İşte Kandil'den gelen PKK'lıların ifadeleri

Mahmur ve Kandil'den gelen 34 kişiden, tutuklanmaları talebiyle mahkemeye sevk edilen beşinin ifadelerinin yer aldığı tutanaklarda, "sözde barış grubu olan PKK'lıların bu süreçteki sözde tıkanıklığı açmak için Öcalan'ın talimatıyla geldikleri" bilgisi yer aldı



PKK lideri Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla Kandil ve Mahmur’dan Türkiye’ye gelen 34 kişiden, tutuklanmaları talebiyle mahkemeye sevk edilen beşinin ifadelerine ve tutanaklara Milliyet ulaştı. Beş kişinin ifadelerinde Öcalan’dan “sayın” ve “önderlik” olarak söz ettiği, örgüt talimatıyla barışa katkı sunmak için Türkiye’ye geldiklerini söyledikleri ve herhangi bir pişmanlık göstermemelerine rağmen “etkin pişmanlık”tan yararlanma ihtimalleri göz önüne alınarak serbest bırakıldıkları tutanaklarla doğrulandı.
Beş kişinin sorgusunu yapan Silopi Sulh Ceza Mahkemesi Hâkimi, Türkiye’nin demokratik açılım süreci yürüttüğünü tutanağa geçti. Tutanaklarda “sözde barış grubu olan PKK’lıların sözde bu süreçteki tıkanıklığı açmak için Öcalan’ın talimatıyla geldikleri” bilgisi yer aldı. Öcalan’ın “elebaşı” olarak geçtiği tutanağın “zanlı anlatımları” bölümünde ise bu tür bir vurgu olmaması dikkati çekti.

Önderlik ve Sayın Öcalan
Kandil ve Mahmur’dan gelen 34 kişiden 5’i, ifadelerinde, Öcalan’dan ‘önderlik’ diye söz etmiş, bu nedenle tutuklanmaları istemiyle mahkemeye sevk edilmişlerdi. Mahkemede de aynı ifadeleri kullanmakta ısrarlı olan 5 kişinin ‘önderlik’ nitelemesinden vazgeçtiği ancak “Sayın Öcalan” ifadesini kullanmakta ısrarcı oldukları ortaya çıkmıştı. Mahkemenin bu sorunu, tutanağa ‘sayın’ ifadesini geçmeyerek aştığı ve 5 kişiyi serbest bıraktığı kamuoyuna yansımıştı.
Milliyet’in ulaştığı ifade tutanakları, beş kişinin Öcalan’a ısrarla “sayın” demelerine rağmen mahkemenin bu ifadeyi kullanmadığı yönündeki iddiaların da doğru olduğunu gösterdi. Silopi Sulh Ceza Mahkemesi Hâkimi’nin, 5 kişinin ifade tutanaklarının tümünde bir giriş bölümüne yer vererek olayı anlattığı ve “demokratik açılım süreci” kavramının kullanıldığı ortaya çıktı. Burada şöyle denildi:
“Yasadışı PKK terör örgütü elebaşısı Abdullah Öcalan’ın, ülkemizde yürütülmekte olan demokratik açılım sürecinin sözde tıkanıklığını açmak amacıyla, yaşadışı PKK terör örgütüne yaptığı çağrılar üzerine, yasadışı PKK terör örgütü üst düzey yöneticilerinin aldığı karar doğrultusunda, örgütün Kandil Kampı’nda ve örgütün kontrolü altında bulunan Mahmur Kampı’nda yaşayan örgüt mensuplarından tespit edilecek sözde barış grubu olarak adlandırılan kadınlı erkekli seçilmiş 30 kişinin (4’ü çocuk toplam 34 kişi) Habur Sınır Kapısı’ndan Türkiye’ye girişlerinin sağlandığı, bu girişimin örgüt güdümünde faaliyet yürüten internet siteleri aracılığıyla örgütün müzahir tabanı ve sempatizanları tarafından sahiplenilip kitlesel karşılama çağrıları doğrultusunda Silopi ilçesinde binlerce insanın toplandığı tespit olunmuştur.”
Tutanaklarda böylece, 30 kişinin Öcalan’ın çağrısı ve PKK yöneticilerinin talimatıyla Türkiye’ye geldikleri açıkça belirtildi. Karşılama törenlerini düzenleyenler de “örgüt tabanı ve sempatizanları” olarak nitelendirildi. Böylece gelenlerin örgüt üyesi olduğu da örtülü biçimde kabullenildi.

Öcalan çağırdı, geldiler
Tutanaklarda, tutuklanması istenen beş kişinin savcılık sorgularında terör örgütüne sempati duyduklarını ve Öcalan’dan “Kürt halk önderi” olarak bahsedip onun çağrıları üzerine Türkiye’ye geldiklerini söyledikleri, bu nedenle örgüt üyesi oldukları gerekçesiyle tutuklanmalarının istendiği belirtildi.
Tutanaklarda, sorgulanan beş kişinin susma haklarını kullanmayacaklarını açıkça belirttikleri vurgulanırken, pişmanlık gösterip göstermedikleri konusunda hiçbir ifade yer almadı. Ayrıca beş kişinin “Sorunun çözümü için Öcalan’ın çağrısı olmuştu.
Sorunun çözümü için gönüllü olarak ülkeye giriş yapmak ve soruna katkıda bulunmak için böyle bir adım attım” dediği belirtildi.
Mahkeme sorgusu sırasında beş kişinin de “Sayın Öcalan” ifadelerini ısrarla kullandıkları kamuoyuna yansırken, bu kelimenin tutanaklara geçmediği görüldü. Hâkimin Öcalan’dan, kendisinin bahsettiği bölümlerde “terör örgütü elebaşı”, şüphelilerin anlatımlarında da “Abdullah Öcalan”ı kullandığı anlaşıldı.

‘Etkin pişmanlık ihtimali’
Zanlıların mahkeme sorgu tutanaklarının tümünün son kısmında şöyle denildi: “Şüphelinin ülkeye kendiliğinden giriş yapmak suretiyle adli makamlara başvurması nedeniyle, hakkında TCK’nın 221. maddesinin uygulanması ihtimaline binaen, şüphelinin sorgusu yapıldığından, başka bir suçtan tutuklu veya hükümlü değilse serbest bırakılmasına karar verildi.”
Böylece herhangi bir pişmanlık belirtmeyen, Öcalan’ın çağrısı ve örgüt talimatıyla Türkiye’ye geldiğini söyleyen beş kişi için TCK’nın 221. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık düzenlemesinin uygulanması ihtimali kurtarıcı oldu.

‘8 yaşındayken babamı JİTEM almıştı’
Tutanaklara göre beş kişi ifadelerinde şunları söyledi:
Nurettin Turgut: 1991’de Irak’a, Erbil şehrine yerleştim. Daha sonra Dohuk’ta bulunan Birleşmiş Milletler denetiminde bulunan Etruş mülteci kampına katıldım. 1998 yılında Mahmur kampına intikal ettim. Bu kampta yaşayan kimselerin örgüte sempatisi olmamakla birlikte herhangi bir örgütün eylemine katılmışlığı olmuyordu. Kürt sorununun çözümü ve demokratik açılıma destek olmak, bölge ve ülke barışına katkıda bulunmak için Irak’tan Türkiye’ye giriş yaptım. Maksadım barışa, huzura katkıda bulunmak. Sorunun çözümü için Abdullah Öcalan’ın da bu hususta çağrısı olmuştu.
Vilayet Yakut: (Axin Amed kod): Ben 2000 yılında Diyarbakır’da yaşamaktayken Romanya’ya, oradan da Almanya’ya gittim. Yörede yaşanan üzücü olaylardan dolayı örgüte katılmaya karar verdim. Irak’a giderek Kandil kampına katıldım. Askeri ve siyasi eğitim aldım.
Elif Uludağ (Zelal kod): 2003 yılında İstanbul’da yaşamaktayken İran’a, oradan Irak’a gittim. Yaklaşık iki yıl Mahmur mülteci kampında kaldıktan sonra 2005 yılında Kandil kampına gittim ve burada örgüte katıldım.
Hüseyin İpek: Ben 1999 yılı ekim ayının 25’inde İran tarafında bulunan Kalereşi kampına gitmek suretiyle örgüte katılmıştım, oradan da Kandil’e geçmiştim. Burada siyasi eğitim aldım.
Musa Tümeğ: Ben 1992 yılında 8 yaşındayken babamın JİTEM tarafından gözaltına alınması ve elinin sakat kalması nedeniyle ailemizle Irak’a gittik. Ekonomik sıkıntılar çekince Dohuk’ta bulunan Birleşmiş Milletler denetiminde bulunan Etruş mülteci kampına yerleştik.

‘Dünya çözüme kilitlenmiş’
Şüphelilerin avukatları, savunmalarında, Türkiye’nin çok önemli bir dönüm noktasından geçtiğini belirterek şunları söyledi: “Tabu haline gelen Kürt sorununun demokratik usullerle çözüme kavuşturulması için müvekkilim ve barış grubu gönüllü katkıda bulunmuştur. Bu gönüllü ve anlamlı davranışa olumlu cevap verilmelidir. Müvekkil aleyhinde toplanması gerekli herhangi bir delil söz konusu değildir. Bütün dünya bu sorunun çözümüne kilitlenmiş durumdadır. Müvekkilimizin salıverilmesi bu sorunun çözümüne çok büyük katkı yapacaktır.”