İşe savaşarak giden Ramazan şimdilik mutlu, ya diğerleri?

Üç yaşında geçirdiği çocuk felcinden sonra bacaklarını kullanamayan Ramazan Çuğlan, hafta içi her gün olduğu gibi saat 07.00'da tekerlekli sandalyesiyle evinden çıktı. Asansöre yöneldi.
Haber: TİMUR SOYKAN / Arşivi

İSTANBUL - Üç yaşında geçirdiği çocuk felcinden sonra bacaklarını kullanamayan Ramazan Çuğlan, hafta içi her gün olduğu gibi saat 07.00'da tekerlekli sandalyesiyle evinden çıktı. Asansöre yöneldi. Günün ilk engeli, her zaman olduğu gibi apartmanın girişindeki altı basamaklı merdivendi. Sokağa çıktığında her gün değil, ama genelde olan bir engel vardı.
Kendi çabasıyla apartmanının önündeki kaldırıma yaptırdığı rampanın önüne yine bir araç park etmişti. Sorunun sadece belediyenin, devletin duyarsızlığından değil, tek tek insanların düşüncesizliği olduğunu bir kez daha düşündü. Sokağın böldüğü kaldırımı güçlükle geçti. Zaman zaman daralan kaldırımda kalabalığın arasından zorlukla ilerledi. Bir yerde kaldırımın ortasında bir otobüs durağı duruyordu ve yola inmeden geçmesi mümkün değildi. Başka bir rampanın önünü trafik levhası kesmişti. Otobüse binmeden on dakikalık yolculukla hafif metroya ulaşacak kadar şanslıydı. İlerlediği hatta İETT'nin engellilerin kullanımına uygun, yeni getirtilmiş otobüslerden yoktu.
Ustaca hareket şart
Esenler Metro İstasyonu'nda da engelliler düşünülmemişti, hafif metroya binerken boşluğa dikkat etmek zorundaydı. Aynı zamanda milli sporcu olan Çuğlan, ustaca hareketlerle yürüyen merdivene bindi. Basamaklarının eğiminde güçlükle durdu. Pek çok engellinin bunu yapması mümkün değildi. Hafif Tramvay'la yolculuğu Aksaray İstasyonu'na kadar sürdü.
Her gün büyük bir kalabalığın koşuşturmasının yaşandığı, hafif metronun ilk istasyonunda da bir engelli asansörü yoktu. Yürüyen merdivene akrobatik hareketlerle tekerlekli sandalyesiyle bindi. Zorlu yolculuğunun en zor kısmı, Aksaray-Yusufpaşa arasındaydı. Engellilerin düşünülmediği alt geçidin merdivenlerini başkalarının yardımı olmadan inemezdi. Üstelik kaldırımda bir rampa bile yoktu. Trafik ışıklarına doğru gitti, buradaki rampa iç taraftaydı, biraz zorlandı. Haseki durağına vardığında yolculuğun en zorlu kısmını aşmayı başarmıştı. Derin bir nefes çekti, terlemiş ve yorulmuştu. Buradan Tophane'ye kadar tramvayla gidebilmesi bir yenilikti. Kabataş-Eminönü hattının tamamlanmasının ardından hayatı daha da kolaylaşmıştı. Onun bu yolculuğu yapabilmesinde en büyük etken sporcu olması, kollarının güçlü olmasıydı. 45 dakikalık yolculuktan sonra çalıştığı İstanbul Büyükşehir Belediyesi Özürlüler Müdürlüğü'ne ulaştı. Mesai saati bittiğinde aynı sorunları tersinden yaşayacaktı.
İş bulanlar azınlık
1975 yılında İstanbul Halkalı'da dünyaya gelen Ramazan Çuğlan yalnız değil. Türkiye İstatistik Kurumu'yla (TÜİK) Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı tarafından yürütülen "Türkiye Özürlüler Araştırması'na göre toplam 1 milyon 772 bin 305 engelli vatandaşımız bulunuyor. Bazı kurumların resmi olmayan istatistiklerine göreyse bu sayı 8.5 milyonu geçiyor. Her 10 görme engelliden 8'i iş görme imkânına sahip. Ancak onların iş yaşamına ulaşımları kısıtlanıyor. Benzer durum, bedensel ve işitme engeli bulunanlar için de geçerli.
Eğitim görmüyorlar
Genel nüfusun yüzde 12.9'u okuma yazma bilmezken, engellilerde bu oran yüzde 36.3'e çıkıyor. Engellilerde ilkokul ve öncesi eğitim düzeyine sahip olanların oranı yüzde 84,2. Tüm engel grupları eğitim hizmetini ağırlıklı olarak normal okullardan alıyor. Bedensel engellilerin yüzde 90.8'i, görme engellilerin yüzde 90.2'si, işitme engellilerin yüzde 86'sı, konuşma engellilerin yüzde 83.5'i, zihinsel engellilerin de yüzde 87.4'ü resmi 'normal' okullarda eğitim görüyor. Bedensel engellilerin binde 2'si ve görme engeli bulunanların binde 4'ü çıraklık eğitimi kurslarına katılmış.
Ramazan da okula gönderilmedi
Ramazan Çuğlan'ın anlattıkları bu durumun başlıca nedeninin engellilerin engellenmesinden kaynaklandığını gösteriyor. Ramazan geçirdiği çocuk felci nedeniyle üç yaşından sonra artık bacaklarını kullanamadı. Yıllarca yerde kollarıyla gövdesini sürükleyerek hareket etti. Tekerlekli sandalyesi olmadan büyüdü. Ancak 12 yaşına geldiğinde ilk kez bir tekerlekli sandalyesi oldu. Hastanelerde kullanılan çok ağır sandalyelerdendi. Bazen ağabeyleri bu sandalyeyle onu sokağa çıkarıyordu. Ondan sonraki yıllarda koltuklu değneklerle yürümek için uzun yıllar süren mücadelesi başladı.
Mahalledeki arkadaşları, okula giderken Çuğlan, onları evinin penceresinden izledi.
İki ağabeyi okuyordu ve ailesi onu okula götüremedi. Tekerlekli sandalyesi, okula gidebileceği düzgün bir yol, okuldaki merdivenleri
aşabileceği bir rampa yoktu. Ailesi onu sokaklardan uzak tutarak korumaya çalıştı. Pek çok engelli gibi evin dört duvarının sınırladığı bir hayatı kabul etmesini bekledi. Ramazan'a ağabeyleri okuma yazma öğretti. Matbaada çalışan babasının getirdiği dergiler, kitaplar ona yeni bir dünya açtı. Uzun yıllar sonra kentin engelleri nedeniyle gidemediği okulları Açık Öğretim'le bitirdi. Lise eğitimine devam ediyor. Ayrıca bilgisayar, elektronik, muhasebe, medikal gibi pek çok alanda kurslara gitti. Bu kurslarda öğrendikleriyle iş hayatına atıldı.
Avrupa-Türkiye farkı
Ramazan hayatın her alanında varolmak için mücadele etti. Çeşitli spor dallarına yöneldi.
Özel dizayn edilmiş hafif metalden tekerlekli bir sandalyeyle basketbol oynamaya başladı. 15 yıldır Engelliler Basketbol Ligi'nde oynuyor. Ayrıca Türkiye'nin milli atletizm sporcusu. Bu alanda yurtiçi ve yurtdışında çok sayıda madalya kazandı. Türkiye'yi Dünya, Avrupa ve Akdeniz oyunlarında temsil etti. En son Türkiye Şampiyonası'nda tüm dallarda Türkiye ikincisi ve 27. Avrasya Maratonu'nda da yine ikincisi oldu. Finlandiya'daki Avrupa Şampiyonası'na katıldı. Ramazan Avrupa'yla Türkiye arasında şu farkı gördü: Onlar geçimlerini sporla sağlarken Türklerin başka işlerde çalışması şarttı.
Çalışamıyorlar
Yine resmi olmayan rakamlara göre engellilerin yaklaşık yüzde 78'i işgücüne dahil değil. İşgücüne dahil olan yüzde 22'lik oranın yüzde 20'si istahdam ediliyor. Alınan hizmetler açısından da Türkiye'de engellilerin özellikle kurumsal düzeyde sadece 'sağlık sorunu' olarak algılandığı görülüyor. Eğitim hizmetinden yararlanan engelliler yüzde 12.27 ve bakım ve rehabilitasyon hizmetinden yararlananlarsa sadece yüzde 5.9. Sağlık hizmetinden yararlandığını söyleyen engellilerin oranı yüzde 55.7.
Bunların dışındaki hizmetlerden yararlanma düzeyi sözü edilmeyecek ölçüde düşük. Engellilerin yüzde 57.3'ü ekonomik durumları kötü olduğu için birtakım kurum ve kuruluşlar tarafından kendisine verilen hizmetlerden yararlanamadığını belirtiyor.
Öğrencilere bilgi veriyor
Ramazan da engellilerin sorunlarını çözmek için pek çok dernekte çalıştı ve çalışmaya devam ediyor. Bugün yaşadığı Esenler'de Özürlüler Koordinasyon Merkezi Sorumlusu ve Belediye Meclis Üyesi. Kentin çarpık yapılaşması karşısında işlerinin çok zor olduğunu belirtiyor. Esenler'in dışında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Özürlüler Merkezi'nin 'Özürlülerin Sosyal Hayata Adaptasyonu ve Toplumun Özürlülere Adaptasyonu Projesi'nin koordinasyonunu da üstleniyor. Eğitimin şart olduğunu düşünen Ramazan, şimdiye kadar 950 okulda on binlerce öğrenciye, engelliler hakkında bilgi verdi.
Evlenirken bile önyargı
Bütün bu çalışmalarının son beş yılında yalnız değildi. Eşi Hatice Çuğlan kimi zaman antrenör, kimi zaman malzemecisi, kimi zaman sunumlarda yardımcısı olarak ona destek oldu. Antremanlarında, katıldığı yarışmalarda, yaptığı sunumlarda, toplantılarda onun yanındaydı. Ama herhangi bir engeli bulunmayan eşiyle birlikte defalarca insanların kafasındaki engelleri gördüler. Pek çok insan, "Kardeş misiniz?" diye soruyordu. Evlenmeyi istediklerini söylediklerinde de eşinin pek çok yakını karşı çıkmış, önyargılarıyla engel olmaya çalışmıştı. 'Bir ampul bile değiştiremez', 'Kendi başının çaresine bakamaz' demişlerdi. Bütün yaşamı gibi evlenmesi de zor olmuştu. Bugün bir kızları var ve yaşadıkları tüm zorluklara karşın mutlular. Acaba diğer engelliler Ramazan kadar mutlu mu?