İsmet Berkan: İlker Başbuğ'un üslubu


MURAT YETKİN: BAŞBUĞ'DAN YENİ YOL HARİTASI

HAKKI DEVRİM: AKLI BAŞINDA BİR KONUŞMAYDI

ORAL ÇALIŞLAR: BAŞBUĞ KONUŞURKEN GÜNEYDOĞU'DA

MEHMET ALİ KIŞLALI: SORUN YARATMADAN KONUŞMAK





Acaba Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, 1 saat 55 dakika süren uzun konuşmasına esas teşkil eden üç temel temadan biri olarak sivil-asker ilişkilerine eğilmeyi neden seçti?
Bir Genelkurmay Başkanı’nın Türkiye’de demokrasi, yasalar ve sivil-asker ilişkileri üzerine böyle bir tonda konuşma yaptığını duymaya çok da alışkın değiliz.
Asker-sivil ilişkileri, milli güvenlikle ilgili karar alma süreçleri ve ülke stratejilerinin belirlenme biçimleri üzerine
kafa yoran herkesin okumuş ve iyice sindirmiş olması gereken bir kitap olan Samuel Hantigton’un meşhur ‘The Soldier and the State’inden yapılan alıntılarla süslü bu konuşmasında İlker Başbuğ, bilinen, doğal ve olağan olan ama çok da telaffuz edilmeyen şeyi söyledi:
‘Anayasaya, yasalara ve demokrasiye saygılıyız, son sözü sivil otorite söyler.’
Bu elbette böyledir ve tersi de söylenemez zaten ama yine de cümlenin bu netlikte ifade edilmiş olması bence önemli. Ancak bu konuda sadece bu cümleyi söylemedi Başbuğ. Onun mantık kurgusunu izleyecek olursak, hemen arkadan askerlerin siyasi iktidarlara verdiği danışmanlık hizmetinden söz etti. Milli güvenlikle, ulusal stratejiyle ilgili konularda askerin verdiği danışmanlık hizmetinin öneminden, asker tarafından üretilen ve tecrübeye dayalı bilginin öneminden söz etti, Türkiye’den değil ABD’den bir örnek verdi: Irak savaşında askerin önerilerini dinlemeyen siyasi iktidar yanlışa düştü, sonunda bunun bedelini de ödedi.
Orgeneral Başbuğ’un ikinci teması terör ve terörle mücadeleydi ama oraya gelmeden önce uzun uzun eşit vatandaşlıktan, Türkiye’de bir etnik çatışma yaşanmadığından, PKK’nın da başlangıçta etnik milliyetçi bir örgüt olmadığından söz etti.
Burada tartışılabilir unsurlar varolmakla birlikte, Orgeneral Başbuğ’un hem üslubunun
hem de getirdiği argümantasyonun geçmiş söylemden bir hayli farklı olduğunu kabul etmemiz gerek.
Bir kere her şeyden önce Orgeneral Başbuğ, kendi sözlerinin tartışılamaz, reddedilemez şeyler olduğu iddiasında değil, ‘Tartışılabilir’ diyor.
Öte yandan, ben kendi ömrü hayatımda ilk kez görevdeki bir Genelkurmay Başkanı’nın ‘Alt kimlik-üst kimlik’ meselesini kendi kendine açtığına, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığının herkesin benimsemesi gereken bir ‘üst kimlik’ olduğunu söylediğine, bireysel düzeyde kültürel kimliklerin elbette varolduğuna ama bunun bir ‘topluluk hakkı’ gibi algılanmaması gerektiğine dikkat çektiğini görüyorum.
Esasen Cumhuriyet fikrinin eşit vatandaşlık esasına dayanması, kıvançta ve tasada birlik prensibinin varlığı, herkesin üstkimlik olarak aynı vatan coğrafyasında, aynı milli semboller etrafında özgürlük-eşitlik-kardeşlik ideallerini sahiplenmesi, o toplum içinde bazı toplulukların ortak kültürlerini yaşatmak için bazı topluluk hakları talep etmelerine engel olmaz. Mesele bu taleplerin şiddet aracılığıyla değil, demokrasi
içinde barışçıl yöntemlerle yapılmasındadır ve bunun kadar önemlisi bu taleplerin hayata geçirilip geçirilmemesi için canlı ve verimli bir tartışma yapılmasıdır.
Somuta indirgeyecek olursak, ilköğretimin son üç yılında ve lisede bazı derslerin Kürtçe dilinde ve seçimlik olarak yapılması, ne ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlük ilkesine ne de üniter devlete aykırıdır ve doğal olarak bir ‘topluluk hakkı’dır. Aynı şekilde, Diyarbakır Belediyesi’nde hizmetin iki dilde verilmesi,
daha da ileri gideyim tabelaların bölgede çift dilli olması gibi şeyler de hem ‘topluluk hakkı’dır hem de cumhuriyetçilik ilkesiyle çelişmez.
Orgeneral Başbuğ’un üçüncü teması laiklik-demokrasi ilişkisiydi. Burada, ABD Başkanı Barack Obama’nın Türkiye seyahatinde yaptığı konuşmaların, özellikle de ‘model ortaklık’ meselesinin Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından çok beğenildiği, ABD’nin ‘ılımlı İslam’ söyleminden çıkışının belli bir rahatlama yarattığı anlaşılıyor.
Tabii bu rahatlamanın yanında, özellikle Fethullah Gülen cemaatine duyulan antipatinin Genelkurmay karargâhında çok belirgin bir hal aldığı da, Orgeneral Başbuğ’un konuşmasından açıkça anlaşılıyordu.
Bunun ötesinde Orgeneral Başbuğ’un laiklik konusunda kendisinden beklenmeyen hiçbir şeyi söylemediğini, Anayasanın 24. maddesini sık sık hatırlatmakla yetindiğini eklemem gerek.