Hürriyet Dünyası'na saldırının adım adım detayları

Hürriyet Dünyası'na saldırının adım adım detayları
Hürriyet Dünyası'na saldırının adım adım detayları
Dün gece Radikal'in de bulunduğu Hürriyet Dünyası binasına yapılan saldırıda yer alan AKP İstanbul Milletvekili Abdürrahim Boynukalın konuşmasının bir bölümünde şöyle dedi: "1 Kasım'daki seçimden ne çıkarsa çıksın, Seni Başkan Yaptıracağız, Seni Başkan Yaptıracağız, Seni Başkan Yaptıracağız."

RADİKAL - Şu anda gazetemizin bahçesinde onlarca çevik kuvvet polisi dolaşıyor. Bir gazetede hazır bulunan polis timleri…

Niye buradalar?

Bizi, gazetecileri, korumak için.

Niye buradalar?

Çünkü siz bizim evimize geldiniz, taşlarla sopalarla.

Gazete binası gazetecilerin evidir. Evimize geldiniz, kapımızı kırdınız, içeriye girdiniz, güvenlik görevlimizi sopayla kovaladınız.

Bahçemizde Türkiye bayrağının yanında dalgalanan Doğan Grubu bayrağını indirip yaktınız.

Siz bir gece yarısı evimizi bastınız, taşlarla sopalarla. Ve saatlerce kaldınız. “Kahpe Doğan, sabrımızı taşırma” diyerek. “Re-cep Tayyip Er-do-ğan” diye sloganlar atarak. Tekbir getirerek.

Birileri düğmeye basıyor. Düğmesine basılmak için bekleyen bir ‘fedailer’ grubu var. Onlar geliyor ve bize bunu yapıyor.

Nasıl oldu, adım adım, tüm şeffaflığıyla üstünden gidelim:

1) Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan A Haber’de canlı yayındaydı. Bu yayın çerçevesinde Erdoğan; seçimlerle, o saatlerde hala sürmekte olan PKK’nın Dağlıca Karakolu baskınıyla ve başka birçok konuda açıklamalarda bulundu.

2) Erdoğan’ın ilk açıklaması Dağlıca baskınıyla ilgiliydi. Şöyle dedi: “Her şeyden önce üzüntülüyüz. Şu anda silahlı kuvvetlerimiz, Genelkurmay, Dağlıca’yla gerek valimiz, oradaki kolordu komutanıyla görüşmeler devam ediyor. Kesin netice an be an alınabilir. Şu anda sayın Başbakanım da Ankara’ya dönüşüyle bir güvenlik toplantısı yapacaklar. O ana kadar da kesin neticeleri almış olurlar. Alınca açıklayacaklar. Hava şartları, vesaire çok çok kötüymüş. Bu şartlar altında bir mücadele var. Dağlıca’da yapılan bir temizlik neticesinde böyle bir olay gerçekleşiyor. Zırhlı araçlarla ifade edildiği kadarıyla mayınlarla kurulmuş tuzaklar neticesinde bir olay burada oluşuyor. Şu anda bu konuyla ilgili Genelkurmay Başkanımız’ın aktardıkları üzücü.” 
 
3) Bu sözlerin ardından yayının moderatörü Melih Altınok, Erdoğan’a şu soruyu sordu: “400 vekil verin, bu iş huzur içinde çözülsün?” sözleriyle bugünkü çatışma ortamıyla bağdaştırılıyor. Ne diyorsunuz?”
 
Erdoğan’ın bu soruya yanıtı aynen şöyle oldu:

"Bunu anlamak mümkün değil. Bu 400 hedefini gösterme, aslında yeni Anayasa'nın inşası noktasında, inşa edebilsin, kurabilsin. Bu yeni Anayasa temelinde Yeni Türkiye adımını rahatlıkla atabilelim. Buna yönelik bir hedeftir bu. Bunun yanında şunu da görmek lazım. Parlamentoya girme gayreti içerisinde olanların, 80 vekille girdikleri halde, parlamentoda daha zayıf oldukları dönemlerde olmadığı kadar bu dönemde yaptıkları tahribatı ne ile izah edeceğiz. Biliyorsunuz 6-7-8 Ekim olaylarını yaşadık. Suruç olayını, Diyarbakır olayını yaşadık. Burada başka yerlere fatura kesmenin anlamı yok. Bunlar hep bir dayanışmanın, yardımlaşmanın neticesinde ülkemizde bir terör belası estirilmesinden başka bir şey değildi. Terörden rant elde ediyorlar. Yaptıkları şey bu. Eğer 400 milletvekilini alabilecek veya bir Anayasa'yı inşa edecek sayıyı bir siyasi parti yakalamış olsaydı, durum bugün çok daha farklı olurdu."

Erdoğan, "O zaman istikrar mı olurdu?" sorusuna ise şu yanıtı verdi:

"Her şeyden önce Yeni Türkiye adımını atmak için böyle bir şey çok çok iyi olurdu. Ben Sayın Başbakanımıza hükümeti kurma görevi verdim. Ve CHP ile görüşmeler yapıldı. CHP ile mutabık kalınsaydı, iki partinin sayısı Anayasa'yı inşa etmek için yeterliydi. Ama maalesef belli yerlere takılmak suretiyle bu olmadı. Daha sonra MHP ile görüşmeler oldu. O tabi Anayasa'yı yapmak için yeterli değildi ama en azından millete gitme, referandum noktasında böyle bire imkanı sağlayabilirdi. Fakat MHP ile de böyle bir şey yapılamadı. Bir taraftan teröre karşı olduğunu söyleyeceksin, kalkıp da elini, vücudunu taşın altına koymayacaksın. Böyle bir anlayış, bir milli duruş olamaz."

4) Erdoğan’ın canlı yayındaki açıklamalarını an be an okurlarına yansıtma çabasındaki Hürriyet Gazetesi, Twitter adresinden haberi şu ifadeyle verdi: “Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan #Dağlıca açıklaması: “400 milletvekili alınsaydı bunlar olmazdı.” Bu tweet’in yayınlanmasının ardından sistematik bir saldırı cereyan etti. Haberi sitesinde “Erdoğan’dan canlı yayında açıklamalar” başlığıyla veren Hürriyet, Dağlıca ile ilgili sözler de içerdiği için Twitter’da ‘Dağlıca’ hashtag’iyle paylaştı. 

Öncelikle şunu belirtmek gerekir: Erdoğan, 400 milletvekili ile ilgili ifadesini özel olarak Dağlıca baskınına ilişkin söylememişti. Yani 400 milletvekili alınsaydı, Dağlıca baskını olmazdı şeklinde bir ifadesi yoktu. Dolayısıyla Hürriyet’in tweetindeki #Dağlıca hashtag'i isabetli değildi, o nedenle de, fark edildiği an, yani 10 dakika içerisinde yayından kaldırıldı. Sosyal medyanın ve dijital gazeteciliğin hızı maalesef böyle bir hataya sebep oldu.

5) Elbette altı çizilmesi gereken bir husus daha var: Erdoğan, “400 milletvekili alınsaydı bunlar olmazdı” ifadesini canlı yayında tamı tamına söylemişti, zaten bu ifadelerin kayıtları da aynı saatlerde paylaşılmaya başlandı. Üstelik 400 milletvekili sorusu, Dağlıca baskınıyla ilgili yorumunun hemen ardından ve “çatışmalı ortam” ilişiği kurularak sorulmuştu. Yani Erdoğan, özel olarak Dağlıca baskınıyla ilgili söylemese de, 400 milletvekili alınamayışının yine kendi ifadesiyle bir ‘kaosa’ sebebiyet verdiğini söylüyordu. Yine kayıtları mevcuttur.

6) Doğan grubunun gazeteleri ve gazetecileriyle ilgili son dönemde artan ve tek bir merkezden yönetildiği anlaşılan bir hakaret, bezdirme, tehdit ve hedef gösterme kampanyası yürütülüyor. Dün gece Hürriyet’e yapılan saldırının detaylarını anlamak bu bakımdan da önemli.

7) Hürriyet’in söz konusu tweet’inin ardından hükümete yakın gazeteciler, yaklaşık 21.50 sıralarında Hürriyet’i protesto çağrısı yaptılar.

Hilal Kaplan: “Dezenformasyon merkezi gibi çalışan medya gruplarına hükümeti müdahaleyi çağırana kadar neden siz demokratik tepkinizi vermiyorsunuz?

Hilal Kaplan: “Doğan Medya önünde çadırlar kurulsa&günlerce eylem yapılsaydı Savcı Kiraz'ın infazına 'ders alın' veya 'PKK misilleme yapmış' diyemezlerdi.”

Cemile Bayraktar: “Yarin gidip Hurriyet'in onunde protesto eylemi yapılmalı... yeter artik yalan haber&teror yandasligina”
 
Cemile Bayraktar: “Terör çocukları öldürülmüşken bir kez bile PKK'yi anmayıp, terörü lanetlemeyip, hemen hükümete saldıran Doğan ve Paralel medyaya sabretmek zor”

Cemile Bayraktar: “Habercilik değil, terör destekçiligi mevzu bahis ise #AlçaklığınHürriyetiOlmaz”
 
8) Bu sözleri emir telakki eden 200 kişilik bir grup saat 23.30 sıralarında Hürriyet Dünyası’nın Radikal ve Doğan Haber Ajansı gazetecilerini de barındıran binasına taş ve sopalarla geldi. Bahçemizdeki ilk güvenlik kapısını aşarak ana kapıya erişti. Güvenlik görevlileriyle arbede yaşandı, zemin katta bulunan reklam bölümünün bazı masa ve bilgisayarları tahrip edildi. Camlı ana kapı kırıldı.

9) Uzun süre güvenlik güçleri bir tek polis ekibiyle olayları izledi, kalabalık Doğan grubuna ait bayrağı indirip yaktıktan sonra ve yoğun talep nedeniyle ek güç gönderdi.

10) Kalabalık içerisinde AK Parti Gençlik Kolları Başkanı Abdürrahim Boynukalın da bulunuyordu. Zaten kendisi bunu “Hürriyet'in önünde yalan haberleri protesto ediyoruz ve şehitlerimiz için Kur'an okuyoruz” ifadeleriyle Twitter hesabından duyurdu. Boynukalın, son seçimlerde AKP İstanbul milletvekili olarak meclise de girmişti.

Boynukalın’ın Hürriyet önünde yaptığı açıklama aynen şöyleydi: “Her şeyi Saray Gladyosu yapıyor diyorlar. Biz de şunu söylüyoruz: 1 Kasım’daki seçimden ne çıkarsa çıksın, Seni Başkan Yaptıracağız, Seni Başkan Yaptıracağız, Seni Başkan Yaptıracağız.”
 
11) Grubun Hürriyet önündeki sloganlı bekleyişi sabahın erken saatlerine kadar sürerken yine hükümete yakın kişilerin destek mesajları devam etti.
 
Fadime Özkan: “Hürriyet çalışanları ''POLİS NEREDE :(('' diye ağlıyor. Polisi çok sevdiğiniz PKK katletti. PKK'yı çağırın kolluk kuvveti olarak.” (Retweet)
 
Fadime Özkan: “Hürriyetin ilk terörseviciliği değil bu. Ama bunca acı yaşanan bir gecede canlı yayını bile çarpıtınca (şiddetsiz) protesto edilmesi normal.”
 
Yıldıray Oğur: “Bu da mı tesadüf.” (Doğan Haber Ajansı’nın 6 Haziran’da twitter hesabının hacklenmesi sonucu atılmış ve hacklendiği defaatle açıklanmış “Diktatörden hesap sorun, oyunuzu HDP’ye verin” yazan ekran görüntüsü yeniden dolaşıma sokuldu. Oğur, bu ekran görüntüsünü ‘Bu da mı tesadüf’ ifadesiyle paylaşan hesabı Retweet etmekte beis görmedi.)
 
Kurtuluş Tayiz: Hürriyet’e çirkin saldırı başlıklı haberi “Anlatın anlatın heyecanlı oluyor” tweetiyle takipçilerine duyurdu.
 
Taha Ün: “Vatandaşlar Bağcılar'da ki Hürriyet Binasının önünde protesto gösterisi yapıyor! lütfen yayalım imkanı olanlar mutlaka katılsın!”
 
Taha Ün: “Bağcılar'da ki Hürriyet Binası önünde kalabalık sürekli artıyor! teröre ve teröriste hesap sor! haydi sende gel.”
 
Taha Ün: “Bu protestolara hic ara verilmemeli dogan grubunun onune cadirlar kurulup sonuna kadar mucadele edilmeli.” (Retweet)
 
Taha Ün: “Hmmm çapulcu, haşhaşi, pkklı yapınca protesto, Müslüman, Vatansever, İmanlı Evlatlar yapınca saldırı öyle mi? alışacaksınız! alışacaksınız!”
 
Taha Ün: “Bir kaç terör örgütü, bir işbirlikçi çete ve üç beş gazete ile devleti dizayn edeceğini zanneden alçaklar bedel ödeyeceksiniz!”
 
ÖNEMLİ NOT: AKP’nin sosyal medyadaki savunucularından Taha Ün’ün düğününde Cumhurbaşkanı Erdoğan şahitlik yapmış, Sedat Peker hazır bulunmuş, Abdullah Gül ve Ahmet Davutoğlu da çiçek göndermişti.
 
**
 
Gezi olayları patlak verdiğinde dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan şöyle demişti: “Şu anda evlerinde bizim zorla tuttuğumuz bu ülkenin en az yüzde 50’si var. Biz onlara ‘aman sabırlı olun sakın bu oyunlara gelmeyin’ diyoruz.”

‘Evlerinde zor tutulanların’ nasıl bir sistematik içerisinde sokağa gönderildikleri ve neler yapabilecekleriyle ilgili bir fragman izlettiniz gazetecilere.

Bir siyasi partinin temsilcilerinin de katıldığı bir gece yarısı eylemiydi bu ve bir gazete binasına yapıldı.

Demokratik bir hukuk devletinde kınanması gereken bu saldırı henüz sona ermemişken körüklenmeye devam ediyordu. Protestonun da, izanın da, iyi niyetin de sınırlarının aşıldığı, ceza kanununa göre suç teşkil eden noktalara vardığı bir gece yaşadık.

Siz… Kendinize ne diyorsanız o’sunuz.

Siz… Bizim gazetemize, yani bizim evimize geldiniz, tehdit ettiniz, sopalarla saldırdınız.

Bizi yenemezsiniz.

Çünkü biz düşman değiliz. Gazeteciyiz. Tarihte gazetecilikle savaşa girildiği görülmüştür ama yenildiği vaki değildir. Çünkü yoktur böyle bir terazi, olamaz böyle bir cepheleşme.

Biz sizin bizi koyduğunuz tarafta da değiliz.

Biz sizin savaşınızın parçası da değiliz.

Biz gazeteciyiz ve gazetecilik yapmaya devam edeceğiz. Çünkü bu topraklarda bir demokratik hukuk devleti var diye biliyoruz. En azından Anayasa’da öyle yazıyor.