'Hüznün meyvesi'nin lezzet yolculuğu

'Hüznün meyvesi'nin lezzet yolculuğu
'Hüznün meyvesi'nin lezzet yolculuğu
Potasyum, fosfor, kalsiyum gibi mineraller ile zengin olan kestaneye yetiştiği mevsim dolayısı ile 'Hüznün Meyvesi' deniliyor.

FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYIN

 

Adı Bursa’yla özdeşleşen kestane şekeri, el emeği yoğun ve oldukça zorlu bir sürecin ardından tüketiciye ulaşıyor.

Yetiştiği mevsim dolayısıyla "hüznün meyvesi" olarak bilinen, halk arasında "dağların ekmeği’ olarak da adlandırılan kestane, kebap, şeker ve çikolataya işlendiği lezzet yolculuğunda uzun bir yol katediyor.

Dünya kestane üretiminin yüzde 10’undan fazlasını gerçekleştiren Türkiye’de yılda ortalama 70 bin ton kestane üretiliyor.

Türkiye’de kestane üretim alanları Doğu Karadeniz’den başlayıp Marmara ve Ege kıyılarından Antalya’ya kadar uzanıyor. Sonbaharda hasat edilmesi nedeniyle "hüznün meyvesi" olarak bilinen, halk arasında "dağların ekmeği" olarak adlandırılan kestane, kanser ve mürekkep hastalığı nedeniyle son yıllarda daha az üretiliyor.

Üretimdeki azlığa rağmen Türkiye, özellikle işlenmiş ürünleriyle yurt dışı pazarda birçok ülkeyle rekabet ediyor. Lezzetiyle hemen her damak zevkine hitap eden, yurt dışına ihraç edilen kestane şekeri, oldukça zahmetli bir süreçten geçerek tüketiciye ulaşıyor.

Genellikle eylül ayı ortalarından başlayıp ekim ayı sonlarına kadar devam eden kestane hasadı, ömürleri bin yıla kadar uzanan ağaçlarının silkelenmesi veya
uzun sırıkların dallara kırmayacak şekilde hafifçe vurulmasıyla yapılıyor.

Kestanenin dikenli bir kabuğu olması nedeniyle hasat ancak bu şekilde gerçekleştirilebiliyor. Yere dökülen dikenli kestaneler, kalın iş eldivenleri giyilerek veya çubuklarla toplanıyor. Çuvallara veya kovalara alınan kestaneler,evlerde yoğun el emeği sonucunda dikeninden ayrılıp fabrikalara satılıyor.

Yüzlerce jiletten geçiriliyor
Fabrikalara ulaştığında boylarına ayrılan kestane, depolara alınıyor. Talebe göre depolardan çekilen ürün, özel makinelerde kurutulduktan sonra kavrulup, soyma makinesine veriliyor. Burada yüzlerce jiletin hafif darbeleriyle kesilen kestane, fırçalar yardımıyla soyulup basınç altında haşlanıyor.

Haşlanmış kestaneler, şeker şurubunda pişirildikten sonra bir süre dinlendirilip kestane şekerine dönüşünce paketlenip tüketiciye sunuluyor. Kavanoz ve teneke kutularda şuruplu veya karton kutularda şurupsuz olarak ambalajlanan şekeri dışında kestane çikolataya da işleniyor.

Basınç altında haşlandıktan sonra yapılan kestane hamuru, içine fıstık gibi ürünlerin katılmasından sonra çikolatayla kaplanıp paketlenerek tüketiciye sunuluyor.

Bunların yanı sıra kestane ezmesinden yapılan karyoka ve soğuk kış gecelerinin vazgeçilmesi olan "kebap" şeklinde de tüketilen kestane, lezzeti kadar sağlık açısından da öne çıkıyor.

Piyasada çiğ olarak 3 ile 7 lira arasında satılan kestanenin kilosu, zorlu yolculuğundan sonra şeker, kebap ve çikolata kaplı haliyle sahip olduğu lezzetle 40 liraya kadar ulaşıyor.

Organik ürün kabul ediliyor

Ormanlık alanlardan köylüler tarafından toplanan kestane, özel olarak yetiştiriciliği yapılmadığı, ilaç gibi kimyasallar kullanılmadığı için tamamen organik bir ürün olarak kabul ediliyor.

Potasyum, fosfor, kalsiyum, sodyum, demir, tiamin, riboflavin, niacin gibi vitamin ve minerallerce zengin kestane, sahip olduğu karbonhidrat ve proteinle iyi bir enerji kaynağı olarak tüketilebiliyor. Kestanenin doku yapısını oluşturan lifler, bağırsak hareketini düzenliyor, bağırsak florasının gelişmesinde önemli rol oynuyor. Kestanenin zararlı maddelerin vücuttan atılmasında ve kandaki kolesterol düzeyinin düşürülmesinde etkili olduğu da biliniyor.

Çok düşük miktarlarda yağ içeren kestane, kalp ve damar hastalıklarının önlenmesinde de önemli rol üstleniyor. Linoleik asit gibi esansiyel yağ asitlerini içermesi, bu ürünün besin değerini daha da artırıyor. İçerdiği potasyum nedeniyle sinir sistemi ve kalp kaslarının çalışması üzerinde etkili olduğu belirtilen kestane, fosfor ve kalsiyum varlığıyla kemik ve diş oluşumuna katkıda bulunuyor.