Istırap karikatürü!

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın dava açtığı ilk karikatürist olan Sefer Selvi çizgileriyle Erdoğan'a 'ıstırap verdiği için' 10 milyar lira ödeyecek.
Haber: Celal BAŞLANGIÇ / Arşivi

Sivas'ın Yıldızeli ilçesinde dünyaya gelen Sefer Selvi'nin 40 yıl sonra ülkenin başbakanı olacak kişiyi çizdiği bir karikatürle 'acı, elem ve ıstıraba gark edeceği' ne ailesinin, ne arkadaşlarının, ne öğretmenlerinin, ne de kendisinin aklına gelmişti.
Altı çocuklu, Alevi bir ailenin dördüncü çocuğuydu Sefer. Daha okula gitmeden öğrenmişti okumayı yazmayı. Ama yine de başarılı bir öğrenci olamamıştı.
"Aleviler, Yıldızeli'nin yalnızca bir mahallesinde yaşıyordu. Öyle bir noktaya geliyorsun ki zenci filmlerini izleyip kendinle özdeşleştiriyorsun. Başbakan Erdoğan seçimi kazanana kadar kendini 'Biz zenci gibiyiz' diyordu. Aslında zenci olan bizdik. Örneğin ramazanda öğretmenin kömürü taşınacak. Diğer çocukları 'oruçlu' diye bırakıp, 'Siz nasılsa oruç tutmuyorsunuz' diye bize taşıtırlardı. Resmim çok iyiydi. Daha sıradan çizenler yüksek not alırken bana verilen beşi geçmezdi. Hep 'kâfir', 'kızılbaş' suçlamalarıyla karşılaşırdık."
1970'li yılların ortaları. Sefer ortaokulu bitirmiştir ama siyasi ve mezhep çatışmaları Yıldızeli'nde yoğun olarak yaşanmaktadır. Ailesi öğrenimini burada sürdüremeyeceğine karar verir. Sefer, Konya'da öğretmen bir yakın akrabaya gönderilecektir.
"Konya'ya gittiğimde Alevi olan akrabamın Nurcu olduğunu gördüm. Ev kirasını Nurcular ödüyordu. Aynı evde çok sayıda başka öğrenciyle de kalıyorduk. Meslek lisesini kazandım. Nurcuların 'kafaladığı' diğer çocuklarla birlikte namaz kılmaya da başlamıştım. Bir yıl böyle geçti."
Bu arada 'karikatür mikrobu' kanına girmiştir Sefer'in. Bir karikatürünü yaz tatilinde Gırgır'a gönderir. 'Amatörler' köşesinde yayımlanır. Ancak yanında kaldığı öğretmen akrabasının tepkisi gecikmez:
"Sen buradaki abilerin parasıyla okuyorsun. Niye o dergilere çiziyorsun?"
Geri dönmek istemektedir Sefer. Ailesine durumu iletmeye çalışır. "Bir türlü derdimi aileme anlatamadım. Ağabeyim Kıbrıs'ta askerdi. Dönüşte yanıma uğradı. Durumu görünce beni oradan kurtardı."
İstanbul günleri...
Liseyi tamamlamak, daha doğrusu Gırgır'a biraz daha yakın olmak için İstanbul'daki ablasının yanına gider. Önce Kartal'da bir fabrikada kaynak işçiliği yapar. Kaynağı Konya'daki meslek lisesinde öğrenmiştir. Sonra Haydarpaşa Endüstri Meslek Lisesi'ne kaydolur.
"Biz doğru dürüst Fransızca görmemişiz örneğin. Haftanın belli günleri dışarıdan bir öğretmen gelirdi ders için. Aynı şey matematik için de geçerliydi. Bu yüzden Fransızca ve matemartik derslerim çok düşük kaldı. Diğer derslerim çok iyiydi, ama bu iki dersten geçmem neredeyse olanaksızdı. Sınıfta kalınca okulu bıraktım."
Bir ara gazeteci olmak istemişti Sefer. Ancak daha sonra karikatürist olma isteği daha ağır basmaya başlamıştı. "Önceleri Teksas, Tommiks gibi çizgi romanlar okuyordum. Ancak bir kez Gırgır okuyunca onların tüm değeri düştü gözümde. Gırgır'daki o yamuk yumuk, eğri büğrü insanlar daha bir hayatın içinden geldi bana. Sanki benim sesimi duyuruyorlardı."
Bir yandan fabrikada, konfeksiyonda, kuru temizleyicide, çay ocağında çalışıyor, diğer yandan da karikatür çiziyordu. Gırgır, Fırt, Çarşaf ve Limon arasında mekik dokuyacağı bir yaşamı başlamıştı.
Bir yılı aşkın süren bu çabalarından sonra o çok sevdiği Gırgır dergisi 'Gölge Adam' tarafından yapılan bir operasyonla Oğuz Aral'ın elinden alındı. Topluca istifa ettiler. Sefer artık yine Oğuz Aral'ın çıkardığı Avni dergisinin çizeridir.
Daha iki yıl geçmemiştir ki 'Körfez Krizi' patlar. Zorunluluktan çok biraz 'kafasının dikliği'dir işten atılmasının nedeni.
"İşsiz kalınca çizgi filmciliğe başladım. Parası iyiydi. 1.5 yıl incir çekirdeğini doldurmayan senaryolara çizgi filmler ürettim Arap ülkeleri için. Ama bir yandan da toplumsal olaylar almış başını gidiyordu. Gözaltında kayıplar ayyuka çıkmıştı, Gazi olayları patlamıştı. Dayanamayıp istifa ettim. Leman'a parça başı işe başladım. O günden beri Leman'dayım. İki yıldır Evrensel'e de çiziyorum."
'Gölgedekiler' için çizdi
Gazetenin 5 Nisan 2004 tarihli sayısında 'Gölgedekiler' başlığıyla bir yazı kullanılacaktı. Yazının konusu 'AKP'nin derin başkanı' diye nitelendirilen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın danışmanı Cüneyt Zapsu'ydu. Spotta 'Cüneyt Zapsu, ABD-AKP bağlantısını sağlayan kilit isimdi. AKP kurulduktan hemen sonra ABD'ye giden Erdoğan'ın bütün temaslarını organize etti' deniliyordu. Sayfa vinyeti olarak anlatılanlara uygun bir karikatür çizdi.
Karikatürün yayımlanmasından sonra avukatlarının Asliye Hukuk Mahkemesi'ne verdiği dilekçe ile de Başbakan'ın hakkında manevi tazminat davası açtı-
ğı ilk karikatürist oldu. Dava dilekçeside 'Mezkûr saldırıların yarattığı acı, elem ve ıstırabın mevcudiyeti tartışılmazdır', 'Müvekkilimin duçar olduğu acı, elem ve ıstırabının hukuka aykırı mezkûr saldırıdan kaynaklandığı aşikârdır' gibi 'acı'lı, 'elem'li, 'ıstırap'lı tümceler tam beş kez yineleniyor ve 10 milyar liralık manevi tazminnatın yayın tarihinden itibaren işleyecek en yüksek işletme kredisi faizi
ile birlikte tahsili isteniyordu.
Geçtiğimiz hafta karar veren Ankara 20. Asliye Hukuk Mahkemesi Hâkimliği "Talebin tümüyle kabülüne..." karar verdi. Böylece Başbakan'ın mahkûm ettirdiği ilk karikatürist oldu Sefer.
"AB'ye girmek için uğraşıyorlar bir yandan. Diğer yandan sanki Blair'in, Bush'un ülkelerindeki karikatürcüler tarafından nasıl çizildiğini görmüyorlar mı?" diye soruyor Sefer. Aynı olguya Çağdaş Gazeteciler Derneği Başkanı Doğan Tılıç da değiniyor: "Karikatür dünyanın her yerinde ve her dönemde güçlü bir eleştiri aracı olarak kullanılmıştır. Evrensel gazetesinde yayımlanan karikatür eğer ağır bulunuyorsa bu karikatürden daha ağırı değişik ülkelerde Bush ve Blair hakkında kıyaslanmayacak şekilde birçok gazete ve dergide yayımlanıyor. Bir karikatürden dolayı bir yayın organına ceza verilmesini ifade özgürlüğü önünde bir engel olarak görüyorum"
Anlaşılan o ki, Başbakan'ın bir karikatürden 'acı, elem ve ıstırap' duymaması için bunu AB kriterlerine 'Yok öyle, burası Türkiye' faslından eklemek gerekiyor.