Hükümet AİHM'yi duymazdan geldi

Milli Eğitim din dersini aynı biçimde sürdürecek

Uygulama sürecek
Hükümet, AİHM'nin, 'din dersleriyle Alevi bir öğrenciye karşı hak ihlali işlendiği' kararını önemsemedi. Ana tespit, dersin 'din kültürü ve ahlak bilgisi' olmadığı, "Müslüman inancının belli başlı ilkeleri çerçevesinde, belirgin buyruklarının işlendiği, ritüel ve dualarının öne çıktığı" yönündeydi. Ancak Milli Eğitim uygulamasında kararlı.
'Dersimiz dengeli'
Dersin dengeli verildiğini düşünen bakanlığa göre Ankara, kararın dayandığı maddeye, 'Tevhid-i Tedrisat Yasası'na aykırı olduğu' gerekçesiyle zaten çekince koyduğu için, karar Türkiye'yi bağlamıyor. Devlet Bakanı Yazıcıoğlu: "Karar vahim değil. İsteyenin kapsam dışı kalması da bir seçenekti."
İki vurucu tespit
AİHM, Yahudi ve Hıristiyan çocuklarına muafiyet imkânını şöyle eleştirdi: Dersler farklı dinsel kültürlerle ilgili olma niyeti taşısa, sadece Müslümanlara mecburi kılınması gerekmezdi. Ebeveynlerin dinsel veya felsefi inançlarını açıklamaya zorlanması inanç özgürlüğü için uygun bir yol değil.
Haber: BETÜL KOTAN / Arşivi

ANKARA - Hasan Zengin, 'sadece Sunni İslamın öğretildiği' din kültürü ahlak bilgisi (DKAB) dersinden kızı Eylem'in 'muaf tutulması' talebiyle mahkemeye başvurduğunda İlköğretim 7. sınıf öğrencisi olan Eylem Zengin, lise boyunca söz konusu dersi okumak zorunda kaldı ve bugün üniversite öğrencisi. Bu yüzden, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) önceki gün aldığı, 'Türkiye'nin eğitim hakkını ihlal ettiği" yönündeki kararı, Eylem Zengin açısından din kültürü dersine girmeme talebi konusunda fiili bir sonuç doğurmadı. Ancak AİHM'in kararının sünni İslam inancı dışında olan bütün öğrenciler açısından doğurması gerekli sonuçların, AKP hükümetince görmezden gelineceği daha ilk günden anlaşılmış durumda.
'İslam'ın buyrukları var'
Hasan Zengin'in başvurusunu değerlendirirken, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi adıyla okutulan ders klavuzlarını ve okul kitaplarını inceleyen AİHM, bu ders kitaplarının 'İslamiyet'e diğer dinlerden ve felsefelerden daha fazla öncelik ve ağırlık verdiğini' tesbit etti.
AİHM ayrıca bu kitaplarda, 'Müslüman inancının belli başlı ilkeleri çerçevesinde belirgin buyruklar' verildiğini de saptadı. Kararda yapılan inceleme sonucunda, bu buyruklara, 'Kelime-i Şahadet, beş vakit namaz, Ramazan, hac, meleklerin ve cinlerin özellikleri ve ahirete inanç gibi kültürel ritüellerin' dahil olduğunun belirlendiği ifade edildi. Dolayısıyla bu ders AİHM heyetine göre, din kültürü değil, özellikle sünni İslam'ın öğretildiği bir din dersi niteliğindeydi. AİHM kararına göre, bu gerçek şu akıl yürütme ile de yeterince açıklık kazanıyordu: "Dersler farklı dinsel kültürlerle ilgili olma niyeti taşısaydı, sadece Müslüman çocuklara mecburi kılınması için bir neden olmazdı."
MEB: Türkiye'yi bağlamıyor
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ise AİHM'in bu tesbitlerine ve aldığı kara rağmen uygulamada değişikliğe gitmeme kararlılığında. MEB'e göre, AİHM'in kararına gerekçe yapılan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 1. ek protokolünün 2. maddesine Türkiye "Tevhid-i Tedrisat yasasına aykırı olduğu" gerekçesiyle çekince koymuştu. Dolayısıyla bu karar Türkiye'yi bağlamıyordu.
1 numaralı protokolün 2. maddesinde "Devlet, eğitim ve öğretim alanında yükleneceği görevlerin yerine getirilmesinde, ana ve babanın bu eğitim ve öğretimin kendi dini ve felsefi inançlarına göre yapılmasını sağlama haklarına saygı gösterir" deniliyor. Oysa Türkiye'nin laikliği korumak ve cemaatlerin eğitime müdahalesinin önünü kesmek amacıyla koyduğu bu çekingeyle, AİHM'in 'Tevhid-i Tedrisat' içindeki bir uygulamaya yönelik kararı arasında herhangi bir bağ yok.
'Ders dengeli' itirazı
MEB yetkililerinin karşı argümanları bununla da sınırlı değil. MEB'e göre AİHM, Eylem Zengin'in döneminde okutulan kitap üzerinden değerlendirmede bulunmuş olabilir. 2007'de müfredat ve kitaplar yenilendi. MEB'in bu konudaki değerlendirmesi şöyle: "Biz savunmamız sırasında yeni kitaplarımızı da götürdük ama muhtemelen dikkate alınmadı. Yeni kitaplarımız mantık ve mantalite olarak çok değişti. İlköğretim ve ortaöğretimde 3 büyük ünite diğer dinlere ayrıldı. Ancak 40 sayfalık bir din kitabının 10 sayfasında Hristiyanlık, 10 sayfasında Müslümanlık, 10 sayfasında Yahudilik anlatmamızı kimse beklemesin. Çünkü bu dünyanın hiç bir yerinde yok. Avrupa ülkelerinin hangisinde okutulan din kitabında İslamiyetten bahsediliyor? Tüm bunlara rağmen karar elimize geçtikten sonra, gerekirse bir kez daha müfredatı gözden geçirerek, daha nötr hale de getirebiliriz."
'İnançlara saygı yok'
Oysa AİHM kararında, bu mantık açıkça eleştiriliyor. Aleviler hakkında bilgilerin 9. sınıfta verilmesinin "geç" olduğu belirtilen AİHM kararının şu cümleleri hayli dikkat çekici:
"Mahkeme, Türkiye'deki din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinin, demokratik bir toplumdaki eğitim adına ve dine yönelik eleştirel bir akıl geliştirmek bakımından öğrenciler adına gereken nesnellik ve çoğulculuk kriterlerini karşılar nitelikte sayılamayacağı sonucuna vardı. Davacılar açısından, dersler Zengin'in babasının dinsel ve felsefi inançlarına saygı göstermemektedir."
MEB yetkililerine göre, AİHM'in kararı Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi açısından emsal teşkil etmez. Türkiye, davacının mahkeme masraflarını karşılayacak. Ancak Alevi öğrencilerin muaf olmasına dair bir uygulamaya gitmeyecek. Oysa, AİHM'in verdiği bu kararın ardından sünni İslam inancının dışındaki bütün öğrenciler, kararı emsal göstererek mahkemeye başvurabilirler. Dolayısıyla MEB, açılacak yeni davaları engellemek için yeni bir düzenlemeye gitmek durumunda.
'Dayatma yapılamaz'
MEB yetkilileri, Avrupa Birliği'nin, üye ülkeleri de dahil hiç bir ülkeye din eğitimi konusunda dayatmada bulunamayacağını belirterek, karara karşı çıkıyor. Oysa, AİHM'in kararı, tam tersine Türkiye'de din eğitimi konusundaki dayatmaların önünü kesme amacında. Ayrıca AİHM kararında vurgulanan, dersten muaf olmak için, "ebeveynlerin okul yetkililerini dinsel veya felsefi inançları konusunda bilgilendirmek zorunda olması, inanç özgürlüğünün sağlanması için uygun bir yol değil." MEB bu eleştiriyi de görmezden geliyor ama bu, "kimse dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz" diyen, Anayasası'nın 24. maddesiyle örtüşmekte.



Bakan Yazıcıoğlu: Böyle bir kararı bekliyorduk
Diyanet'ten sorumlu Devlet Bakanı Mustafa Said Yazıcıoğlu, AİHM'in zorunlu din dersi konusunda böyle bir karar vermesini beklediklerini söyledi. Yazıcıoğlu, dün parlamentoda "AİHM kararını nasıl değerlendiriyorsunuz" sorusu üzerine şunları söyledi:
"O kararda bir şey yok. Bilinen bir şey. Zorunluluğu muhafaza edip de isteyenlerin kapsam dışı kalması da bir seçenekti. Bu benim düşüncemdi zaten... Dersin içeriği asıl temayı oluşturuyor gibi geliyor bana. İçerikle ilgili sıkıntı olabiliyor zaman zaman. İçeriğinde maksadı aşan hususlar varsa bunların da elden geçirilmesi gerektiğini daha önce de söylüyorduk. Yeni bir durum değil. Bilmediğimiz bir şey değil, çok sürpriz değil."
Yazıcıoğlu, isteyenlere din dersinden muafiyet hakkı tanınmasının AİHM'e gitme yolunu kapatacağını anlatırken de, "İsteyen dışında kalırsa neyin davasını açacak? O zaman gürültü çıkarmak olur" diye konuştu. Yazıcıoğlu, dersin içereğinin değiştirilmesi konusunda Milli Eğitim Bakanı ile görüşüp görüşmediği sorusunu yanıtlarken de, "Benim ilgi alanım değil" dedi. Yazıcıoğılu, "AİHM kararından sonra bir değişiklik olması zorunlu hale geldi mi?" sorusuna ise "Zaten bir değişiklik olacak ama bu karar o kadar da vahim bir karar değil. Bu beklenen bir şeydi. Bu yönde bir karar çıkacağı tahmin de ediliyordu. Biz düşünce ifade ederken o istikamette de görüş bildiriyorduk. Herkes düşüncesini söylüyor. Biz de söylüyorduk. Bu görüşler tartışılacak ve sonunda nihayet biri kabul edilecek" diye konuştu.


AİHM'ye göre kararın dayanakları
AİHM'nin oybirliğiyle aldığı kararın, mahkemenin internet sitesindeki özeti şöyle:
"İlk olarak Mahkeme, derslerin muhtevasının nesnel, eleştirel ve çoğulcu bir tarzda verilip verilmediği üzerinde durdu. Eğitim Bakanlığı'nın davacı tarafından sunulan din kültürü ve ahlak bilgisi ders kılavuzları ve okul kitapları incelendi. İlk ve ortaokulların ilk sınıfındaki eğitim müfredatının ve buna bağlı ders kitaplarının İslamiyet'e, diğer dinlerden ve felsefelerden daha fazla öncelik verdiği tespit edildi.
Müfredat bilhassa Hazreti Muhammed ve Kuran çalışmalarını içermekte. Öğrenciler Kuran'dan sureler ezberlemek ve ilüstrasyonların yardımıyla namaz kılmak zorunda. Öğrenciler ayrıca yazılı sınavlara girmek durumunda.
Ders kitapları dinlere dair genel bir bakış sağlamamakla kalmıyor, Müslüman inancının belli başlı ilkeleri çerçevesinde buyruklar da veriyor; buna, Kelime-i Şahadet, beş vakit namaz, Ramazan, hac, meleklerin ve cinlerin özellikleri ve ahirete inanç gibi kültürel ritüeller de dahil.
Diğer yandan öğrenciler Alevi inancının ritüellerine dair hiçbir eğitim alamıyor; halbuki bu inancın takipçileri Türk nüfusu içinde hatırı sayılır bir oranı temsil etmekte. Aleviler hakkında bilgi 9. sınıfta veriliyor, fakat Mahkeme şu olguyu göz önünde bulundurmakta: İki büyük Sufi'nin, hareket üzerinde büyük bir tesir bırakmış olan hayatı ve felsefesinin bu kadar geç bir aşamada öğretilmesi, ilk ve ortaokuldaki eğitimin eksikliklerini gidermek konusunda yeterli değil. Bu yüzden de Mahkeme, Türkiye'deki din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinin, demokratik bir toplumdaki eğitim adına ve dine yönelik eleştirel bir akıl geliştirmek bakımından öğrenciler adına gereken nesnellik ve çoğulculuk kriterlerini karşılar nitelikte sayılamayacağı sonucuna vardı. Davacılar açısından, dersler Zengin'in babasının inançlarına saygı göstermemektedir.
İkinci olarak Mahkeme, eğitim sisteminde davacı ebeveynlerin inançlarına saygıyı garanti eden araçların bulunup bulunmadığına baktı.
Eğitim Yüksek Konseyi'nin Temmuz 1990'da aldığı bir karar uyarınca, 'Hıristiyan veya Yahudi dinlerine mensup olup Türk uyruğunda olan' çocuklar için din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinden hariç tutulmak mümkün. Bu karar, Hıristiyan veya Yahudi çocukların okulun verdiği dinsel buyruklarla ebeveynlerinin dinsel inançları arasında çatışma yaşayabileceği ihtimalini göz önüne almakta. Mahkeme, Avrupa Konseyi'ne bağlı Irkçılığa ve Hoşgörüsüzlüğe Karşı Avrupa Komisyonu'yla benzer şekilde bu durumun eleştiriye açık olduğu kanaatinde: eğer dersler farklı dinsel kültürlerle ilgili olma niyeti taşısaydı, sadece Müslüman çocuklara mecburi kılınması için de bir neden olmazdı.
Ebeveynlerin okul yetkililerini dinsel veya felsefi inançları konusunda bilgilendirmek durumunda olması, inanç özgürlüğünün sağlanması için uygun bir yol değil. Dahası, herhangi bir sarih metnin yokluğunda, okul yetkilileri, Zengin'in durumundaki gibi, hariç tutulma isteklerini reddetme seçeneğine daima sahipler.
Sonuç olarak Mahkeme hariç tutulma prosedüründe uygun yöntemler kullanmadığı ve verilen dersin çocuklarında değerler çatışmasına yol açma ihtimalini haklı olarak gözetebilecek ebeveyenler için yeterli koruma sağlamadığı kanaatine vardı. Bu durum, Sünni İslam'dan farklı bir inanca sahip ebeveynlerin çocuklarına hiçbir tercih sunulmadığı ve hariç tutulma prosedürünün, dinsel-felsefi inançların ifşası gibi sıkıntı verici yük içerdiği koşullarda daha da geçerlidir.
Mahkeme bunları göz önünde bulundurarak, 1 Numaralı Protokol'ün 2. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.