İçinden ütopyalar geçen kadın

İçinden ütopyalar geçen kadın
İçinden ütopyalar geçen kadın
İlk solo albümü 'Soluk' ile dikkatleri üzerine çeken müzisyen Ceylan Ertem, şimdilerde yeni çalışması 'Ütopyalar Güzeldir' ile sevenlerinin karşısında. Ertem ile albümün hikâyesini konuştuk
Haber: ERAY AYTİMUR / Arşivi

Hayat ona anların kıymetini bilmeyi öğrettiği için kendisine Ceyl’an demeyi tercih ediyor Ceylan Ertem. Ceyl sözcüğünün kavim anlamına gelmesi ise zaten ayrıca hoşuna gidiyor tatlı ‘Cadı Avcısı’nın... Sonuçta Ceylan veya Ceyl’an, herkes bildiği gibi kullansın ama yeter ki, yeni albümü ‘Ütopyalar Güzeldir’ olabildiğince çok dinleyiciye ulaşsın umuduyla buluştuk bir Maçka gününde. Kendi şarkılarının yanı sıra Ömer Hayyam’a ait ‘Ne Güzel Gün’ şiirini, söz ve müziği Mabel Matiz’e ait olan ‘Cennetin Irmakları’nı ve Ferhan Şensoy’un albüme ismini veren “Ütopyalar Güzeldir” şarkılarını yorumladığı albümü ilk kutlayan da biz olduk, tüm distopyalara nanik yaparak.


Soluk’tan ‘Ütopyalar Güzeldir’e gelinceye kadar müziğe bakışında değişen, evrilen noktalar oldu mu? 

‘Soluk’a girerken çok fazla caz dinliyordum. Şimdi çalıştığım müzisyenler de caz müzisyenleri. Ama içlerinde başka aslanlar da yatıyor. Örneğin bir Cenk (Erdoğan) folktan etkileniyor, Ediz (Hafızoğlu) çok hayvan bir heavy metal ruhuna sahip. Sen onların içinden ne çıkarmak istersen onu çıkarırsın. Ben geçen yıl enteresan biçimde çok fazla pop dinledim, Türkçe ve çok eski. Onno Tunç ve Atilla Özdemiroğlu’nun düzenlemelerini dinledim. Çok folk dinledim. Ozanları dinledim, Neşet Ertaş’ı. Aslında çok gözyaşı mı dinledim ne? Çok da PJ Harvey dinlediğimi söyleyemeyeceğim ama onun da arabesk dışı olduğunu söyleyemeyeceğim. Bir tür olarak değil. Bergen de arabesk yapıyor Björk de. Basitliği çok sevdim. Sezen Aksu öyledir ya. Sen belki çok acayip cümlelerle anlatmaya çalışırsın ama o ‘Acı’ der. ‘Soluk’taki gibi 6-7 dakikalık şarkılar yok. Çok daha basit anlatmaya çalıştım mevzuları. ‘Ütopyalar Güzeldir’ mesela, çok basit bir şarkı. Bazen insan şifre seviyor. Bazen de Nazım’ın “Bana fanila bir de don al” dediği gibi. Çok basit ama gözyaşlarım beliriyor.


Basite eriştikten sonra işin zor olmayacak mı? 

Erişebildim mi, onu da bilmiyorum. O ipucunu yakalıyor olamayabilirim. Hiçbir zaman yazdığım bir şiir, müzik aynı olmayacak. Bülent Ortaçgil mesela. Çok seviyoruz, çok sayıyoruz. ‘Benimle Oynar mısın’dan ‘Sen’e dek hiçbir şey sürpriz değil. Her yaptığına çok aşığız ve onu hangi modda dinleyeceğimizi biliriz. Ama beni hiçbir zaman o şekilde dinleyemeyeceğiz. ‘Soluk’ öyleydi. ‘Ütopyalar Güzeldir’ böyle. Sonraki bambaşka olabilir. Çünkü ben öyle biri değilim. Bir gün dinlediğim playlist Ortaçgil’le başlayıp John Cage’la devam edip Bedia Akartürk’e dönüp Sezen Aksu ile son bulabiliyor. Meredith Monk araya girebilir. Beatles ile başlayıp Bob Dylan ile devam edip Ortaçgil’de son bulmuyor hiçbir zaman. Çünkü Sakarya’da doğmuş, İstanbul ’da büyümüş, birçok adamla ve kadınla karşılaşmış, birçok hastalık geçirmiş, birçok mutluluk yaşamış biriyim. Çok istesem de o kadar duru, saf, temiz olamıyorum. Orada yeri delen, binayı yıkan buldozeri duyuyorum. O ses etkiliyor ve bir anda çığlığı basabiliyorum. O nedenle çok değişkenim. Bu, birçok insana antipatik gelebilir ve dinleyemiyor olabilirler. ‘Soluk’ta da çok tutarsızlık vardı. Ama ben işte o tutarsızım belki de. Ve o tutarsızlığa bayılıyorum ama tutarlılığa da bayılıyorum. Şimdi hiç bilemiyorum. Bu basitlikle devam edebilecek miyim yoksa üçüncü albümde acaba hiç şarkı sözü yazmayacak mıyım?


Playlist’inin –sence- tutarsızlığı bir yandan da etnomüzikoloji okumanın getirdiği arayış sayesinde sana Bedia Akartürk ve Meredith Monk’u peş peşe dinletmiş olamaz mı?

Olabilir. Etnomüzikolojinin ‘Müzik Tarihi’ dersinde Alper Maral dünyanın en alakasız şehirlerinden müzik getirirdi. Death Metal de getirirdi, Endonezyalı amcaların müziğini de getirirdi. Biz hepsini haz alarak dinlerdik. Bundan aynı şekilde etkilenmeyen, evde sadece Bach dinleyen arkadaşlarım da vardı. Ama ben o kafadaydım ve onu bilerek girdim oraya. Çok uzun süre devam edemedim ama evet, kesinlikle, etkisi vardır. Zaten orayı istiyor olmanın temelinde dünyayı merak etmek yatıyor. Dünya gerçekten tek renk değil ve ben bir şeylerin ilkel olmasını çok severim. Cazda da o ilkeli dinlerim.

‘Ütopyalar Güzeldir’ çok tanıdık bir Ferhan Şensoy şiiri...

Babam korkunç şeyler yaşasa da gülecek şeyler çıkaran biridir. Komedi üstüne yapılmış her şeyi bilir. Ferhan Şensoy hayranıdır. Tiyatro oyunlarının kasetlerini alırdı. ‘Ferhangi Şeyler’in çok büyük bir bölümü doğaçlamadır ama bir bölümü değildir. Oraları harfiyen bilirim. Oradan, çocukluğumun parçasıdır ‘Ütopyalar Güzeldir’. Bu parçayı albüme koymamızı sağlayan da kızı Müjgan Ferhan Şensoy’dur. Babasına dinletmiş. O da çok sevmiş. Biz de albüme koymak isteyince izin aldı bizim için. Albümü ve beni anlattığını düşünüyorum. Çocukluğuma selam çaktığına inandığım için mutluyum.

Klip parçası ‘Ne olursan ol gelme’ bilmeden anlamadan, öğretilerin, inançların, felsefelerin üstünde tepinenlere yönelik bir itiraz mı?

O kadar çok kolay ki, bu parçanın çıkması. Mevlana’ya büyük saygım var. Ama ben onun gibi sabırlı, muhteşem bir insan değilim. Herkese kucak açmakla ilgili bir ifadeyi bu hâle getirmeyi gönül istemez ama yoruluyorsun bu topraklarda. ‘Başka türlü bir şey istediğim’ kafası. Yalnızlığı ve buralardan kaçıp gitme isteği geldiği bir zaman bu parçayı yazmıştım. O çığlığı attırıyor bu yaşadığımız gündem. Birileri de videonun altına yazmış hemen, “Mevlana’ya nasıl laf edersin”. “Anlaşılmak kimsenin olamaz” der Edip Cansever. O bana da kısmet olmayacak biliyorum. Ama bir yandan da Özdemir Asaf der ki, “Beni anlamadan benden yana olsan da faydası yok, karşı olsan da”. Bir yandan çok anlaşılmak da istiyorsun ama ben beni anlayanlarla beraber yürümek istiyorum. Bazen kötüysen gelme demek istiyorum, kucak açsam da kucağımda tutmak istemiyorum.

‘Cennetin Irmakları’?

Bu bir Mabel Matiz bestesi. Kadınların Türkiye ’deki konumuyla ilgili bir şarkı. Bu konuda çok üzülüp dertlensem de, bu konuda internette ‘Cadı Avı’ diye bir program yapıyorum hatta, kadın olmakla ilgili bir şarkı yazamadım. Mabel bunu yazıp bana hediye etti. Çok şanslıyım, ne güzel bir şarkısını bana verdi.


Jehan Barbur, Mabel Matiz, sen 80’lerde doğup yakıcı bir duyarlılıkla büyüyüp şarkılar yazan, yeni bir ekolsünüz ve aranızda güçlü bir dayanışma var. Sizi bir arada tutan ortak duygu nedir?

Aslında birbirimize hiç benzemeyip aynı çatı altında toplanabiliyor olmamız çok güzel. Bu isimlerin yanına on kişi daha eklerim. Bu tayfa bir şeyleri değiştirsin istiyorum. Bunu onların arasındaki biri olarak değil, müzik dinleyicisi olarak söylüyorum. Onlardan biri olarak konuşmak daha zor. Çok şeyi değiştirip, geliştireceklerine inanıyorum. Dünü, günü, yarını hatırlatıp yeni kuşağı büyüteceklerine inanıyorum. Birbirimizin işlerini sahiplenip, ruhumuzdan süzüp insanlarla paylaşabiliyoruz. Birbirimize olan sevgimiz ve saygımız dinleyiciye de ulaşıyor. Albümlerimiz 20 yıl sonraki gençlerin başucu albümleri olursa ortaya muhteşem bir resim çıkacak. Bununla ilgili çok mutluyum. Bu arada genç müzisyenlere verdiği destek nedeniyle Gürol Abi’ye (Ağırbaş) teşekkür ederim. Ne yapsam diye düşünürken tam zamanında karşıma çıktı.

Aysel Gürel’i çok küçük yaşlarda tanıyıp onun gibi olmak istemişsin ve nihayet onun için bir şarkı yazdın.

Aysel Gürel benim için çok büyük bir simge. Bütün o rahatlığı, alaycılığı ile çok zor şartlarda muhteşem kadınlar büyütmüş. Bir yandan ‘Ünzile’, ‘Firuze’, ‘İstanbul Hatırası’ derken muhteşem bir şarkı yazarı. Çocukken onun gibi olmak isterdim ama tüm fikirler karıştı benle kafası var burada. Bir kadının kahramanı olmak istemek… Aysel Gürel’in hayatını yanlış anlamak Janis Joplin’in, Amy Winehouse’un, Charlie Parker’ın yanlış anlaşılması gibi. Dışarıdan görünene hayran olduğumuzu sanıp aslında o derinliğinin anlaşılmaz olması. Sana gelen rahatlık halinin bambaşka mevzularla alakalı olmasını bazen yanlış anlarsın ya.

22.Akbank Caz Festivali’nde Barana ile birlikte ‘Kampüste Caz’ konserleri vereceksin. Sence ne kadar cazcısın? 

Hiçbir kategoriye kendimi sokmak istemiyorum. Alternatif müzik lafı kadar saçma bir şey yoktur mesela benim için. Caz, rock hepsinden bir şey alıyorum. Eğer bir tavır varsa ister istemez bir rock parçasına dönüşebiliyor ama ‘Bırakma’ diye bir parçam var, o bir caz parçası sayılabilir. Özgürlük peşindeki birileri için bir kategoriye ait olmak iyi bir şey değil. İsteyen istediğini diyebilir. Björk ne müzisyeni o zaman? Bülent Ortaçgil ne müzisyeni?