İnfaz hâkimliği ne değildir?

İnfaz hâkimliği, 4675 sayılı, 16.5. 2001 tarihli yasa ile görevleri belirlenen, tutuklu ve mahkûmların cezaevlerine karşı şikâyet basvurularının iletildiği ve bu şikâyetlerin dosya üzerinden incelenerek karara bağlandığı bir yargı merciidir.
Haber: Melda TÜRKER / Arşivi

İnfaz hâkimliği, 4675 sayılı, 16.5. 2001 tarihli yasa ile görevleri belirlenen, tutuklu ve mahkûmların cezaevlerine karşı şikâyet basvurularının iletildiği ve bu şikâyetlerin dosya üzerinden incelenerek karara bağlandığı bir yargı merciidir. Yalnız cezaevlerindeki idari tasarruflara karşı müracaat yolunu açan bir şikâyet mekanizması olarak, mevcut idari mahkemelere eşdeğerli ve fakat görev sahası yalnız cezaevlerindeki idari tasarruflarla sınırlı bir hâkimliktir.
Bu yasa ile getirilen infaz hâkimliği müessesesi, tutuklu ve hükümlülerin, çalışanların görev kusurundan dolayı uğradıkları maddi ve manevi zararların tazmini konusunda görevli değildir. Bu nedenle tutuklu ve mahkûmlara yargı yolunu açarak, görev kusurundan dolayı idari tasarruflar neticesi zarara uğrayan cezaevleri sakinlerinin tazminat talep etmelerini ve kusurlu idarenin ve çalışanlarının idari ve şahsi mesuliyetlerini
düzenlememiştir. İnfaz hâkimleri ancak mevcut yasalara uygun olup olmama konusunda
idari kararları incelemeye alacaktır. Örneğin; sağlık konularında görev kusuruna dayanan ve mevzuata aykırı bir tasarruftan dolayı (doktora çıkarmamak vs. gibi) tutuklu ve hükümlü bir zarar görmüşse, bunun tazmini ve görevde kusuru bulunanın, idarenin yanında, ayrıca şahsi olarak mesul olması bu kanunda yer almamıştır.
Görev kusurları
İnfaz hâkimliği yerine, görev kusurundan dolayı idarenin ve şahısların hukuki sorumluluğuna istinaden yargı yolunun açılması: Türk infaz rejiminin köktenci bir biçimde iyileştirilmesinin gündemde olduğu bir süreçte, infaz hakimliğinin bu reformu nasıl etkileyeceğini düşünmek ve bu müessesenin, reformun aciliyeti çerçevesinde infaz sistemine yararlı olup olamayacağını ve bunun fizibilitesini tartışmak gerekir:
İnfaz Hâkimliği Yasası'yla yeni bir yargı mercii kurularak, yalnız cezaevlerindeki idari tasarrufların yargı denetimine açılması, görev alanı çok daha geniş olan olağan idare mahkemeleri varken, ayrı bir hâkimliğin ihdas edilmesi, en azından 500 veya 600 hâkimin atanmasını ve diğer altyapı gereklerinin gerçekleştirilmesini zorunlu kılacaktır.
Ekonomik engeller
Adalet Bakanlığı bünyesinde böyle geniş bir kadro büyümesi ile bu müessesenin çalışır hale getirilmesinin gerektirdiği yatırım ve bundan sisteme gelebilecek yararların doğru orantılı olmadığı yukarda anlatılan şekilde değerlendirilirse, bu müessesenin fizibilitesi sorgulanabilir.
Burada önemle belirtilmesi gereken bir husus da, bu programın uygulanmasında günümüz Türkiyesinin ekonomik şartlarında çok ciddi engellerin bulunmasıdır.
Örneğin 12 Haziran 2001'de Maliye Bakanlığı'nın çıkardığı kamuda kadro, pozisyon ve istihdam esaslarını düzenleyen 2001 mali bütçe uygulama talimatının gerekleri doğrultusunda yeni atamaların yapılması ertelenmiştir. İnfaz hâkimliklerinin kurulup da göreve başlamaları, her ahvalde uzun bir zaman dilimini gerektirmektedir. Hatta ve hatta gereken kadroların temin edilememesi bu kanunun yürürlüğe girmesine imkân vermeyecek ve bu suretle bu yasa kozmetik bir düzenleme olmaktan öteye gidemeyecektir.
Israr edilirse
Yargı yoluyla şikâyet hakkının kullanılması seçeneğinde ısrar edilirse, halen kurulu bulunan idare mahkemelerinin kadroları genişletilerek, zaten bu mahkemelerin görev sahasında olması gereken cezaevlerindeki idari tasarrufların bu mahkemelerin görev sahasına getirilmesi de mümkün olabilir ve bu konuda yeniden bir düzenleme yapılabilir.
Yukar da belirtilen çerçevede, yeni İnfaz Hâkimliği Kanunu'yla getirilen 'mahkûmun şikâyet hakkını kullanması amacıyla yargı yolu'nun açılması yerine, tutuklu ve mahkûmlara anayasal ve diğer kanunlarla düzenlenen haklarının ihlali halinde, yargı yoluna müracaat ile bu haklarının telafisi yoluna gidilmesi daha isabetli bir tutumdur. Ayrıca bununla birlikte, ihlalin yanında, bir görev kusuru var ise, gerek idarenin ve gerekse görevin icrasında kusuru
olan kişilerin mesul olmasına imkân verecek ve yaptırımlı yargı kararlarının verilmesine imkân sağlayacak bir hukuki düzenleme getirilmelidir.
***
Personel problemi
Türkiye'de adli teşkilatın en önemli sorunlarından biri personel sıkıntısıdır. Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk'in hâkim ve savcı adaylarının mezuniyet töreninde aktardığı sorunlardan biri de buydu. Eğitimleri iki yıl süren hakim ve savcı adaylarının 18 Aralık 2000 itibarıyla sayısı 1139'du. Teşkilatın, yeni bir mahkeme kurulmasa bile yılda 700'ün üstünde hâkim ve savcıya ihtiyacı var. Aynı tarih itibarıyla hâkim ve savcı açığı 2000'in üstündeydi. Cezaevi sorunlarını aşmak için kurulan infaz hâkimliğinin tamamen hayata geçirilmesi için de yaklaşık 600 hâkime gerekli.
***
ABD modeli çözüm
Cezaevlerinde mahkûm haklarının düzenlenmesi,
buna dair cezaevleri hukuk reformu ve diğer gerekli yeniliklerin geliştirilmesinde, yargı yolunun bu dizide belirttiğimiz biçimde açılmasının çok iyi neticeler getirdiği, ABD'de asrın son 30 yılında kanıtlanmıştır. Bu sayede ABD infaz hukuku veya cezaevleri hukuku dediğimiz bir hukuk dalı gelişmiştir. Bu sistem, tutuklu ve hükümlülerin haklarının belirlenmesini mümkün kılar, idarenin hukuki mesuliyetlerinin sınırlarını belirler, tutuklu ve mahkûmların hukuk devleti çerçevesinde birer hukuk öznesi olmalarını sağlar. Bu hukuk dalı tutuklu ve mahkûmların federal mahkemelerde açtıkları davalar sonucu verilen kararlarla gelişen içtihatlar hukukudur; tutuklu ve mahkûmlar bu içtihatlarda, dışardakiler gibi anayasa ve diğer kanunlarda tespit edilen haklara sahip bireyler olmuştur.
130 yıllık gelişme
1871 yılında açılan bir davada ABD Yüksek Mahkemesi (Supreme Court) tutuklu ve mahkûmları 'sivil ölü' olarak tanımladı; izleyen yıllarda tutuklu ve mahkûm, yine açılan davalar neticesinde gelişen cezaevleri hukukunda, anayasal ve diğer hukuki hakları, dışardakilere nazaran çok az miktarda kısıtlı kişiler olarak tekrar hayata gelmiştir.
ABD'nin federal mahkemeleri ve Supreme Court süreç içinde, tutuklu ve mahkûmların açtıkları davalarla, görev kusuru dolayısıyla, kişilerin cezaevlerinde anayasal haklarının ihlaline neden olan idareden ve idareye bağlı kişilerden ihlalin tazminine karar verdiler; aynı zamanda mahkûm haklarına göre cezaevlerinin iyileştirilmesine ve yeniden yapılanmasına önayak oldular. Mahkeme kararları ile yapılması gerekli reformlar çabuklaştırıldı.
Yargı kararıyla kişisel maddi sorumluluğun ortaya çıkması hem caydırıcıydı, hem de tutuklu ve mahkûm haklarına daha önem verilip, olumlu uygulamaların geliştirilmesinde de etkili oldu. Görev kusuru bulunan veya mahkeme kararına uyulmadığı zaman, kendi cebinden tazminat ödemeye mahkûm olan veya kendi tutukevinde ya da cezaevinde yatmasına hükmedilen kamu görevlileri, yeni gelişen cezaevleri hukukunun gereklerini yerine getirmeye zorlandı.
1960'lardan sonra
'ABD'de yargı yolunun açılmasına imkân veren mevzuat 18'inci asrın sonunda yazılmıştı. Ancak bu mevzuat, tutuklu ve mahkûmlar
için uygulanmıyordu. Amerika'nın ilk sivil haklar mevzuatının yazıldığı (1864) dönemde kaleme alınan Federal Kanun'a göre, (42 sayılı kanunun 1983 maddesi), ABD vatandaşlarının anayasal ve diğer haklarının ihlalinden dolayı, bu ihlale neden olan kamu idaresine karşı dava açabilecek ve idare görevlileri de, şayet kusurlu bulunurlarsa, hakkın ihlali konusunda mahkeme kararı ile tazminat ödemeye mahkûm edilebileceklerdi.
1960'ların ortasına kadar mahkumlar tarafından bu kanun çerçevesinde açılan davalara federal mahkemeler sıcak bakmamış ve davalar ya mahkemece reddedilmiş veya mahkûmların aleyhine neticelenmişlerdi.
Ancak 1960'ların ortasından itibaren, sivil hakların gelişme döneminde durum değişti: Cezaevlerindeki isyanların da etkisiyle kamuoyu cezaevi şartlarının insani olmadığını fark etti ve kınadı; mahkemeler de tutuklu ve mahkûmları koruma altına alarak, onların anayasal haklarınn çerçevesini çizdi. Yargı böylece ceza ve tutukevi idarelerini iyileştirmelere zorladı ve cezaevlerindeki idari tasarruflardan zarar görenlere karşı idari ve şahsi sorumluluğu geliştirdi. İşte o zaman ABD'de çok geniş çaplı reformlar hızla yapılmaya başlandı.
Yapılabilecekler
İnfaz hâkimliği ihdası yerine ABD de gelişmiş olan infaz hukuku nazar-ı itibare alınarak, ulusarası standartlar da gözetilerek, geniş kapsamlı Türk ceza ve tutukevleri kanunları /standartları geliştirilmeli.
Ciddi ve etkin adım için
Ayrıca özel bir yasayla mahkûmların, hem uluslararası belgelerde, hem Türk hukuku çerçevesinde (Anayasa'da ve yeniden yazılacak olan diğer cezaevleri yasalarında) düzenlenen haklarına aykırı tasarruflara maruz kalmaları halinde, yargıya müracaat hakkı tanınmalı. Bu yolla da, hakların ihlaline dönük idari ve kişisel hukuki sorumluluk müessesesi ihdas edilmelidir. Ancak ve ancak bu yöntemlerle Türkiye'de büyük sorunları bulunan ceza ve tutukevlerinin iyileştirilmesine yönelik ciddi ve etkin adımlar atılmış olur.
***
Sonuç: İdari sorumluluk esastır
Belirtilen bütün nedenlerle, yeni ihdas edilen ve Türk infaz rejiminde mahkûma yargı yolu ile şikâyet hakkı tanıyan yasa uygulamaya konulsa bile, amaçlandığı biçimde tutuklu ve mahkûmların diğer haklarının belirlenmesinde ve idarenin bu haklara dönük hukuki yükümlülük ve sorumluluklarının tespitinde, sivil hakların ihlalinde idari ve kişisel sorumluluğun getirilmesinde etken olamayacaktır.
Öte yandan, kural olarak, ceza ve infaz kurumlarının mevzuata uygun biçimde ve ahenk içinde çalışabilmesi için tutuklu ve mahkûmlara idare tarafından birçok hakkın tanınmış olması, bu hakların aynı zamanda birçok sorumluluğu da beraberinde getirdiğinin ayan beyan ve yazılı olarak bildirilmesi gereklidir.
Çalışanların denetimi
Kurumda çalışanların bu yazılı ilkelere uymamasının denetimi, o kurum idaresi tarafından yapılmalıdır. Kurum idaresine kendi içinde bir düzeltme imkanı verilmelidir. Bunun için de, infaz teşkilatı ve kurum idarecilerinin cezaevleri sakinlerine gerekli enformasyonu verip, onlardan sorumluluk beklenilmesi konusunda son derece duyarlı olması gerekir. Bu çerçevede kurumda çalışanların eğitilmesi, cezaevi kurallarına sadece tutuklu ve mahkûmların değil, kurumun idareci ve çalışanlarının da uyması gerektiği ve bu konuda zamanla herkesin uyum içerisinde olması zorunluluğu öğretilmelidir.
Cezaevi hukuku, tutuklu ve mahkûm hakları ve sorumlulukları, gerek iç hukuk ve gerekse uluslararası hukuk çerçevesinde düzenlenmemiş, idarenin hukuki mesuliyet ve sorumluluklarının belirlenmemiş olduğu infaz rejimlerinde, şikâyet hakkının düzenlenmesi doğru yolda atılan bir adım sayılabilir. Ancak, bunun yargı yolu ile kurumların dışına taşınması, pahalı, fizibilitesi sorgulanabilecek, pratik olmayan, diğer taraftan da yapılması gereken birçok reformu kamufle edebilecek sonuçlara yol açacağı eleştirisi getirilebilir.
Dış görünüş
Paketin, dış görünüşü itibarıyla, içinde olanlardan daha gösterişli olması,
onun sisteme yararını temin edemez; paket bazı bakımlardan sistemin gelişmesine engel olabilecek potansiyeldedir.
Cezaevleri ile tutuklu ve hükümlülerin haklarına dair dünyanın en gelişmiş hukukunun yürürlükte olduğu ABD'de, gerek federal devlet ve gerekse yerel infaz sistemlerinde mahkûmların şikâyet hakları, kurum içinde dikkate alınır. Tutuklu ve mahkûmların yargıya ulaşma hakları da federal devletin garantisi altında, federal mahkemelerin görev sahasında uygulamaya konulacak şekilde 1864'ten itibaren düzenlenmiştir ve halen bu kesim insanların korunmasında çok önemli bir faktör olarak yer almaktadır. Bu hukuk sisteminde idari sorumluluklar ve yükümlülükler infaz sisteminin bel kemiği ve temel taşlarıdır.
-BİTTİ-