'İtaatkâr küçük yurttaşlar'

'İtaatkâr küçük yurttaşlar'
'İtaatkâr küçük yurttaşlar'
Akademisyen Güven Gürkan Öztan, tedrisat ve daha çok da çocuk yayınlarını tarayarak 1940'lara kadar Türkiye'de çocukluğun nasıl politize edildiğine bakmış. Tanzimat'tan girdik 4+4+4'ten çıktık
Haber: PINAR ÖĞÜNÇ - pinar.ogunc@radikal.com.tr / Arşivi

15. yüzyıla kadar çocukların fiziksel ve ruhsal gelişimlerini gözeten bir eğitimin adı bile geçmiyor. Bugün anladığımız ‘modern çocuk’ anlayışının yerleşmesi, çocukluğun ayrı bir dönem olarak ele alınması için biraz daha beklemek gerekiyor. Mesela matbaa keşfedilsin, reform yaşansın, burjuvazi güçlensin ve yeni bir yaşam biçiminden söz edebilelim. Çocuklar için kıyafetler üretilsin ilk kez, çocuk gelişimi üzerine kitaplar yazılsın, hijyen ve sorumlu, eğitimli anne-baba fikri keşfedilsin.
İlginç, John Lock’un 17. yüzyıl sonunda yayımlanan ‘Eğitim Üzerine Düşünceler’ kitabı, modern çocuğu ‘potansiyel yurttaş’ olarak ele alan anlayışın ilk tezahürü sayılıyor. Bu anlayış gereği aileye, öğretmenlere ve de devlete çocuğun zihninin ‘işlenmek’ gibi mühim bir vazife düşüyor. Tanzimat’a kadar kaleme alınan eserlerde öyle müstakil bir yeri yok çocukluğun. Ancak 1869’da ‘zorunlu eğitim’in lafı geçiyor. Batı’nın izini takiben 19. yüzyılın sonlarında çocuklara yönelik dergilerden söz edilebiliyor. Bir çocuk dergisinin kapağında Hamidiye zırhlısı var, olsun...
II. Meşrutiyet’le birlikte iyiden iyiye kamusal bir özne haline gelen çocuk, Trablusgarp ve Balkan Savaşları derken memleketin ahvaliyle öfkeli, milliyetçi küçük yurttaşa dönüyor. Cumhuriyetle birlikte yeni erdemleri de yapıştırmalı üzerine: Medeni, vatanperver, ahlaklı ve dürüst olmalı. Malının kıymetini bilmeli, çok okumalı. Üzerine yanakları al, zeki, çevik ve gürbüz olmalı.
İstanbul Üniversitesi SBF Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde öğretim üyesi Güven Gürkan Öztan’ın doktora tezi olan ‘Çocukluğun Politik İnşası’, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları tarafından basıldı. ‘Modern çocuk’ fikrinin oluşumundan, Tanzimat’tan başlayıp Cumhuriyet’in ilk yıllarına uzanan sürece odaklanan Öztan, tedrisat ve daha çok da çocuk yayınları taramasıyla Türkiye ’de çocukluğun politizasyonunu incelemiş. Bu aralar en politik tartışmalar çocuklar üzerinden dönerken, Tanzimat’tan girdiysek de 4+4+4’ten çıktık. 

Şimdiye dek yapılmış ‘cumhuriyet çocuğu’ incelemelerinin, tahlillerinin üzerine ne koymayı hedeflediniz?
Bu meseleyi irdeleme fikri, niçin birey ve toplum olarak olgunlaşamıyoruz, neden iktidar karşısında bu denli kırılganız, otoriteyle kurduğumuz ilişkide niye özerkleşemiyoruz sorularını düşünürken çıktı. Çocuğu özne kılma iddiasındayken, onu modernist-milliyetçi amaçlara hizmet edecek şekilde nesneleştirme olarak özetlenebilecek sürecin iki yönlü işlediğini düşünüyorum. İlki doğrudan güçlüyü ‘tüm güçlü’, zayıfı ise ‘tam zayıf’ kılan kültürel kodlarla ilgili.
İkincisi ise görece daha yukarıdan aşağı kısma ait. Bugüne dek yapılan çalışmalar büyük ölçüde konuyu yurttaşlık tartışmaları içinde ele aldı. Füsun Üstel’in önemli çalışması ‘Makbul Vatandaşın Peşinde’ bu alandaki şüphesiz en kıymetli eserlerden. Buna ilaveten meselenin bir de yurttaşlık-müfredat ilişkisini aşan daha popüler bir yönü var. O da bu topraklarda 19. yüzyılın ancak son çeyreğinde ufak ufak başlayan, cumhuriyetin ilk yıllarıyla çeşitlenen çocuk edebiyatı. Niyetim büyük ölçüde ikisine aynı anda bakmaktı; kesişen ve/veya farklılaşan yönleri görmek açısından... Tabii bir de ideal çocukluk tasarımının aynı zamanda ideal yetişkin profilini çizmeye yönelik bir hamle olduğunu hep akılda tutarak… Böylece ortaya bir kısmı ilk defa gün ışığına çıkan, zengin bir malzeme bütünü çıktı. 

Modern çocuk algısının oluşmasından itibaren tek ulus devlet sınırlarında dahi birkaç çocukluktan söz ediyoruz aslında. Çocukluğun politizasyonu sürecinde bu algının homojene en yakın olduğu zaman Cumhuriyet’in hangi yıllarına düşer?
Yeni rejimin ideologları ve takipçileri açısından ‘makbule’ en yakın olduğu hissedilen an herhalde 1920’lerin sonlarından II. Dünya Savaşı bitimine kadar olan süreç. Bir dizi faktör rol oynuyor. Rejimin yeni olmasıyla çocukluk arasında kurulan analoji; kurucu liderin manevi rolünün tesiri, rejimin taşıyıcılarını saran heyecan, henüz kanıksanmamış milli ritüeller vs… 

Bu dönemdeki ideal milli çocuk modelinin hangi niteliği ülkenin daha geniş bir alanındaki çocukluklara tesir etmiştir?
Süreklilik arz eden en birinci nitelik ‘lider kültü’. Evet, neticede lider kültü denince büyük ölçüde Mustafa Kemal imgesi akla geliyor ama mesele bunun da ötesinde. Zira Mustafa Kemal imgesi aslında otorite temelinde sorgusuz sualsiz bir bağlanma halinin yalnızca sembolik kurucu öğesi. Örneğin devlete, politik iktidara bağlanma şekilleri de rahatlıkla bu öğe üzerinden yürütülebiliyor. İkincisiyse milliyetçilik. Terkibi değişse de milliyetçiliğin varyasyonları çocukluk özelinde de hayatı yorumlama bahsinde müthiş bir etkiye sahip. 

Siz lafı cumhuriyetin ilk yılları diyerek, 1930’larda, 40’larda bırakmışsınız. Yöntem olarak geleceğin yurttaşları olan çocuklara ‘faydacı’ bakış açısı, bu tarihlerden sonra ne kadar değişti?
Çocukluğun politik inşasına salt devlet temelli bakarsanız değişen pek bir şey yok. Neticede müfredatın hedefi halen aynı itaatkâr tek biçim küçük yurttaşlar... Fakat bugüne dair başka bir gerçeklik var. İçinde yaşadığımız çağın çocuklarının politik formasyonunda müfredatın çok ötesinde etkinliğe sahip olan araçlar ve mekânlar var. Örneğin internet, sanal platformdaki oyunlar, çocuklar için üretilen yeni görsel malzemeler vs. 

Hayattaki ve iktidarlardaki bütün bu değişime ‘gürbüz, kahraman, vatansever’ cumhuriyet çocuğu modeli ne kadar direndi?
Tahmin ettiğimizden çok daha dirençli çıktı. Zira sosyolojik ve politik düzlemde muktediri ve militer olanı yüceltme eğilimimiz ortak kesen olarak varlığını sürdürüyor. Burada militer derken kurum olarak orduyu yüceltmeyi değil, militer performansları ve araçları kutsamayı kastediyorum. Gürbüzlük meselesi ise kapitalizmin sağlık fetişizminin hapsinde artık ama hâlâ sınıfsal. Zamana yenik düşenler de oldu örneğin tasarrufu ve yerli malını yücelten bir çocukluk yok artık. Yeni çocukluluk bunun karşısında, sonsuz tüketim arzusunda. 

Belli ki Cumhuriyet’in ilk yıllarından çok sayıda çocuk dergisi okudunuz. ‘Bu kadarı da olmaz’ dedirten bir metinle karşılaştınız mı?
Balkan Savaşları sırasında üretilen militarist propagandanın dehşet verici örnekleri-intikam şiirleri bu eksende ilk aklıma gelenler... Temel problematiğim otorite karşısında herkesin kendisine biçildiği yerde kalmasını salık veren bakış açısıydı. Örneğin ‘Sebze Bahçesinde İsyan’ bunu açığa vuran bir piyestir. Hain kertenkele, kibirli elma, ezilen çilekler… Bahçıvanın biçtiği nizama aykırı hareket etmenin sonu felakettir diyen. Bugün bir şeyler değişecekse bahçe ve bahçıvan kompozisyonunun reddiyle değişecek.

‘Buradan ne özgürlük ne de demokrasi çıkar’
4+4+4 kademeli eğitim sistemi modeli, öğrencilere umre hediyesi, dindar ve kininin davacısı bir nesil özleminin ifşası… Şu aralar tam da çocukluğun politik inşası üzerinden dönen köklü tartışma üzerine ne düşünüyorsunuz?
Tüm bu tartışmalar meselenin özünün hiç de değişmediğini gösteriyor aslında. Balkan Savaşları esnasında makbul çocukluğun mütemmim cüzü intikam alma iradesine ve kapasitesine sahip olmasıydı. O dönem öylesine kan revan manzumeler yazıldı ki çocuklar için, akıl almaz. İntikam temasını erken Cumhuriyet dönemi çocuk edebiyatında da daha yumuşatılmış halde görürüz. Bu rövanşist teşvik, içinde milliyetçi ve değişen ölçüde dini motifler taşımıştır. Bugün aslında bu gramere itiraz etmeyen ancak içini başka şekilde dolduran siyasal aktörlerle karşı karşıyız. Kemalizmin lider kültünü ve ritüellerini cesaretle eleştiren ve fakat onun yerine aynı ölçüde otoriter ve dogmatik başka bir malzemeyle dolduran aktörler.... AKP ’nin derdi de Fethullah Gülen’in ‘altın nesli’ de bu bağlamda çok farklı değil. Devletine bağlı, toplumsal denetimi sorunsallaştırmayan ve disiplini İslami ahlak üzerinden kuran bir anlayış bu. Çok uzağa gitmeye gerek yok: Popüler İslamcı çocuk edebiyatı ve ebeveynlere öğütlere bakmak dahi yeterli. Buradan ne özgürlük ne de demokrasi çıkar. 

Tanzimat’tan bu yana kullanılan politize etme yöntemlerine baktığınızda müfredatla, çocuk yayınlarıyla, edebiyatıyla şekillendirilen tek bir çocukluktan söz etmek mümkün mü bugün?
Hayır değil. Bir yanda dini öğretiye göre yetiştirilen ve politik tahayyülü bunun üzerinden şekillenen bir çocukluk, diğer yandan halen Kemalist müktesebata uygun biçimlenen çocukluk. Bir de bunların hiçbiriyle doğrudan ilişkilendirilmeyen ve Ortaçağın ‘minyatür yetişkinini’ anımsatan postmodern çocukluk var. Sosyalleşme mekânları ve araçlar çeşitlendikçe alternatif çocuklukların tezahürü de çeşitleniyor.