İş gençlere kalsa sınırlar beş dakika kapalı kalmaz!

İş gençlere kalsa sınırlar beş dakika kapalı kalmaz!
İş gençlere kalsa sınırlar beş dakika kapalı kalmaz!

Avedikian, sınırın açılmasıyla iki ülke gazetecileri arasında iletişimin artacağını düşünüyor.

Ermenistan'da gençler büyüklerinin anlattığı hikâyelerle büyümüş. Kimisi diyaloğa tamamen kapalı, kimisi ise 'Acılarımız var. Ama oturup konuşabiliriz. Türkiye ile sınır açılırsa ticaret de gelişir, kültür de sosyal yaşam da...' diye konuşuyor...

 

DİZİNİN BİRİNCİ BÖLÜMÜNÜ OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

 

DİZİNİN İKİNCİ BÖLÜMÜNÜ OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

 

Şehrin işlek caddelerinden birinde elleri ceplerinde, ağızlarında sigara iki gençle karşılaşıyoruz. İsimlerini vermek istemiyorlar. Zaten Türkiye’den geldiğimizi ve gazeteci olduğumu zu öğrenen kimse ismini vermeye ya da fotoğraf çektirmeye yanaşmıyor. İkisi de Erivan Devlet Üniversitesi’nde ekonomi eğitimi alıyor. Daha fazla zorlamadan, fikirlerini öğrenmek istiyoruz. İçlerinden biri şunları söylüyor:
“Sınırların açılması her şeyi değiştirir. Ama Türkiye ‘soykırımı’ tanısa iyi olur. Aslında bu çok da gerçekçi gelmiyor ama öyle çıkıyor cümleler ağzımdan. Çünkü çok acı çektik. Cok şey yaşandı. Önce bunlar konuşulmalı, sonra sınırlar açılmalı. Sınırların açılması iki tarafın da sorunlarını çözecek.”
Yanındaki arkadaşı karışıyor söze: “Sadece ekonomik anlamda değil, kültürel ve sosyal işbirliği de artacak. Büyük bölümümüz, yarımızdan fazlası böyle düşünüyor aslında. Karşılıklı oturup, konuşmalıyız. Ama içimde ne acı var biliyor musunuz, Ararat (Ağrı) hiç bizim olmayacak...”

Sınır açılsın
İki gencin bu düşüncelerine diğer gençlerde de rastlıyoruz. Büyüklerinden geçmişle ilgili hikâyeler dinlediklerini anlatıyorlar. Türkiye’yi merak ettiklerini söylüyorlar. Gençler Türkiye ile Ermenistan sınırının açılmasından yana. Bunun ekonomik açıdan kendilerini rahatlatacağını düşünüyorlar. Tek mesele ekonomi ve işsizlik de değil. Yanı başlarındaki komşu ülkeyle kültür alışverişinin yolunu da kapatmak istemiyorlar. Acılarına saygı duyulması ve bir dost eli uzatılması nın önemli olduğunu belirtiyorlar. 

Türkiye’yi merak ediyorum
Eğlence sektöründe çalışan iki gençle beraberiz. Amerika’da doğan Jack, yaklaşık dört yıl önce gelmiş Ermenistan’a ve burada işini kurmuş. Yaşamını Ermenistan’da sürdürmek istediğini söyleyip, şöyle devam ediyor:
“Kalbim hep buradaydı. Ne zaman Amerika’ya gitsem bir yıl boyunca Ermenistan’a geleceğim bir haftayı beklerdim. İnsanlar kültür, atmosfer... Aslında benim kalbim burada. Türkiye’yi de görmek istiyorum. Yeni bir kültür, yeni bir ülke. Onları tanımak isterim. Bence bugünkü Türkler yanlış bir şey yapmadılar. Bence bir Türk insanının özür dilemesi doğru değil. Çünkü onlar yanlış bir şey yapmadı. Diaspora Ermenileri Türkiye’den daha çok şey talep ediyorlar. Çünkü Ermenistan’da yaşamıyorlar, memleketlerinden uzaktalar. Buradaki Ermenilerin bir Ermenistan’ı var. Ama diasporadakiler burada yaşamıyorlar. O nedenle ‘bize toprağımızı ver, toprağımızı ver’ diyorlar. Sınırı açmanın ‘soykırımla’ ilgisi yok. O bir sınır ve biz de komşu ülkeleriz.”
Arkadaşıysa Suriyeli bir Ermeni. Erivan Devlet Üniversitesi bilgisayar mühendisliği mezunu. 1915’ten sonra dedesinin Elazığ’dan Halep’e geçtiğini, büyükbabasının kardeşlerinin öldüğünü anlatıyor. Çok iyi Türkçe konuşuyor ve bunu da Ermenistan’da öğrenmiş. Türkiye’yi merak ettiğini söylüyor: “Kökümü orada hissediyorum. Büyükbabamın anlattıklarıyla büyüdüm. Sadece evi, orayı görmek istiyorum. Başka istediğim yok. Türk arkadaşlarım çok. Tarihte bir şey olmuş, kaldı orada. Acım çok. Özür kampanyası güzeldi ama Hrant Dink geri gelir mi...”

Burada yaşamak istiyorum
Yolda rastladığımız Erivan Tıp Fakültesi’nde uzmanlık yapan iki kız öğrenciye de aynı soruları soruyoruz. Türkiye hakkında fazla bilgileri yok. Sorulara da kısa cevaplar vermeyi tercih ediyorlar: “Sınırın açılmasını istiyoruz tabii hem ekonomik olarak gelişir hem de ticaret artar.  ‘Soykırım’ konusuna Türkiye mesafeli duruyor ama bir şey yapmışsa, kabul etmesi gerekir. Çalışmak ya da yaşamak için Türkiye’yi tercih etmem. Yanlış anlamayın sorun Türkiye olması değil, ben Ermenistan’da yaşamak istiyorum.” Üniversitede uzmanlık konusunda ilginç bir de bilgi veriyorlar: “Burada Türkiye’deki gibi değil. Uzman olmak için biz para veriyoruz.”

Türkoloji okuyan gençler Türkiye’yi anlamaktan çok uzak
Erivan Devlet Üniversitesi Türkoloji Bölümü’ndeki bir sınıfta Türk dili ve edebiyatı konusunda mastır yapan öğrencilerle buluşuyoruz. Dört yıllık lisans eğitiminden sonra erkekler iki yıl askere gitmek zorunda olduğu için sınıfın neredeyse tamamı kızlardan oluşuyor. Kürsüde bölümün öğretim üyesi Doç. Dr. Ruben Melkonyan var.
Öğrencilerin kimi ‘Türk milliyetçiliği’ni kimisi ‘Çağdaş Türk edebiyatında kadının konumunu’ araştırıyor. ‘Türkiye’de ordunun rolü’, ‘Dini azınlıklar’, ‘Tımar sistemi’ de öğrencilerin üzerinde çalıştığı diğer konular. Gençler, en çok Radikal, Milliyet, Zaman, Vatan, Hürriyet ve Yeni Şafak gazetelerini okuyor. Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Nâzım Hikmet ve Sabahattin Ali kitapları Sovyet döneminde çevrilen yazarlar. Orhan Pamuk’un ‘Kar’ romanı da geçen hafta çevrilmiş. Türkoloji bölümü öğrencileri Ermenistan devletinin resmi tezini destekliyor. Bir öğrenci, “Ben Ermeniyim. Ermenistan resmi görüşü benim görüşüm” deyince, diğerleri de bunu onaylıyor. Konuşma ilerledikçe Türkoloji okuyan, Türkçe’yle, Türk edebiyatıyla ilgili uzmanlık yapan öğrencilerin aslında Türkiye’ye ne kadar uzak olduğu da ortaya çıkıyor. Türkiye’ye gelmek istemiyorlar. Soru üzerine gençlerin ‘Türkiye ya da Türk’ denildiğinde aklına ilk olarak ‘Soykırım ve uzaktaki topraklar’ geldiği anlaşılıyor. Türk bir erkeğe âşık olmak çok uzak bir ihtimal... Sınıftaki sohbet bitince bahçeye iniyoruz. Belki de hayatlarında ilk kez bir Türk’le bu kadar yakından diyalog kuruyorlar. Bu kez sınıftakinden daha rahatlar. Onların da öğrenmek istedikleri şeyler var. “Erivan’ı beğendiniz mi” diyorlar. İstanbul’u, Türkiye’yi merak ediyorlar. Karşılıklı anlatıyoruz. Gazetecilerle kurdukları bu bu diyaloğun aslında onları şaşırttığı da anlaşılıyor. 

Basına baskı sınır tanımıyor
Ermenistan’da geçirdiğimiz bir hafta boyunca diyalog çalışmaları kapsamında Ermeni meslektaşlarımızla da buluşma imkânımız oldu. Kimi zaman Türk-Ermeni ilişkilerini konuştuk, kimi zamanda mesleğin getirdiği sıkıntıları. Türkiye’de gazetecilerin yollarının sık sık mahkemeye düştüğünü söyledikten sonra Ermeni meslektaşların durumunu öğrenmek istedik. Türkiye’deki ünlü
301. maddeye tam karşılık gelen ceza maddesi yok. Erivan Gazeteciler Cemiyeti (Yerevan Pres Clup) Başkanı Boris Navasardian, sorularımız üzerine şunları anlatıyor:
“Ermenistan’da Türkiye’de olduğu gibi yüzde yüz 301. maddeye denk gelen bir yasa yok. Geçen yıl ceza kanuna ifade özgürlüğünü sınırlayan bir madde konuldu. Soykırımla ilgili ‘kötü niyetli olmak’ tanımı var. Ancak henüz bu konuda işlem yapılan gazeteci yok. Ermenistan’da bazı insanların dokunulmazlığı var. Kuyruğuna basınca ters tepki veriliyor. Gazeteci dövülürse sadece dövenler yakalanıyor. Arkasında olanlara ulaşılmıyor. Bu yapılmadığı sürece böyle gider. Dövenler de biraz yatıp çıkıyor zaten. “

Bakanla ilgili haber yaptı, saldırıya uğradı

Baghdasaryan olaydan sonra da yazılarını sürdürüyor

Navasardian’ın sözünü ettiği dokunulmazlara dokunanların neler yaşadığını Hetq (iz) Online internet gazetesinin genel yayın yönetmeni Edik Baghdasaryan’dan dinliyoruz. Zira Baghdasaryan, basına yönelik şiddetin en ağır ve en son örneklerinden biri. Hükümetteki yolsuzluklar, bireysel yolsuzluklar, insan ticareti, faili meçhul cinayetler, çevre sorunları, yeşil alanların talanı, çocuk işçiliği gibi konularla ilgili araştırma haberler yayımladıklarını belirten Baghdasaryan, yaşadığı olayı şöyle anlatıyor:
“Eski çevre bakanı Vartan Ayvazyan’ın bakanlığı döneminde nüfuzunu kullanarak yolsuzluk yapmasıyla ilgili bir dosya hazırladım. Bir yıldan fazla sürdü araştırmam. Benim yazıların çıktığı sırada bakandı. Sonra milletvekili oldu. Saldırı 17 Kasım’da oldu. İki kişi önden geldi, onlar benimle tartışırken üçüncü kişi arkadan vurdu. Bir kişi yakalanabildi. Susma hakkını kullanıyor. Holiganizmden (aşırılık, taşkınlık anlamında kullandı) yargılanıyor. Burada sivil toplum örgütleri, halk tepki verdi. Türkiye’deki meslektaşlarımdan destek gelmedi.”

Yazılı basın TV’ye göre  daha bağımsız
Ermenistan’ın bağımsızlıktan sonra kurulan ilk gazetesi ve şimdilerde ülkenin en çok satan üçüncü gazetezi olan Azg (millet) Gazetesi’nin merkezindeyiz. Türkiye’deki dev plazaları düşündüğümüzde bulunduğumuz yerin gazete merkezine inanmamız zor. Eski Sovyetler Birliği döneminden kalma tarihi bir binanın üçüncü katında, geniş bir salon. Tahta masaların üzerinde eski model bilgisayarlar var. Odanın iki küçük penceresinden içeri ışık sızıyor. Karşımızda
gazetenin genel yayın yönetmeni 62 yaşındaki Hagop Avedikian var. Tirajlarının 3 bin
200 olduğunu, tüm ülkede gazetelerin toplam tirajının 30 bin civarında olduğunu söylüyor. Tirajların düşük olmasını, “Ülkede insanlar okuma alışkanlıklarını kaybetti” sözleriyle açıklıyor.
“Sadece Erivan’da 12-13 gazete var.  Ermenistan’da medya ikiye ayrılmıştır. Biri televizyondur.
Resmi olarak devletin denetimi altındadır. Yazılı basın çok daha bağımsız. O kadar bağımsız ki bazen kanun dışına bile çıkabiliyor. Çok fazla kritik yazabiliyor,” diyen Avedikian şunları söylüyor:
“Türkiyeli gazetecilerle sınırın kapandığı 1993 yılına kadar ilişki içindeydik. Sonra ilişkiler kesildi. İnandığımız tek şey var, iki ülkenin konuşması. ‘Sınırların açılması’ demiyorum, ‘Sınırın açılması’ diyorum çünkü sınır buradan açık, oradan kapalı.” 

YARIN: Ermenistan’ın kadınları