu F/4 raporuna ilişkin kayıtların da bilgisayar ortamında silindiği aktarıldı.
Yasin Hayal tarafından Hrant Dink cinayetini gerçekleştirmek amacıyla tetikçi arayışına girildiğinin ve son ana kadar muhafaza edilen ilk tetikçi adayının Zeynel Abidin Yavuz olduğu bilinmesine rağmen şüphelilerce elde edilen bilgilerin tamamı ve cinayet tasarısında meydana gelen değişikliklerin F/4 raporlarına aktarılmadığına dikkat çekilen iddianamede, Erhan Tuncel’in alınan 29 Kasım 2013 tarihli sesli ve görüntülü ifadesi de yer aldı.

İddianamede, tasarlanan Hrant Dink cinayetinin önlenmesine dönük hayati önem taşıyan istihbari bilgilerin F/4 gizli haber raporlarına yansıtılmayarak kasten gizlendiği bildirilerek, F/3 buluşma raporu ve bu raporda düzenlendiği belirtilen F/4 haber raporunun cinayetin işlendiği tarihten itibaren bütün soruşturma makamlarından gizlendiğinin tespit edildiği vurgulandı.
Soruşturma makamlarından bugüne kadar gizlenen 17 Ocak 2007 tarihli raporda, cinayeti tasarlayan Yasin Hayal ve grubuyla tetikçi Ogün Samast’ın son ana kadar izlendiği, kontrol altında tutulduğunun anlaşıldığı kaydedilen iddianamede, “Yasin Hayal ve lideri olduğu silahlı suç örgütü, Hrant Dink cinayetini işleme konusunda kararlıdırlar ve Hayal bu eylemi gerçekleştirebilecek yapıda biridir. Trabzon İl Emniyet Müdürlüğü görevlileri, Dink cinayetini işleme konusundaki kararlılığın ve Hayal’in bu eylemi gerçekleştirecek yapıda biri olduğunun bilgisine sahiptirler” denildi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu tarafından yürütülen diğer soruşturma sonucunda hazırlanan 168 sayfalık iddianamede, bazı telefonlara ait HTS kayıtlarının da incelendiği kaydedildi.

‘TEREDDÜTSÜZ BİLİYORLARDI’

İddianamede, "Muhittin Zenit'in cinayet gününde Erhan Tuncel ile telefon görüşmesi yaptığı saat 16.44'tür. Hrant Dink cinayeti saat 15.00'te işlenmiştir. Cinayete ilişin haberin duyulması, Muhittin Zenit ile görüşme yapılması, Zenit'in şubeye varması, güvenlikli telefondan yeniden görüşmeler yapması ve Erhan Tuncel'e ulaşması 1 saat 44 dakikada gerçeklemiştir. Bu durum cinayet haberinin duyulduğu anda Ramazan Akyürek, Ali Fuat Yılmazer, Engin Dinç ve Ercan Demir'in tereddütsüz Yasin Hayal'in bu cinayeti işlediğini bildiklerini veya öngördüklerini açıkça ortaya koymaktadır" değerlendirmesinde bulunuldu.

BAŞSAVCILIĞI BİLDİRİLMEDİ

Ramazan Akyürek'in Dink cinayetine dair elde edilen, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü ve EGM İstihbarat Daire Başkanlığı'na bildirdiği istihbaratı Trabzon Valisine iletmediği savunulan iddianamede, Trabzon Valisi başkanlığında, Cumhuriyet Başsavcısı, MİT Bölge Başkanı, İl Jandarma Komutanı, İl Emniyet Müdürü, Garnizon Komutanı ve Sahil Güvenlik Komutanının katılımıyla ayda bir yapılan İl Emniyet ve Asayiş toplantısında da bu bilgiyi aktarmadığı, cinayet örgüt tarafından tasarlanmasına rağmen Trabzon İl Emniyet Müdürlüğü görevlilerinin bu konuyla ilgili yasal işlem başlatıp Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığı'na bildirmediği dile getirildi.

CİNAYET HAZIRLIKLARI TAKİP EDİLDİ

İddianamede, Trabzon İl Emniyet Müdürlüğü görevlilerinin, cinayetin kim tarafından işleneceği, hangi yöntemlerle işleneceği konusunda raporları kaleme aldıkları tarihte ve sonraki tarihlerde farklı bilgilere ulaşmalarına ve bu bilgiler doğru bilgiler olmasına rağmen bunları raporlara aktarmadıkları ve ilgili makamlara iletmedikleri anlatıldı.

Yasin Hayal ve Erhan Tuncel'e ilişkin teknik takip sonuçlarının cinayet öncesi çözümlenmediği ve değerlendirilmediği belirtilen iddianamede, Hayal ve grubunun cinayete ilişkin hazırlıklarının takip edildiği fakat raporlara aktarılmadığı ya da raporların imha edildiği bildirildi.

CELALETTİN CERRAH TEDBİRLERİ ALMADI

İddianamede, cinayetin işlendiği dönemde İstanbul İl Emniyet Müdürü olan Celalettin Cerrah'ın ifadesinde Hrant Dink'in korunmasıyla ilgili olarak koruma hizmetleri yönetmeliği gereğince kendisinin yapabilecek bir işlemi olmadığını belirttiği, Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü ve İstihbarat Daire Başkanlığı C Şube Müdürünce, Yasin Hayal tarafından Hrant Dink'in ne pahasına olursa olsun öldürüleceği bilgisinin kendisinden gizlenmemiş olması halinde, konuyu İstanbul Valisine götürerek Dink'in korunmasını sağlayabileceğini söylediği anlatıldı.

Bu şekilde, Cerrah'ın, Hrant Dink'in korunmasına dönük işlemleri yetki ve olanağı varken yerine getirmediğini ikrar ettiği belirtilen iddianamede, Dink ve Ermeni toplumuna ilişkin yaşanan olumsuz gelişmelerin ve yapılan eylemlerin de "İl Emniyet ve Asayiş" toplantılarında konuşulduğunu da beyan ettiği aktarıldı.

İddianamede, "Yaşanan bu gelişmeler Celalettin Cerrah'ın, Hrant Dink'e yönelik şahsi, fiziki ve mekansal koruma tedbirleri alınması için talimat vermesini zorunlu kılmaktadır. 2004'te Hrant Dink'in ölüm tehditleri aldığı anda Agos gazetesi ile Dink'in evine yönelik alınmasına karar verilen güvenlik tedbirlerinin yanı sıra Dink'e şahsi ve fiziki koruma tedbirleri alınması için talimat vermesi gerekli iken bu talimatı vermemiştir" değerlendirmesi yapıldı.

TEDBİR ALMADIĞI İÇİN SORUMLULUK SAHİBİ

Cerrah'ın, Dink'e yönelik şahsi, fiziki ve mekansal koruma tedbirlerinin alınmamasından ötürü sorumluluk sahibi olduğu vurgulanan iddianamede, dönemin İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler'in de Dink için şahsi, fiziki ve mekansal koruma tedbirleri alınmasına yönelik talep veya taleplerde bulunması zorunluluğu varken yükümlülüğüne aykırı davrandığı, bu konuyla ilgili işlem veya işlemleri yapmadığı kaydedildi.

‘AHMET İLHAN GÜLER DE TEDBİR ALMADI’

İddianamede, Güler'in Dink hakkındaki mahkumiyet kararının onanması, yeni davalar açılması, Dink'e yönelik saldırı olasılığının arttığı tarihlerde koruma önlemlerinin gözden geçirilmesi, gerek görülmesi halinde de koruma önlemlerinin arttırılması amacıyla işlemler yapması gerekirken bunları yapmadığı vurgulanarak, şöyle denildi:

"Ramazan Akyürek, Ali Fuat Yılmazer ve Coşgun Çakar liderliğinde oluşturulan suç örgütünce Emniyet teşkilatı içinde bir yapının oluşturulması amacıyla planlanan Ergenekon ve Balyoz soruşturmaları önünde engel olarak görülen İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler'den F/4 raporlarına yansıyan Yasin Hayal tarafından Hrant Dink'in ne pahasına olursa olsun öldürüleceği, bu amaçla hazırlıklara başladığı, takipten kurtulmak için telefonunu bir köyde bırakacağı gibi hayati öneme haiz bilgiler gizlenmiştir. Kendi ifadesiyle 18-19 yıl Türkiye'nin çeşitli il ve ilçelerinde İstihbarat Şube Müdürlüğü veya daha alt kademe İstihbarat birimlerinde görev yapan tecrübeli bir istihbaratçı olan Güler'in yüklenmiş olduğu kamu görevi ve konumu itibariyle yukarıda açıklanan nedenlerle Dink'in yaşam hakkına yönelik açık ve yakın bir tehlike altında bulunduğunu ön görmemiş olması mümkün değildir. İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürü şüpheli Ahmet İlhan Güler, Hrant Dink cinayetinde kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi suçundan sorumlu olan kamu görevlisidir."

EMNİYET İSTİHBARAT’IN KONUMU

İddianamede, EGM İstihbarat Daire Başkanlığı görevlileri tarafından, Dink cinayetine ilişkin tasarı öncesi, Yasin Hayal'in yapısı, gerçekleştirdiği Trabzon'daki MC Donalds bombalaması eylemiyle yapmayı tasarladığı eylemler ve Dink'e yönelik tehdit atmosferi, yaşananlar ve Dink'in öldürüleceği bilindiği halde koruma tedbirleri alınması ve cinayeti işleyecek örgüte operasyon yapılması süreçlerinin organize edilmediği, Dink'in öldürülmesinin olanaklı hale getirildiği kaydedildi.

İstihbarat Daire Başkanlığı görevlileri tarafından Dink'in faaliyetlerinin izlenmesinin yanında Dink'e açılan davalar, adliye binası ve Agos gazetesi önünde yapılan eylemler, fiziki saldırı girişimleri, basın yayın organlarında Dink aleyhine yapılan haberlerin de takip edildiği belirtilen iddianamede, bu kapsamda İstihbarat Daire Başkanlığı görevlilerinin Dink'e karşı giderek yoğunlaşan tehdit atmosferinden haberdar olduğu vurgulandı.

İddianamede, Hayal'in Hrant Dink'i ne pahasına olursa olsun öldüreceği bilgilerini içeren F/4 raporunun da 17 Şubat 2006'da, Hayal'in Dink'e yönelik eylem yapmayı tasarladığı bilgilerini içeren F/4 raporunun ise 12 Mart 2006'da EGM İstihbarat Daire Başkanlığı'na gönderildiği belirtilerek, Dink cinayetini tasarlayan örgüte yönelik operasyon yapılması süreçlerinin organize edilmediği anlatıldı.

KASITLI OLARAK ÖNLEMEDİLER

İddianamede, şu ifadelere yer verildi:

"Ülke çapında istihbarat faaliyetinde bulunabilen ve ülke çapında elde edilen bilgilerin aktarıldığı merkez olan, istihbarat birimleri arasında koordinasyonu sağlama yükümlülüğü bulunan, devletin diğer istihbarat kuruluşları ile de iş birliği yapan, müstakilen veya müştereken operasyon düzenleyebilen EGM İstihbarat Daire Başkanlığı görevlileri toplumda infial yaratacak, önemli toplumsal ve siyasal sonuçlar doğuracak Hrant Dink cinayetine dair sahip oldukları bilgilere rağmen kasıtlı olarak cinayetin işlenmesini önlememişlerdir.  Ülke genelinde ve özellikle de İstanbul ilinde aşırı milliyetçi-ulusalcı grupların faaliyetlerinin arttığı veya bu yönlü bir algının oluşturulmaya çalışıldığı veya oluşturulduğu bir dönemde bombalı saldırı düzenleyen, radikal fikirleri, eylemci kişiliği ve yapmayı tasarladığı eylemleri bilinen Yasin Hayal'in, Hrant Dink'i öldürmeye yönelik tasarısının üst düzeyde önemsenmesi gereken bir bilgi olduğu tartışma dışıdır. Hrant Dink'in öldürüleceği istihbaratına 17 Şubat 2006'da sahip olan EGM İstihbarat Daire Başkanlığı görevlileri tarafından, cinayete ilişkin elde edilen istihbarat, EGM Terörle Mücadele Daire Başkanlığına bildirilmemiştir. Cinayetle ilgili elde edilen bilgiler ve Dink, 'Hedef Şahıslar Programına' aktarılmamış, koruma tedbiri uygulanması kasten engellenmiştir. Cinayete ilişkin elde edilen istihbarat, MİT Müsteşarlığı ile Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Daire Başkanlığı'na iletilmemiştir."

AA