'İnsan hak ve özgürlüğünün pazarlığı olmaz'

BEN BAŞBAKAN OLSAYDIM: Toplumun değişik kesimlerinden isimlere 'Eğer Başbakan olsaydınız, Kürt sorununun çözümü için atacağınız ilk 10 adım ne olurdu' diye sormaya devam ettik. Prof. Dr. Mehmet Bekaroğlu: Devlet toplumun bütün kesimlerini sürece dahil edecek mekanizmaları oluşturmalı, ancak Kürtlerin temsilcileri ya da başkalarıyla pazarlık yapmaktan kaçınmalı. Çoğulcu demokrasinin, insan hak ve özgürlüklerinin pazarlığı olmaz!



Radikal ‘Eğer Başbakan siz olsaydınız, Kürt sorununu nasıl çözerdiniz?’ diye soruyor 

Prof. Dr. Mehmet Bekaroğlu (Eski FP Rize milletvekili. 1980 sonrasında Metris ve Gaziantep özel tip cezaevlerinde psikiyatr olarak görev yaparken pek çok işkence olayını belgeledi. 29 Mart’ta SP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayıydı.)
1 - Bu sorunu çözmeye karar veren bir başbakan önce halkın karşısına geçip sorundan ne anladığını ve ne yapmak istediğini açık bir şekilde anlatmalıdır. Bence sorunu üç başlık altında ele almak gerekir: Türkiye’nin genel anlamda demokrasi ve adalet sorunu, Kürt sorunu ve PKK/terör sorunu. Bu üç sorun birbirinin içine girmiştir. Türkiye, genel anlamda demokrasi ve adalet sorununu çözemeden Kürt sorununu çözemez, Kürt sorununu çözemeden de PKK/terör sorununu çözemez. Genel demokrasi ve Kürt sorununun çözümü için özel bir muhatap aramak gereksizdir. Bunu yapacak olan devletin kendisidir, muhatap ise Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tüm yurttaşlarıdır. PKK/terör sorununun muhatapları da bellidir.
2 - Önce Türkiye’yi, tüm tarafları ve herkesi sorunun çözümü için hazırlamak gerekir. Bunun için güven artırıcı girişimleri sıkılaştırmak gerekir. Bunu yaparken sadece Kürtleri değil Türkleri ve tüm Türkiye’yi ikna etmek gerektiğini unutmamalı. Başbakan’ın DTP ile görüşmesi ve Meclis grubundaki konuşması, Cumhurbaşkanı’nın Norşin ismini kullanması güven artırıcı tedbirler olarak not edilmeli ve bunları çoğaltılmalıdır.
3 - Kimseyi rahatsız etmeden, yöre halkının görüşlerini alarak yerleşim yerlerinin isimleri iade edilmeli. Bu sadece Doğu ve Güneydoğu Anadolu için değil tüm Türkiye için geçerli olmalıdır.
4 - Esas mesele Türkiye ’nin genel anlamda demokratikleştirilmesidir. Şu anda Türkiye tekçi bir toplum anlayışı ve buna dayalı bir anayasa ile yönetilmektedir. Hiç vakit kaybetmeden Türkiye’yi çoğulcu demokratik bir hukuk devletine dönüştürecek yeni bir anayasa yapmak üzere kollar sıvanmalı. Sadece Kürtleri değil, bu ülkede yaşayan herkesi tekleştirmeden ‘eşit yurttaşlar ’ olarak gören, dini, mezhebi ve ırkı ne olursa olsun herkesin insan hak ve özgürlüklerini hukuk güvencesi altına alan bir anayasa.
5- Anayasaya paralel olarak yasalardaki tekçi/ırkçı toplum anlayışını dayatan ve yasaklar koyan maddeler ayıklanmalı. Buna paralel olarak iyi hazırlanmış bir yargı reformuna ihtiyaç var.
6- Bütün bunları yaparken devlet Kürtlerin temsilcileri ya da başkalarıyla pazarlık yapmaktan, belli kesimleri muhatap almaktan kaçınmalıdır. Ancak toplumun her kesimini sürece dahil etmek için mekanizmalar oluşturmak gerekir. Çoğulcu demokrasinin ve insan hak ve özgürlüklerinin pazarlığı olmaz.
7 - Bugün Kürt sorunu çok dallanmış budaklanmıştır ama temelde Türkiye’deki tekçi toplum anlayışından dolayı farklılıkların inkârı var. Farklılığı ortaya koyan en başta gelen gösterge dildir. Kürtlerin ve anadili farklı olan diğer Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının, ana dillerini sadece öğrenme ve konuşmaları değil, anadilleri ile eğitim alabilmeleri en temel haklarıdır. Bunun için imkânlar elverdiğince seçmeli dersten başlayarak giderek ilk öğretim ve diğer okulların anadille eğitim verebilmesi için çalışma başlatılmalıdır. Önce eğitim fakültelerinde ilgili dillerde öğretmen yetiştirme ile işe başlamak gerekir.
Demokrasilerde özerk bölgeler ve federasyonlar da söz konusudur. Ancak yaşanan tecrübelerden biliyoruz ki etnik temele dayalı özerklik ve federasyonlar ayrışmayı getirmektedir. Eğer ayrılmak yoksa kimse etnik temele dayalı özerklik ve federasyondan söz etmemeli, ama yerinde yönetimi mümkün kılacak iyi hazırlanmış bir kamu yönetimi reformuna ihtiyaç vardır.
8 - Eşit yurttaşlık aynı zamanda fırsatlarda da eşitlik gerektirir. Türkiye ’de bir sürü eşitsizlik var ama en temel eşitsizlik ile zenginle fakir arasındakidir. Demokrasi ve hukuk devleti sosyal devletle tamamlanmadan bu ülke insanına rahat yoktur. Türkiye’de yaşayan herkesin kendisi ve bakmakla yükümlü olduğu aile bireylerinin geçimini sağlayabilmesi ve refahtan yararlanabilmesini sağlamak devletin en temel görevlerinden biridir. Yurttaş içinse bu en temel haktır. Bunu bütün yurttaşları için sağlayamayan bir devlet hiçbir sorununu çözemez.
9 - Yukarıdakilerin tamamı Kürtlerin Türkiye ’den ayrılmak istemediği, sorunları tek ülke ve çoğulcu bir toplum anlayışı içinde çözmeye karar verdiğimiz ön kabulü ile söylenmiştir.
Ancak 30 yıla yakın bir süreden beri bu ülkede bir çatışma ortamı var, bugüne kadar 40 binin üzerinde insan kaybettik. Komşumuz Irak’ta konuşlanmış binlerce elemanı olan bir terör örgütü var, Türkiye’nin dağlarında çok sayıda silahlı militan dolaşmakta. Türkiye’de demokrasi sorunu çözülür ve çoğulcu bir toplum anlayışı yasal güvenceleri ile hayata geçirilirse PKK’nin varlık sebebi ortadan kalkmış olacaktır.
Örgütün silah bırakması ve topluma dahil edilmesi konusunda devlet, katkısı olacak herkesi muhatap alabilir, onlarla konuşabilir, pazarlıklar yapabilir. Bunun için DTP, PKK, Kuzey Irak Kürt Yönetimi, başta Suriye olmak üzere komşu ülkeler ve ABD ile müzakere mekanizmaları kurulmalıdır.
10 - Artsı ve eksisi iyi hesaplanmış, şimdiye kadar olduğu gibi göstermelik değil gerçek bir af kanununa ihtiyaç var. Bu af kanunu sadece dağdakileri ovaya indirmemeli, onları aynı zamanda rahabilite ederek siyasal ve toplumsal hayata dahil edebilmelidir.

‘PKK elini kolunu sallayarak gezerse buna kaos denir’

‘Terör Türkiye’nin bir sorunudur. Ama Türkiye’nin hataları sonucu oluşmamıştır. PKK’yı affetmek, namuslu, vatansever milyonlarca insanı küstürmek olacaktır’

Türk-Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk (Koncuk, milliyetçi eğilimli sendikayı Şubat 2008’den beri yönetiyor.) Bir sorundan bahsetmek gerekirse, bu sorun bütün vatandaşlarımızı etkileyen işsizlik ve terör sorunudur. Terör ise Türkiyenin hataları sebebiyle oluşmuş bir sonuç değildir. Ancak zamanında tedbir alınmaması terörü bugün içinden çıkılmaz bir noktaya getirmiştir. Dolayısıyla sebebi Türkiye olmayan, Türkiye üzerinde stratejik hesapları olanların destekleriyle büyüyen ve gelişen PKK terörünü tamamen bitirme kararı sadece Türkiye’nin kararıyla oluşabilecek bir durum değildir.
PKK’nın silah bırakması ancak yeni bir strateji gereği oluşabilecek bir gelişme olabilir. Yani Türkiye üzerinde oluşturulacak yeni planlarla bu mümkün olacaktır. PKK’nın tavrını Kuzey Irak’ta oluşturulmaya çalışılan bir uydu devletin varlığından bağımsız olarak düşünmek mümkün değildir. Bu gelişme Türkiye’nin ve buna bağlı olarak Ortadoğu’nun yeniden şekillenmesi çerçevesinde düşünülmeli.
Bu açılım içerisinde, Doğu ve Güney Doğu’da yaşayan bütün vatandaşlarımıza yönelik, işsizlik, aşsızlık, güvensizlik, eğitimsizlik gibi problemleri önlemek gibi tedbirler varsa, buna bu ülkede karşı çıkacak bir tek kişi bulunamaz ancak, bir türlü içeriği açıklanmayan bu açılım 40 bin insanımızın ölümüne sebep olanların her şart altında affedilmesi, ellerini kollarını sallayarak içimizde gezmeleri, üstüne üstlük bunların iş sahibi yapılması, üniter yapımızın bozulması, milli kimlik ve devlet anlayışının zarar görmesi söz konusu ise bu yapılacak olanlara açılım demek mümkün değildir. Olsa kaos olarak nitelendirilebilir.
Doğu ve Güneydoğu’da ve ülkemizin hemen her şehrinde bulunan Kürt kökenli vatandaşlarımız bu ülkenin asli unsurlarıdır.
Kürtler ve Türkler birbirinin en yakın akrabasıdır, aralarında kan bağı bulunduğu gibi kültürel değerleri de aynıdır. Aynı Allah’a inanmakta, aynı kıbleye yönelmektedirler. Kürtler ve Türkler bir ve beraber yaşamaya mecburdur, bu mecburiyet bin yıllık kardeşliğin ve tarihin zorunlu kıldığı bir mecburiyettir. PKK’yı Kürt kökenli vatandaşlarımızı temsilcisi olarak görmek anlamına gelecek açıklamalardan uzak durulmalıdır. Doğu ve Güney Doğu’nun kalkınmasının, gelişmesinin önündeki en büyük engel PKK olmuştur. PKK en önce Kürt vatandaşlarımıza acı vermiş, onları öldürmüş ve sindirmiştir. Bu ülkede kan akmasından yana olan aklı başında bir kişi bulunamaz, ancak bu kanı PKK’ya teslim olarak durdurmak mümkün değildir. PKK’yı affetmek namuslu, vatansever milyonlarca insanı küstürmek, kaybetmek anlamına gelecektir.

‘İlk işim özür dilemek olur’
Eren Keskin (Kadın ve insan hakları savunucusu avukat. İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi eski başkanı ve Gözaltında Cinsel Taciz ve Tecavüze Karşı Hukuki Yardım Bürosu kurucusu)
 

Ben Başbakan olsaydım;
1 - İlk işim, bugüne dek Ermeniler, Kürtler, Süryaniler ve daha birçok etnik ve dinsel kimliğe yönelik, soykırımı başta olmak üzere uygulanan tüm ‘Yok etme politikaları’ nedeni ile özür dilemek olurdu.
2 - Ermenilere, Kürtlere, Süryanilere, Keldanilere, Rumlara yani hakları ihlal edilen tüm etnik ve dinsel kimliklere ‘kendi topraklarınıza dönün’ çağrısı yapar, tüm maddi ve manevi zararları için tazminat ödemeye hazır olduğumu açıklardım. Bölgede değiştirilen tüm yer isimlerini ‘aslı’na çevirirdim.
3 - Ordunun yasama, yürütme, yargı kurumları, sivil siyaset ve medya üzerindeki baskı kuran tüm mekanizmalarına son verir, OYAK’ı lağveder, kontrgerilla teşkilatını teşhir ederek tüm mensuplarını yargılardım.
4 - Çatışma bölgesindeki askeri operasyonları durdurduğumu açıklardım.
5 - Yeni, sivil, demokratik ve tüm kimliklerin kendilerini ifade ve temsil hakkı içeren bir anayasa hazırlardım.
6 - F tipi cezaevlerini kaldırır ve cezaevlerindeki tüm siyasi mahpusları tahliye ederdim.
7 - İfade hakkı önünde engel teşkil eden tüm yasaları ve Terörle Mücadele yasasını kaldırırdım.
8- Seçim barajını kaldırır, pozitif ayrımcılık uygulayacağımı açıklar ve kadınlar için yüzde 50 kota uygulaması getirirdim.
9- Devlet kaynaklı şiddete maruz kalan ya da gözaltında kaybedilen insanların yakınlarından özür diler ve maddi-manevi tazminat ödemeye hazır olduğumu açıklardım.
10 - Şiddet mağduru kadınlar için tüm illerde sığınma evleri ve terapi merkezleri açardım.

Özgürlükçü anayasa, halden anlayan hizmet

Prof. Dr. Tahsin Yeşildere: İlk ve orta okullarda Kürtçe, Ermenice, Lazca, Rumca seçmeli anadil dersleri mutlaka verilmeli. Bölgeye özellikle sağlık alanında Kürtçe bilen eleman istihdamına özen gösterilmeli


Prof. Dr. Tahsin Yeşildere (Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği ve İstanbul Veterinerler Odası Başkanı. Kürt sorununun barışçıl çözümü için Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e mektup sunan aydınlar arasında yer alıyor. Hayvan hakları savunucusu)
1- Birey hak ve özgürlüklerin tanınması, 12 Eylül dikta rejiminin açtığı yaraların sarılması ile çözüme başlanmalı. Özellikle Diyarbakır Cezaevi’nde işkence görmüş, ezilmiş, kimlikleri nedeni ile öldürülmüş ya da psikolojik travma geçirmiş o insanlara, onların ailelerine kendi aidiyetlerini iade etmesi gerekir. Faili meçhulleri işlenen cinayetleri unutmak çok zordur. Bu cezaevleri işkencelerinin PKK’yı güçlendirdiği unutulmamalı.
2 - Devletin Kürt sorununu çözebileceği adımları atması, PKK’yı öne sürerek bu adımlardan vazgeçmesi yanlışını bir an önce terk etmeli. Toplumsal yaşama dönüşü öngören bir af çıkarılması önde gelen bir barışçıl yaklaşım olur. Bu sorunu Türkiye kendi bileşenleri ile toplumun tüm kesimleri ile demokratik kitle örgütleri, sendikalar, meslek örgütleri,işveren örgütleri ile toplumsal diyaloğu geliştirmeli, toplumsal baskı unsuru yaratılmalıdır.
3 - Demokratik özgürlükçü bir anayasa ile ülkede yaşayan halkların sorunları rahatlıkla aşılabilinir. Anayasa çalışmaları geniş hak ve özgürlükler bazında hazırlanması oldukça önemlidir. Bu bağlamda da Siyasi Partiler Yasası değiştirilmeli. Mutlaka dokunulmazlıklar kaldırılmalı. Seçim sisteminde baraj indirilerek parlamentoda toplumun her kesiminin siyasal temsiliyeti sağlanmalı.
4 - Yerel Yönetim Yasası’nın bölge özelliklerine göre düzenlenmesi yani çerçeve bir yasa ile yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, demokratik bir özerkliğin getirilmesi sorunları önemli ölçüde rahatlatabilir. Katılımcı yerel yönetim modeli ile birey yönetime katılabilecektir.
5 - Sosyal, siyasal, sanatsal ve toplumsal sorunlara yönelik çalışmalar yapılmalı. Bunun içinde konut hakkı, her bireye gıda güvencesi hakkının devlet tarafından sağlanması,kadına yönelik şiddet, küçük yaşta evlendirme, tecavüz ve kadın hakları yönünden bölgelere özgü yasal ve sosyal, eğitimsel girişimler yapılmalı. Çocuk mahkûmlara yönelik ağırlaştırılmış cezalar, psikolojik ve fiziksel işkenceler durdurulmalı.
6 - Zorunlu göç mağdurlarının köylerine dönmeleri konusunda devetin geliştirdiği Köye Dönüş ve Rehabilitasyon Projesi altında yardımlar hızlandırılmalıdır. Köye dönen veya dönmek isteyenleri yeniden üretime katabilmek için hayvancılık ve tarım alanlarında destek politikaları uygulanmalı. Korucuların kendi üzerlerine aldıkları mal, mülk, tarla gibi taşınmazların sahiplerine iadesi sağlanmalı. Koruculuk sistemi kaldırılmalı ve silahsızlandırılmalı.
7 - Kendi kimliğini, dilini, dinini nüfus cüzdanına yazdırabilmeli. Kendi kültürlerine yönelik il, ilçe, köy, mezra, belde isimleri yeniden kulanılma olanağı öncelikli olarak başlatılmalı.
8 - Yöreye ve gelişmiş bölgelerdeki varoşlarda yaşayan yoksul kesime yönelik eğitim politikaları uyglanmalı. Kürtlere ve diğer farklılılıklara yönelik kendi dillerinde okuma ve yazmayı öğreten kurslar açılmalı.
Meslek Yüksek Okulları bu yörede geliştirilmeli ara eleman yetiştirilmeli ve işsiz gençlere istihdam olanağı yaratılmalı. Kendi anadillerini öğrenebilmeleri için de ilk ve orta okullarda şeçmeli anadil, (Kürtçe, Lazca, Ermenice ve Rumca) dersleri mutlaka uygulanmalı. Zamanla kendi anadillerinde eğitimin önü açılmalıdır. Gelişmiş üniversitelerde Kürdoloji Enstitüleri kurulmalı.
Yöreye özellikle sağlık alanında Kürtçe bilen elemanların istihdamına özen gösterilmeli.
9 - Yıllardan beri bu bölgelere yatırım yüzde 1-4 dolaylarında. Hayvancılık sektörü yok edilmiştir. Yöredeki Et-Balık Kurumu, Süt ve Yem Fabrikaları özelleştirilerek yöreye adeta ihanet edilmiştir. Bilimsel hayvancılık ve tarım eğitim çalışmalarına biran önce başlanmalı ve endüstriyel hayvancılık geliştirilerek istihdam olanakları arttırılmalı. Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkındaki Kanun - Tazminat Yasası işletilmeli.
10 - Özellikle çocuklara yönelik psikolojik yaklaşım ve rehabilitasyon projeleri önemli. Çocukların, sosyal, kültürel, sanatsal ve sportif gelişimleri için projeler hayata geçirilmeli. Demokratik açılımlar artık sözde kalmamalı.

Sürecek