İletişimde ilk büyük kriz

Şimdilerde Mustafa Efendi'nin adını sanını bilen, hatırlayan yok.
Haber: AVNİ ÖZGÜREL / Arşivi

Şimdilerde Mustafa Efendi'nin adını sanını bilen, hatırlayan yok. Muhtemelen PTT de kendisine ikinci harfini kazandıran kişiden bihaber. Oysa atanması, çalışması, sebep olduğu tartışmalarla hiç de bugünkü Telekom krizinden geri kalmayacak çekişmenin odağı bir kişi.
Türkiye'de ilk telgraf hattı İstanbul-Edirne-Şumnu arasında 10 Eylül 1855 tarihinde açıldı... Personelinin tamamının yabancılardan oluştuğunu söylemeye gerek yok herhalde. Zira telgraf tekniğini bizde ne bilen var ne öğretecek. Dolayısıyla gerek resmi gerekse özel telgrafların Fransızca çekilmesinden başka çare yoktu.
Yardımcı olarak başladı
O dönemde Fransızlara yardımcı olmak
üzere işe alınan birkaç Türk arasında Mustafa Efendi. Ama zeki birisi olduğu da belli.
Zira çarçabuk telgraf tekniğini öğrendiği gibi Fransızlarla Türkçeye uygun bir telgraf haberleşme dili üretilmesi için kavgaya oturmuş. Babıâli'yi 'telgraf yağmuru'na tuttuğu biliniyor... Fransızların bütün devlet haberleşmesini kontrol ettiklerini ve bunun ülke güvenliği açısından vereceği sıkıntının göze alınamayacağını anlatmaya çalışmış İstanbul'a. Saraya da ulaşmanın yolunu bulmuş...
Ve sonunda meramını anlatmayı başardığı belli... Erkân-ı Harbiye, yani Osmanlı Genelkurmayı 'Askeri yazışmaların Türkçe yapılması sorununa çözüm bulunması' işini ona havele etmiş... Görevlendirilir görevlendirilmez Fransızlarla mücadeleye girişmiş Mustafa Efendi. İşletici şirket de hükümet üzerinde baskı kurmakta gecikmemiş.
Askeri haberleşmeye mahsus
Firma hatların ülke sathına yayılması ve geliştirilmesi işini askıya alma tahdidinde bulunmuş; yetinmemiş, bundan böyle Türk personel kullanmayacağını açıklamış. Ama uzun tartışmalar sonunda 'askeri haberleşme'ye mahsus olmak üzere Türkçenin kullanılması şartını kabul etmek zorunda kalmış.
Mustafa Efendi'nin (D. 1834) derhal kolları sıvayıp bir ay içinde 'Türkçe Telgraf Kod Sistemi'ni ortaya çıkardığı biliniyor.
Arapça ve Farsçayı aldığı özel dersler sayesinde öğrenen, Galatasaray Lisesi'nin yerinde kurulu Mekteb-i Tıbbıye'nin son sınıfına kadar okumuş (Fransızcayı burada öğrendiği belli) Mustafa Efendi hakkında bir başka kayıt da şu: Türkiye'den önce arkadaşı Vuliç ile birlikte Varna-Bükreş telgraf hattını yapan Fransız şirketinde çalışmış.
Bu dişli adamın önerdiği alfabenin Babıâli nezdindeki Telgraf Komisyonu'na sunulup müzakeresinin 'gizli' yapılmasında da şaşılacak hiçbir yan bulunmuyor.
Kesenin ağzı açılınca
Komisyon üyelerinin özellikle Fransız şirketin durumdan haberdar olmaması için askeriye tarafından uyarılmalarında da. Ama dönemin Babıâli'sinin çatlaklarından gidişatı öğrenen Fransızlar doğrudan doğruya Mustafa Efendi'yi hedef alarak ona görevden el çektirilmesi için kesenin ağzını açınca her şeyin tersine döndüğü biliniyor.
Zorunlu 'atama'lar
Mustafa Efendi önce terfi ettirilerek Kosova'ya 'mutasarrıf' yapıldı; Fransızlar daha uzağa gönderilmesini isteyince Libya'ya maliye müfettişi olarak gönderildi.
Halep'te de görev yaptıktan sonra başkente döndü ve bu kez Posta ve Telgraf İdaresi'nin bağlı olduğu bakanlıkta bakanvekilliğine ve idarenin yönetim kurumlu üyeliğine atandı. Bu görevdeyken de vefat etti. (1895) Cenazesi Merkezefendi Mezarlığı'na götürülürken 2. Abdülhamit adına bir mabeyn görevlisi de merasime katıldı.
Benzetmek gibi olmasın
İletişim sistemleri her zaman ekonomik ve askeri bakımdan büyük önem taşıdı. Mustafa Efendi'nin verdiği mücadeleyle şekillenen Osmanlı'daki ilk 'iletişim' krizi, her yönüyle olmasa da Devlet Bakanı Kemal Derviş ve eski Ulaştırma Bakanı Enis Öksüz arasındaki 'Telekom kirizi'ni çağrıştırıyor. ANAP'ın başını ağrıtan ve Mesut Yılmaz'ın jandarmayla tartışmaya girdiği 'Beyaz Enerji' ile 'Mavi Akım' krizlerinin bir benzeri de Osmanlı'nın son dönemlerinde yaşandı.
****
Bu da tarihi 'Beyaz Enerji'
Jeneratör ihalesi gündemdeyken eski Sadrazam Sait Paşa'nın rüşvet aldığını öğrenen Mahmut Şevket Paşa olaya el koyar ama araya İttihat Terakki yönetimi girer.
Yıl 1913. Osmanlı son savaşın eşiğinde. Almanya'yla ittifak görüşmeleri ilerlemiş, İttihat Terakki kabinesinin eli, alınan dış yardım sayesinde rahatlamış. Enver Paşa iktidarda ama henüz fiilen idareye el koymuş değil. Sadarette Mahmut Şevket Paşa var.
Ordunun yaklaşan savaşa hazırlanması yanında hükümetin önüne iki dosya geliyor. İlki Beyazıt Şişli arasında yapılmak istenen tünele ilişkin. (Şimdi bir kısmı gerçekleşen ve kullanılmakta olan metro hattı.) İkincisi elektrik idaresinin jeneratör ihalesi.
15 bin altın
Mahmut Şevket Paşa anlatıyor:
"Alman büyükelçisinden 6-7 milyon mark kadar borçlanmamıza destek sözü aldığım gün hükümeti topladım ve 20 kadar madenin işletme hakkının satışı kararını aldık. Avrupalı işadamları uzun zamandan beri oyalanıyordu. Oysa bu konuda padişah iradesi de alınmıştı. Bizden önceki hükümetin bu oyalamadan maksadının işadamlarını sıkıştırıp onlardan para almak olduğu
açıktı... Beyazıt Şişli arasına tünel yapılması projesi ve aynı şirketin istediği Elektrik İdaresi'ne yeni ve güçlü jeneratörler alınması işi de sürüncemedeydi. Meğer eski sadrazam (Sait Paşa) bu projeler için Deutsche Bank'tan 15. 000 altın rüşvet istemiş. Alman büyükelçisi Baron Vangenhaym bunu bana söyledi ve bunun üzerine Alman, İngiliz ve Fransız maliye komisyonlarının toplantı yapıp Türkiye'ye açtıkları kredileri dondurma kararı aldıklarını iletti..."
Soruşturma komisyonu
Şevket Paşa'nın durumu öğrendikten sonra yaptığı ilk iş bir soruşturma komisyonu kurmak oldu. Tahkikat biraz derinleşince Fransız şirketinin rakip firmalardan habersiz 3 milyon lira rüşvet teklif ettiği, bürokrasinin de pazarlığı kızıştırmak için bu bilgiyi Almanlara sızdırdığı ve o sıralarda cevap beklediği ortaya çıktı...
Alınan ifadelere göre ihalenin konusu jeneratör alımı gibi görünse de aslında İstanbul'un bütün elektrik ihtiyacının karşılaması işinin devredilmesiydi. Zira devletin ortaya koyduğu şartnamenin ardından şirket uzmanlarıyla birlikte özel sözleşme metni hazırlanmış ve Fransızlar bu yatırımın sürekliliğini temin için yirmi yıl süreyle kendileri dışında bir kuruluşun ihtiyaç duyulan jeneratörleri temine yetkili olamayacağı hükmünü mukaveleye koydurmuşlardı.
Paşanın hiddeti
İşin ucu eski sadrazama dayanınca ne ifade alınabildi, ne dava açılabildi. Zaten şirket alt düzey memurlara yaptığı küçük ödemeler dışında bir para da ödememişti. Devreye Talat Bey girince mesele kapatıldı. Ama Mahmut Şevket Paşa'nın İttihat Terakki'nin ikinci adamına söyledikleri hâlâ hatırlanıyor:
"Fikriniz mahduttur. Bu sınırlılık içinde vaziyeti kavramaktan acizsiniz. Konu hakkında etraflı bir bilginiz de yoktur. Yarım alimlerdensiniz. Bu memleket en çok sizin gibilerden zarar görmüştür..."
Talat (Paşa) Bey'in aldığı bu cevaptan sonra ilk fırsatta Mahmut Şevket Paşa'nın sadaretten alınması için kollarını sıvadığını tahmin edebilirsiniz artık.