İstanbul acı vatan

İstanbul acı vatan
İstanbul acı vatan
İç savaştan kaçan Suriyeliler İstanbul'da zor koşullarda yaşıyor. İşsizlik, parasızlık, tedavi olamamak, okula gidememek... Kış yaklaşırken mülteci evlerinde hava giderek soğuyor.
Haber: AYÇA ÖRER - ayca.orer@radikal.com.tr / Arşivi
HAZAL POLAT / Arşivi
SEVTAP TATLIDİL / Arşivi

“Param var ama rahatım yok.” Samed Türkiye ’ye geleli 4 yıl olmuş. Halep’te aile işlerinden gelen birikimleriyle önce Hatay’a, sonra da imkânlarına güvendikleri İstanbul ’a gelmişler. Rejime muhalefet eden bir aileden geldiği için Türkiye’de kimliğinden başlayarak her şeyini değiştiren Samed, Suriye’den ayrılmadan önce de çalıştığı İngiltere menşeli bir sosyal yardım fonuna raporlar hazırlıyor. Samed, İstanbul’da yaşayan ve sayıları 100 binlerle ifade edilen mültecilerin şanslı olanlarından. İyi düzeyde konuştuğu İngilizcesi ve Fransızcasıyla Türkiye’de de kesintisiz çalışmaya devam etmiş. Buna rağmen rahat değil. Suriye’de kalanların can güvenliğinden endişeli. 

İllegal tedavi

Türkiye’de diğer mültecileri etkileyen sorunların başında gelen tedaviye ulaşamama sıkıntısını o da yaşamış: “Geçen yıl kız kardeşim miyom ameliyatı oldu, 20 bin lira hastane ücreti ödedik. Üstelik de hastaneye kabulümüz hep illegal süreçlerle oldu.” Samed mülteciler içinde yüzde 2’lik bir kesimi ancak temsil ediyor. Rejim tarafından el konulan mallarına rağmen, yurtdışına çıkarabildikleri birikimleri onları şimdilik idare etse de Suriye’ye 10 yıl daha dönemeyeceklerini varsayarak, durumun giderek kötüleşeceğini anlatıyor.
Sema ise ilk yerleştiği yer Taksim olduğu için diğer tanıdıklarının aksine Fatih’te değil Tarlabaşı’nda yaşıyor. Pazarda tezgâh kurma işine girmiş. Pazar kurulmadan ve kapanırken tezgâhları topluyor, kalan sebze ve meyvelerden işe yarayanları ayıklıyor, brandaların gerilmesine yardım ediyor. “Savaştan önce hiç çalışmamıştım. Eşimle Humus’tan buraya geldikten sonra ben de çalışmak zorunda kaldım. Eşim Hataylıların yanında garsonluk yapıyor, ben de bu işle uğraşıyorum.” İki çocukları var ve ikisi de Türkiye’de geçirdikleri 3 yıl boyunca okula gidememiş. 

Parklarda kalanlar

Mültecilerin azımsanmayacak bir bölümü parklarda kalıyor. Atpazarı’nda “Suriye’den geldim” diyerek çevredekilerden ‘yardım’ isteyen Mahmut ve kardeşi ailesiyle beraber Beyazıt Parkı’nda kalanlardan. Mahmut’un babası ne konuşmak ne fotoğraf çektirmek istiyor. “Biz sadece kafamızı sokacak yer istiyoruz, bunun dışında gelmeyin bize” diyor. Çevredekiler onlara ‘dilenci’ dese de onlar “Biz dilenmiyoruz, yardım istiyoruz” diyor. Savaşla beraber kaçanlar arasında cemevlerine sığınanlar da var. Sarıgazi Cemevi’nde bir süre kaldıktan sonra bir gecekonduya geçen Hasan ve ailesi Türkiye’de hem geleceğinden hem yaşamından endişeli: “Kimliğimizi öğrenince bizi öldürmelerinden korkuyoruz. Türk hükümeti Sünni Suriyelilere karşı gösterdiği hoşgörüyü bize göstermiyor. Biz de savaştan etkilendik ve evsiz, işsiz kaldık. Üç kardeşim kayıp, birinin öldüğünü düşünüyorum. Kamplarda bize yer yok. İstanbul’da da saklanarak yaşıyoruz.” Yakında bir atölyeye girme umudu taşıyan Hasan şimdilik elektrik tesisatı okuyor.
Başakşehir’e bağlı Bayramtepe’de bir apartman dairesinde üç aile bir arada yaşıyor. Ev bulan birçok mülteci bu durumda. Süreyya Asmen, beş ay önce eşi Halep’te öldükten sonra neyi var ne yok her şeyi bırakıp Türkiye’ye gelmiş. Dört çocuğu var. İçlerinden bir tanesi on yaşında ve merdiven altı bir tekstil atölyesinde çalışıyor. Süreyya çocuğunun hangi atölyede çalıştığını bilmiyor. Bayramtepe’de de tekstil atölyelerinde 200 liraya 12-13 saat çalıştırılan çocuklar sabah erkenden evden çıkıyor ve akşamın geç saatlerinde geliyor.
Başka bir apartman dairesindeyiz. Burada da iki aile kalıyor. Ailesiyle birlikte Suriye’nin Afrin kentinden gelen Emine soyadını söylemiyor. Biri altı diğeri dört yaşında iki çocuğu var. Çocuğunu Türkçe bilmediği için okula gönderemiyor. Eşi bir tekstil fabrikasında şoför. Aylık gelirleri 600, ödedikleri kira 450 lira. Çocuklar hastalandıklarında kendi imkânlarıyla eczaneden aldıkları ilaçlarla gidermeye çalışıyorlar sorunu. “Hastaneye neden gitmediniz?” diye sorduğumuzda, buraya kayıtlı olmadıklarını, bu yüzden doktorların muayene etmediğini söylüyor. 

Nerede doğum yapacağım?

Şimdi hamile olan Emine nerede doğum yapacağını da bilmiyor. Aynı evde bulunan Ahmet ise 4 aydır Türkiye’de. Astım hastası. Kullanması gereken yedi ilaç varken parası sadece bir tanesini almaya yetiyor. Hastalığı ilerlediği için çalışamıyor. Evde para kazanan 18 yaşından küçük olan iki kızı var. Küçük kızları ise hasta. İki ayda bir gelip erzak bırakan yardımsever bir aile dışında şimdiye kadar hiçbir kurumdan ya da dernekten maddi yardım almamışlar. Konuştuğumuz mültecilerin en büyük isteği ülkelerine dönebilmek. Ancak burada kaldıkları süre içinde de insanca bir yaşam istiyorlar. Yaklaşan kış ise hepsini kara kara düşündürüyor...