@idrisemen

Irak'ta kaçırılan işçi: 'Ölümün kıyısından döndük'

Irak'ta kaçırılan işçi: 'Ölümün kıyısından döndük'
Irak'ta kaçırılan işçi: 'Ölümün kıyısından döndük'
Irak'ta kaçırılan ve 28 gün sonra özgürlüğüne kavuşan işçilerden Mehmet Türkmen, "Tam umudumuzu kaybettiğimiz bir anda serbest bırakıldık. Ölümün kıyısından döndük" dedi.
Haber: İDRİS EMEN - idris.emen@radikal.com.tr / Arşivi

Irak'ta stadyum inşaatında çalışırken kaçırılan ve 28 gün sonra serbest bırakılan 16 işçiden biri olan 58 yaşındaki Hasan Türkmen, yaşadıkların anlattı. Kurtulmadan birkaç gün önce umutlarını tamamen yitirdiklerini söyleyen Türkmen, "Bizi hücrelerde tutuyorlardı. Kaldığım hücrenin duvarlarında kan izleri vardı. Hiç güneş görmüyor, hava almıyordu. Tam umudumuzu kaybettiğimiz bir anda serbest bırakıldık. Ölümün kıyısından döndük’’ dedi.

Irak'ın başkenti Bağdat'a stadyum inşaatında çalışan 18 Türk işçi, 2 Eylül 2015 tarihinde askeri üniforma giyen maskeli kişilerce kaçırıldı. İşçilerden 2'si yaklaşık 14 gün, diğer işçiler ise 28 gün sonra özgürlüklerine kavuştu. Irak'ta 28 gün alıkonulduktan sonra serbest bırakılan işçilerden Hasan Türkmen İzmir Karşıyaka’da ailesiyle hasret gideriyor. Özel uçak ile Ankara ’ya getirilen ve burada Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 'a konuk olduktan sonra memleketine gelen Türkmen, ‘bir daha asla Irak’ta çalışmam’ diyor.

‘SİZ KÖTÜ MİSAFİRSİNİZ’

Çalıştıkları şantiyenin gece 02.00 sıralarında büyük bir gürültüyle basıldığı söyleyen Türkmen o anları şöyle anlattı: ‘’Stat inşaatı 2011 yılında başladı. Ben 2012 yılında projeye dahil oldum. Irak’ın iç meselelerinden kaynaklı sorunlardan dolayı stadın inşaatı durdu. İşçiler evlerine gönderildi. Şantiyede sadece 18 kişilik teknik bir ekip kaldı. Çalışanların hepsi Türkiye vatandaşıydı. 2 Eylül’de gece saat 02:00 civarında uyumaya hazırlanıyorduk. Yaklaşık 20- 30 kişilik silahlı ve yüzü kapalı bir grup şantiyemizi bastı. Hepimizin elini bağladılar. Sonra da gözlerimizi bağlayarak ‘arabalara binin’ dediler. Şantiyenin çıkış noktasında iki askeri kontrol noktası vardı. Orada fark edileceğimizi düşündük. Ancak araçlar o kontrol noktalarında durdurulmadı. Bizi bir eve götürdüler. Gözlerimizi açtılar. Sonra bir komutanları yanımıza geldi. Arapça bilip bilmediğimizi sordu. Ben Arapça bildiğimi söyledim. ‘Siz bizim misafirimizsiniz, ancak kötü misafirsiniz’ dedi. Daha sonra tek tek kimliklerimizi kontrol etti. Ben hem Türkiye, hem de Irak vatandaşı olduğum için yanımda Türkiye kimliğinin yanı sıra Irak kimliği de vardı. Bir süre Irak kimliğimi inceleyip, ‘bu kimlik sahte’ dedi. Ben de sahte olmadığını, isterse artırabileceğini söyledim.’’

 'HÜCRENİN DUVARLARINDA KAN İZİ VARDI'

İlk başlarda IŞİD tarafından kaçırıldıklarını zannettiğini Türkmen şöyle devam etti: "O gece orada uyuduk. Ertesi gün bize eşofman ve getirdiler. Ne için kaçırıldığımızla ilgili bize bir şey söylemediler. Birkaç gün sonra bizi videoya çekeceklerini söylediler. Ellerimizi ve gözlerimizi tekrar bağladılar. Oradaki silahlı kişiler bize, ‘kurtuldunuz, gidiyorsunuz’ dediler. Serbest bırakılacağımızı düşündük. Tekrar arabalara bindirilip yola çıktık. Bizi içinde kameralar bulunan bir eve götürdüler. Ellerimiz bağlı bir şekilde kameraların karşısına geçtik. Birisi yanımıza gelerek, ‘korkmayın, korkmanıza gerek yok. Türkiye’den bazı taleplerimiz var. Onlar karşılandıktan sonra sizi serbest bırakacağız’ dedi. Kameranın karşısına geçerek adımızı, soy adımızı ve hangi şehirden olduğumuzu söyledik. Görüntü alındıktan sonra komutana, ‘şimdi ne yapacağız, ne olacak bize?’ dedim. Bana, ‘eski yerinize dönüyorsunuz’ dedi. Bizi tekrar ilk kaldığımız yere götürdüler. Orada bir hafta daha kaldıktan sonra bizi başka bir yere naklettirdiler. Son gittiğimiz ev Harabe bir evdi. Evin odaları hücre şeklindeydi. Odanın içi kesinlikle güneş görmüyordu. Hava almıyordu. Gece ile gündüzü birbirinden ayırt edemiyorduk. Saat sorduğumuzda cevap vermiyorlardı. Duvarlarda kan izleri vardı. 10 kişi bir odada 6 kişi bir odada kalıyorduk. Neden buraya getirildiğimizi sorduk. Güvenlik nedeniyle yerimizin değiştirmek zorunda kaldıklarını söylediler."

 ‘ARKADAŞIMIZI ÖLÜME GÖTÜRÜLDÜ SANDIK’

Kaldıkları hücrenin havasız olmasından kaynaklı sağlık problemi yaşadıklarını söyleyen Türkmen, "Aramızda hasta olan bir arkadaşımız vardı. Kalbinde problem olduğu için sağlık sorunu yaşıyordu. Bir gün biri elinde askeri elbiselerle yanıma gelip, ‘bu elbiseleri giy’ dedi. Sebebini sorduğumda, ‘çok konuşma’ dedi. Ben elbiseleri giymeye başlayınca içeriye komutanları girdi. Komutanları bana, ‘sen değil, şu arkadaş giysin’ dedi. Kalp hastası olan arkadaşımız ile başka bir arkadaşımız elbiseleri giydikten sonra götürüldü.  ‘Arkadaşımızı nereye götürüyorsunuz?’ dedim. ‘15 dakikaya kadar getiririz’ dediler. Arkadaşlarımızı bir daha geri getirmediler. Arkadaşlarımızın öldürülmesinden korktuğumuz için sürekli arkadaşlarımı soruyordum. Ancak bize bir cevap vermiyorlardı. Arkadaşımızın öldürüldüğünden korkuyorduk’’ dedi.

 ‘İSTANBUL’DA 250 KİŞİ ÖLDÜ’

Kendilerine fiziksel şiddet uygulanmadığını ancak psikolojik baskı altında tutulduklarını söyleyen Türkmen, "Bayramın birinci günü ikinci kez videomuzu çektiler. Video çekimi sırasında bize birer kuran verdiler. Sonra elbiselerimizi giydik. Komutanları zarfın içinde bize 200 dolar verdikten sonra, ‘sizi bir iki güne serbest bırakacağız’ dedi. Ancak aradan iki gün geçtikten sonra bizi serbest bırakmayınca sebebini sordum. Türkiye’de cami bombalandığını ve 250 kişinin hayatını kaybettiğini söylediler. Başka bir gün de İstanbul’da Erbil uçağının bombalandığını ve içinde yüzlerce Türk’ün öldüğünü söylediler. Sürekli bu tarz haberlerle moralimizi bozmaya çalışıyorlardı. 30 Eylül gecesi saat 11’de ellerimiz bağlanıp gözlerimiz kapatıldıktan sonra bizi arabalara bindirdiler. Bizi Bağdat-Felluce arasında bir yolun kenarında bırakıp, ‘15 dakika sonra birileri sizi buradan alıp Türkiye’ye götürecek’ dediler. Yaklaşık bir saat geçti, ama kimse gelmedi. Arkadaşlarımız çalılıkların arkasına saklandı. Ben ve bir arkadaşım caddeye çıkıp bir taksi durdurduk. Şansımıza taksici çok iyi biriydi. Taksiciye durumumuzu söyledim. Bir kasabada bulunan bir markete gittik. Oradan ailemizi arayıp elçilikle irtibata geçmelerini söyledik. Ardından büyükelçilik bizimle irtibata geçti. Yaklaşık 2 saat sonra 7-8 zırhlı araç bizi almaya geldi’’ dedi.