İşte Antikapitalist Müslümanların cumhurbaşkanı adayı!

İşte Antikapitalist Müslümanların cumhurbaşkanı adayı!
İşte Antikapitalist Müslümanların cumhurbaşkanı adayı!
Antikapitalist Müslümanların önemli isimlerinden İhsan Eliaçık başta olmak üzere farklı çevreler, yazar Lütfü Oflaz'ın cumhurbaşkanı olması düşüncesini yeniden gündeme getirdi.

Siyasi görüşleri, yaşam tarzları birbirinden farklı kesimler 2000 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Gazeteci-Yazar Lütfü Oflaz’ın cumhurbaşkanı olması için bir araya gelmişlerdi. Ancak, “Cumhurbaşkanını halk seçsin, adayımız Lütfü Oflaz” denilerek ortaya atılan bu önerinin gerçekleşmesi, o günlerde cumhurbaşkanı Meclis'te seçildiği için mümkün olmamıştı.
Şimdi Oflaz'ın adı 2014 yılında gerçekleşecek cumhurbaşkanlığı seçimi için yeniden gündeme geldi. Antikapitalist Müslümanların önemli isimlerinden Yazar İhsan Eliaçık başta olmak üzere farklı çevreler, Lütfü Oflaz’ın cumhurbaşkanı adayı olmasını öneriyor. 

Evrensel gazetesinden Duygu Yalçıner'e konuşan Lütfü Oflaz şunları söyledi:

- Lütfü Bey; sosyalistlerden İslamcılara kadar siyasi görüşleri birbirlerinden çok farklı olan aydınlar, sivil toplum kuruluşları, sendikalar 2000 yılında “Cumhurbaşkanını halk seçsin, adayımız Lütfü Oflaz” diyerek sizi cumhurbaşkanlığına aday göstermişlerdi. Sizi “Gönüllerin cumhurbaşkanı” olarak ilan etmişlerdi. Böylesine farklı kesimler sizin isminiz etrafında nasıl birleşti? Bunun nedeni neydi? 

- Hayatım boyunca kendime günde beş vakit, “Zalim kim olursa olsun ona karşı ol, mazlum kim olursa olsun ondan yana ol” öğüdünü verdim. Hayatım boyunca zalim kim olursa olsun ona karşı oldum; mazlum kim olursa olsun ondan yana oldum. Zalimlere karşı mazlumları, güçlülere karşı güçsüzleri, ezenlere karşı ezilenleri savundum. Yalnız kalemimle değil, eylemlerimle de savundum.

Örneğin 12 Eylül askeri darbesinden sonra hukuksuz yargılamaların, işkencelerin, idamların durdurulması için askeri yönetimin Adalet Bakanlığını basıp orada bir insan hakları kampanyası başlattım. Tabii bunun sonucunda gözaltına alındım, işkenceden geçirildim, zindana atıldım. Kısacası, zalimlere karşı mazlumları savunmak için çok ağır bedeller ödedim. Çok ağır bedeller ödesem de, tek başıma kalsam da zalimlerin karşısında, mazlumların yanındaydım hep.

Ve ben hep dünyanın nimetlerine değil, külfetlerine talip oldum. İsteseydim çok zengin, göz kamaştırıcı bir hayat sürebilirdim. Çünkü böylesine maddi imkanlara sahiptim. Bana sunulan zengin yaşama, maddi olanaklara, göz kamaştırıcı dünya nimetlerine kendimi kaptırmadım. Bunun yerine mütevazı bir hayat sürmeyi tercih ettim. Yalılarda, malikanelerde oturabilecekken yoksul semtlerdeki mütevazı evlerde oturmayı tercih ettim. En pahalı otomobillere binebilecekken belediye otobüsleri gibi toplu taşım araçlarına binmeyi tercih ettim. Kazancımın büyük bir bölümünü ihtiyacı olanlarla paylaştım. Kendime günde beş vakit “Sende olanı paylaş, insanlaş” dedim.

Ve ben hep güçlüden değil güçsüzden, ezenden değil ezilenden yana oldum. Hep insanca, hakça, adaletli bir düzeni savundum. Siyasi görüşleri, yaşam tarzları birbirlerinden farklı kesimlerin beni cumhurbaşkanlığına aday göstermesi, benim cumhurbaşkanlığımı desteklemesi bundan olsa gerek. Bana verilen bu destek verdiğim mücadelelere, çektiğim çilelere duyulan saygıdan olsa gerek. Bana “gönüllerin cumhurbaşkanı” demeleri bundan olsa gerek. Siyasi görüşleri, yaşam tarzları birbirlerinden böylesine farklı çevrelerin gönüllerinde yer edinebilmişsem, gönüllerin cumhurbaşkanı olmuşsam ne mutlu bana.

'KAPİTALİZMİN CÜZDANI VAR, VİCDANI YOK'

- Sizin kapitalizm karşıtı bir insan olduğunuz biliniyor. Kapitalizmin vicdansız bir ideoloji olduğunu yazıp söylüyorsunuz. Şu anda dünyada iktidar olan kapitalizmin yerine vicdanların iktidar olmasını istiyorsunuz. Hatta “Vicdanlar iktidara” adlı bir kitabınız da var. Böyle bir öneride bulunmanızın nedeni nedir; bize biraz bundan bahseder misiniz? 

- İki kutuplu dünyadan tek kutuplu dünyaya geçilmesinden ve kapitalizmin dünyaya hakim olmasından sonra dünyamız tümden vicdansız bir dünya oldu. “Altta kalanın canı çıksın, ölen ölür” diyen kapitalist zihniyetin dünyaya hakim olmasıyla birlikte vicdanlar yok olmaya yüz tuttu. Tüm dünyayı cüzdanların iktidarı yönetir oldu. İnsanları vicdanlarının değil cüzdanlarının sesine kulak vererek hareket etmeye zorladı cüzdanların iktidarı.

Bakın bugün dünyada insanlığın da, doğanın da düşmanı kapitalist üretim tarzı geçerli. Bu kapitalist üretim tarzı insanlığı da, doğayı da tüketiyor. Çünkü bu kapitalist üretim tarzı özünde vicdansızlığı barındırıyor. Gözünü kâr bürümüş bu kapitalist üretim tarzı insanlığın da, doğanın da yok olmasına aldırmıyor. Sırf daha fazla para kazanmak uğruna ozon tabakasını delen, buzulları eriten, yağmur ormanlarına zarar veren üretimler yapılıyor. Silah şirketlerinin daha çok silah satması için dünyanın her yerinde savaşlar çıkartılıyor. İnsanlığı da, doğayı da yaşatmaya değil öldürmeye yönelik üretimler yapılıyor. Atılan bombalar, havaya salınan kimyasal gazlar ve de fabrikaların zehirli atıkları insanlardan hayvanlara, havadan sulara kadar dünyadaki her şeyi katlediyor.

İşte bu gidişe son vermek için kapitalizm denen vicdansız ideolojinin yıkılması gerekiyor. Yıkılsın gözünü kâr bürümüş; bu yüzden insanlığı da, doğayı da gözden çıkarmış kapitalist anlayışlar. Yıkılsın “Altta kalanın canı çıksın, ölen ölür” diyen kapitalist anlayışlar. Maalesef günümüzde bu anlayışlar dünyayı yönetiyor. O nedenle de dünyamız her geçen gün yaşanılır olmaktan çıkıyor.

Ancak kapitalizm denen bu vicdansız ideolojiyi yıkabilirsek insanlığı ve doğayı kurtarabiliriz. Dünyada cüzdanların iktidarının yerine vicdanların iktidarını kurabilirsek insanlığı ve doğayı kurtarabiliriz. Vicdanları dünyada iktidar yaparsak, insanlığı da, doğayı da kurtarabiliriz. Bilelim ki dünyanın kurtuluşu vicdanların iktidar olmasında. Dünyanın kurtuluşu cüzdanların iktidarının yerini vicdanların iktidarının almasında.

- Vicdanların iktidarı diyorsunuz, ne demek bu; bunu biraz açar mısınız? 

- Vicdanların iktidarı demek, dünyada insanca, hakça bir sistemin kurulması demektir. “Ben” diyen bencilliğin yerini “biz” diyen toplumculuğun, kolektivizmin alması demektir. “Hep bana Rab bana” zihniyetinin son bulması demektir. Acımasızlığın yerini merhametin alması demektir. Eşitçe paylaşma, hakça bölüşme demektir. “Sen de olanı paylaş, insanlaş” demektir. Tüketim çılgınlığını azdırdıkça azdıran bir üretim değil, ihtiyaçları karşılayan bir üretim demektir. Kısacası, kapitalizmin dünyadan yok olması demektir.

Bilinmelidir ki kapitalizm yok olmazsa insanlık var olamaz. Kapitalizm ne insan sever ne doğa; sevdiği tek şey para. Para uğruna bozuk para gibi harcar insanı da, doğayı da. Paraya olan aşkın ideolojisidir kapitalizm. Zaten paraya olan aşkın sonucudur insan kirliliği, doğa kirliliği. Kısacası, insanın da doğanın da katilidir kapitalizm.