İÜ'de zorlu yarış

İstanbul Üniversitesi 10 Aralık'ta rektörünü seçiyor. Adaylar şimdiki rektör Prof. Kemal Alemdaroğlu ile Prof. Mesut Parlak, Radikal'in sorularını yanıtladı.
Haber: İBRAHİM GÜNEL / Arşivi

Rektör seçildiğinizde türban protestolarıyla karşılaştınız. Neden özellikle sizin dönemde türban eylemleri arttı?
Ben rektör olmadan önce türban konusunda Türkiye gündeminde olan bir kişiydim. Nitekim 1996'da Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nde başörtülü olduğu için görev yerini değiştirdiğim doktor hanım nedeniyle bir kanal 25 dakika aleyhimde yayın yapmıştı.
Sonra, Meclis İnsan Hakları Komisyonu'nun alt komisyonunda 1.5 saat sorgulandım. Ardından doktor hanımın çalıştığı yer komisyon üyeleri tarafından görüldü ve iddiaların gülünç olduğu ortaya çıktı. Çünkü, söz konusu yerde başörtülü bir doktorun görev yapamayacağını herkes biliyordu. Anayasa, yasa ve yargı organı kararları açık. Uzmanlık eğitimini başka bir hastanede sürdürmesi için muaffakat verdik.
Gittiği hastanede uzmanlık eğitimini sürdürebildi mi?
Evet. O dönemde rektör Bülent Berkarda'ydı. Berkarda'nın 1994 yılındaki başörtüsüyle ilgili uygulamaları ortadaydı. Ben o dönem yönetim kurulu üyesiydim ve bu konuda kararlılığım da var.
Bir de o dönemde, dershanelerde çarşaflılar, peçeliler ve birtakım simsiyah giysiler içinde kişiler gözüküyordu. Yani, bir anlamda
Atatürk devrimlerinde etkin görev üstlenmiş kurumumuzda, birden bire İran ile Suudi Arabistan üniversitesine dönüşür tablo vardı. Buna dur demek gerekiyordu.
Siz o dönemde Berkarda'nın danışmanı ve İÜ Yönetim Kurulu üyesiydiniz. Neden o zaman buna engel olmadınız?
Berkarda zamanında biz üzerimize düşün görevleri yaptık ama, yönetimdeki görevim bir yere kadardı. Ondan sonrası da zaten rektörün uygulaması oluyor.
Sizin döneminizde, bugüne kadar uygulanmayan tek merkezden kayıt uygulaması başlattınız ve 'ikna odaları' gündeme geldi. Neden böyle bir uygulamaya gerek gördünüz?
Üniversiteye her dönemde 9-10 bin kişi kayıt oluyordu. O dönemde 11 bindi. Birincisi, öğrencilerimizin perişanlığını önlemek için. Yaklaşık 30 yerde kayıt yapılması mağduriyete
söz konusu olabiliyordu.
İkincisi, öğrencilerimizin çoğu Anadolu'dan geliyor.
Sonra bu kadar dağınık olan bir kurumu bulma güçlükleriyle karşılaşıyorlardı. Üçüncüsü, bazıları bir-iki gün İstanbul'da kalmak istiyor. Onlara sunabileceğimiz olanaklar yoktu. Bu nedenlerle, kendilerini Esenler Otogarı'ndan otobüslerimiz aldı ve bir uluslararası kongre düzeni içinde Avcılar'daki kültür merkezine getirdik.
O binanın 10 bin kişiye yemek sunabilecek yemekhanesi var. Ayrıca, geçici olarak banka şubesi açtırdık, noter getirdik. Fotoğrafhane kurduk. Tüm bu işlemleri 45-50 dakikada bitirebilir hale getirdik.
İkna odalarına gelirsek.
Burada öğrencilerimizi üst sınıflardaki abla ve ağabeyleri karşılayıp ilgili fakültenin standına götürdü. Bu arada eğer kız öğrencinin başörtüsü varsa, ona abla durumunda olan öğrenci yasa ve yönetmelikleri
anlattı. Onun bu şekilde üniversiteye kaydolamayacağını belirtti. Ayrıca, psikolog hocalarımız da görev aldı.
Efendim 'ikna odaları' deniyor. Hayır efendim
odası modası yok. Sadece bu konular herkesin yanında konuşulamadığı için onlarla kapısı açık bir odada görüşüldü.
Rektörlük için adaylığınızı açıkladığınızda, basın mensuplarına polisin üniversiteye girmeyeceğini söylemiştiniz ama birçok olayda polis girdi.
Ben size o zaman da söylemiştim, polis her zaman her yere girer. Ancak, üniversiteye girmemesi için huzur ortamının sağlanması gerekir. Burada huzuru bozan ve can güvenliğini tehdit eden unsurlar olursa, siz de rektör olsanız polisi çağırırsınız. Bizzat benim canım güven altında değildi.
YÖK'ün yıldönümünden bir gün önce Siyasal Bilgiler Fakültesinde biber gazı kullanıldı.

O fakültede öğrenci kulüpleri arasındaki bir
tartışma öylesine bir noktaya geldi ki her akşam ve sabah bütün binalarda yaptığımız aramada, demir sopalar bulduk. Daha önce 1998'de siyasalda sopalar bulmuştuk ama, önemsememiştik. Ertesi gün bir çocuk kalbinden bıçaklandı. Eğer ben rektör olmasaydım, o çocuk ölürdü.
Bir de merkeziyetçi uygulamalarınız nedeniyle sizi eleştirip istifa eden öğretim üyeleri oldu. Eleştiriler nelerdi?
İki veya üç konuda benimle tartıştılar. Bunlardan biri de, eğitimin yeniden yapılanması. Her fakülteden beşer öğretim üyesiyle o gün uygulanan eğitim sistemini değerlendirdik. Fakültedeki bu beşer öğretim üyesinin 10'unu dekanlar tespit etti, ben beşe indirdim. Sonra bu öğretim üyeleri eğitimi değerlendirip raporlar hazırladı. Ben o raporları okuduktan sonra, dekanlarıyla
birlikte her fakültede bunu tartıştık.
Tartışmalar sonunda, çağdaş eğitim sistemine geçmemiz gerektiği ortaya çıktı. Bunun üzerine çağın sistemi olan yarı yıl sistemi, kredili sistem, bağıl değerlendirme, teorik ders saatlerinin azaltılması, buna karşılık uygulamalı ders saatlerinin artırılması ve uygun olan bilim dallarında sektör içi eğitimi gündeme getirdik.
Örneğin, nasıl tıp fakülteleri hastanelerde uygulama yapıyorsa, hukuk öğrencilerinin de mahkemelerde uygulama yapması kararı çıktı. Senatoda oylandı. Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Aysel Çelikel ile senatörü karşı çıktı.
Yani orada oyçokluğuyla bir karar alındı, öyle mi?
Oyçokluğu dediğin 60'a karşı iki, oybirliğine
yakın. Bunun üzerine fakültelerde yönetmelikler hazırlamak lazımdı. Dekan, senato kararına da muhalif olduğu için sıkıntı vardı. Dekan, hukuk fakültesinin bölüm ve ana bilim dalı başkanlarını bizle birlikte toplantıya çağırdı. Biz de, eğitim ve öğretim işlerinden sorumlu rektör yardımcısıyla gittik.
Bülent Tanör kalktı, baştan sona kararı tartışmaya başladı. Biz ise karar daha önce alındığı için maddelere geçmeyi istedik. Kalktı, "Ben, ana bilim dalı başkanlığından ayrıldım" dedi ve toplantıyı terk etti. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir çalışma düzeni yok. Arkasından birisi, "Ben de bölüm başkanlığından ayrılıyorum" dedi. O da toplantıyı terk etti ama, üniversiteden ayrılma değil.
Bakın, halen Bülent Tanör üniversitede. Bölüm başkanı olan kişi 67 yaşının son gününe kadar üniversitede görev yaptı ve birkaç ay önce, tekrar yüksek lisans ve doktora dersi vermek istedi. Sözleşmeli olarak devam ediyor.
Gelelim Aysel Çelikel'e. Çelikel, bunun üzerine dekanlıktan ayrıldı. Üniversiteden ayrılmadı. Çelikel 1.5 yıl sonra 67 yaşını doldurmak üzereydi, bir vakıf üniversitesine
gitmek için ayrıldı. Bana tepki olarak, benimle farklı düşüncede olduğu için üniversiteden ayrılan tek kişi yok.
Yarın: Tanör olayı tam gün ihlalidir
***
İstanbul Üniversitesi'nde zorlu yarış
Türkiye'nin en eski ve en kalabalık kurumlarından biri olan İstanbul Üniversitesi'nde (İÜ) 10 Aralık 2001 tarihinde rektör seçimleri yapılacak. Adaylardan birisi dört yıllık uygulamalarıyla
sık sık eleştirilen ve türban eylemleriyle gündeme gelen şimdiki rektör Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu. Diğeri de, eski İstanbul Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mesut Parlak. Her iki aday da seçim öncesi Radikal'in sorularını yanıtladı.
Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu
1939 yılında Trabzon'da dünyaya gelen Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu, yüksek öğrenimini İÜ Tıp Fakültesi'nde yaptı. Daha sonra Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Cerrahi Kliniği'nde asistan, doçent ve profesör olarak görev aldı. Halen Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Bölüm Başkanlığı'nı da yürüten Alemdaroğlu, aynı fakültenin dekan yardımcılığını da yaptı. Berkarda döneminde İÜ Yönetim Kurulu üyeliği ve rektör danışmanlığı da yapan Alemdaroğlu, Dünya Cerrahi Birliği'nin Türkiye Baştemsilciliği görevini de yürütüyor.
***
Parlak: Bu iş böyle gitmez

  • Alemdaroğlu'nun tek rakibi Prof. Dr. Mesut Parlak: İÜ'de tamamen merkeziyetçi bir yönetim anlayışı hâkim. Üniversitedeki öğretim üyelerinin yarısı yönetimle problemli.
    1997'de aday olup kazanamamıştınız. Daha sonra 1998 yılında rektörü eleştirerek
    İstanbul Tıp Faklütesi Dekanlığı'ndan ayrıldınız. İstifa gerekçeniz neydi?

    Aday olduğum süreçte dekandım. Alemdaroğlu seçildikten sonra benim aday olmam nedeniyle iplerimiz biraz koptu ve giderek hiç olmayacak insanları bazı görevlere getirdi.
    Çünkü, 2547 sayılı yasa, tüm yetkileri rektöre veriyor. Rektör, kadrolara istediği atamaları yapabilir. Kendisi Berkarda rektör iken onun başdanışmanıydı. Ki o dönem gizli rektör Alemdaroğlu'ydu. Başdanışmanlığı döneminde bir hastane müdürü vardı. "Bunu buradan alın" diye rica ettim. "Evet, o şudur budur" gibi bazı şeyler söyledi. Rektör oldu, üçüncü imza onu atadı hastane müdürü olarak.
    Kimdi bu hastane müdürü?
    Adını vermek istemiyorum. Sonra benim bir dekan yardımcım vardı. İlk göreve başladığımda iki profesördü dekan yardımcısı ama, sonra bir arkadaşımız sağlık nedeniyle ayrıldı.
    Berkarda zamanında bir doçenti, -ki, gerçekten çok aktif bir çocuktu- dekan yardımcısı olarak atadım. Alemdaroğlu gelir gelmez, "Bu doçenti görevden alacaksın, dekan yardımcısı olarak bir profesör atayacaksın" dedi.
    Ben de yasaya aykırı olmadığını ve "Eğer bir sakıncası, etik dışı bir şeyi varsa bileyim, gereğini yapayım" dedim. "Yok kardeşim, alacaksın görevden" dedi. Dedim ki, "Kusura bakmayın, ben kelle vermem." Cerrahpaşa'da örneği var. Hatta başka fakültelerde yardımcı doçentler dekan yardımcılığı yapıyor. Yönetim anlayışımız uyuşmadı. En küçük detaya kadar emir-komuta zinciri düzeyinde bir uygulama başladı ve bunun İÜ geleneklerine uymadığını söyledim. Çünkü, ben dekan olduğum dönemde Bülent Berkarda'dan
    'ita' yetkim vardı.
    Nedir bu yetki?
    Dekan olarak kendi fakültem içinde yasayla kurulmuş kurullara danışarak çalışmalarımı yapıyordum. Çünkü, 2547 sayılı yasada ana bilim dalı, fakülte yönetim kurulu ve genel akademik kurullar vardır ve bunların bazı yetkileri bulunur. Bu yetkileri aşamazsınız. Bu kurulların kararlarına uymalısınız. Uymazsanız, tabii burada bir katılımcı yönetim anlayışı olamaz. Olmayınca da, dekan seçmeye gerek yok.
    Sizin iddianıza göre İÜ askeri bir yönetime kaydı. Bunu biraz açabilir miyiz?
    Üniversitede tamamen merkeziyetçi yönetim anlayışı hâkim oldu. Yani, her şey rektörün ağzından çıkar halde. Bu iş artık böyle gitmez.
    Yasal olarak buna yetkisi var ama.
    Demokrasilerde de her şeye yetki var. Ancak, karşınızdakinin özlük haklarına karşı uygulama yapamazsınız. Yaparsanız, sıkıntı olur. Berkarda'nın döneminde ben ita yetkisi kullandım. Alemdaroğlu geldi, tüm yetkileri aldı. Hiçbir şekilde yetkimizi kullanamadık. Sadece maaş, yolluk ve yevmiyelere imza atıyorduk.
    İÜ'nün tüm fakültelerinde böyle mi?
    Bütün fakültelerde böyle. Eğer sempatiyle bakıyorsam, ben sizi seviyorsam, size birazcık daha yetki veririm. Yani burada şunu demek istiyorum; acaba Bülent Berkarda'nın rektör olduğu dönemde başka bir yasa mı vardı?
    Örneğin, İÜ'de Berkarda'nın döneminde dekanlar demokratik seçimle geliyordu.
    Sanırım yasa böyle bir seçime izin vermiyordu ama Berkarda, 'eğilim belirlemesi' adı altında bunu yaptı. Alemdaroğlu zamanında da böyle seçimler oldu ama...
    Berkarda dekan adayı belirlemek için yapıyordu. Ancak, seçime katılanları aldığı oy sırasına göre YÖK'e bildiriyordu. Şimdi öyle değil.
    Yasaya göre rektör üç aday belirleyip YÖK'e bildiriyor. YÖK birini seçiyor.
    Ancak, Rektör Bülent Berkarda adayların aldığı oyları sıraya yazar YÖK'e bildirirdi. Yani, onun üzerinde hiçbir oynama yapmıyordu.
    Alemdaroğlu farklı mı davrandı?
    Aynı söylemle gelmesine karşın, örneğin Mühendislik Fakültesi'ne atama yaptı. Yetkisi var ancak, önemli olan demokratik düşünce ve anlayışı korumak. Tabii bugün Türkiye Cumhuriyeti'nde var olan bütün yasaları 'kesintisiz demokrasinin aynası' diye verebilir miyiz?
    Zaten tartışılıyor.
    Evet, devamlı tartışılır. Niye bu kadar değişiklik yapılıyor? İşte gerekçesi bu. Örneğin en son bizde İstanbul Tıp ve Orman fakültelerinde eğilim belirleme seçimleri yapıldı. Yalnız dikkatimi çeken bir şey var, adaylar kayboldu. Yani çoğu fakültede ikinci dekan adayı yok.
    Tek aday mı çıkıyor?
    Tek çıkıyor veya yönetim olarak adayımız diye işaret ediliyor. Örneğin İstanbul Tıp Fakültesi'nde şu andaki dekan Faruk Erzengin ve göğüs hastalıklarından bir profesör arkadaşım Feyza Erkan seçime girdi. Adaylık döneminde Erkan rektör tarafından çağırıldı,
    "Adaylığınızı koymayın. Ben Erzengin'le çok iyi çalışıyorum, girmeyin" dedi. Arkadaşımız da, "Hayır, bu benim demokrasi anlayışıma ters. Aday olacağım" dedi. Yanlış anımsamıyorsam 114 oy aldı.
    En çok oyu Prof. Erzengin mi aldı?
    Evet, liste YÖK'e gitti. YÖK üyemiz Prof. Dr. Türkan Saylan listeye bakıyor ki, "Yahu kızımızın adı listede yok. Başkan bizde birkaç gün önce bir eğilim belirlemesi yapıldı" diyor.
    Berkarda bu uygulaması nedeniyle YÖK tarafından eleştirilmişti ama.
    Evet ama, Berkarda asla bu uygulamadan taviz vermedi. Aynı şey 1.5 ay sonra Orman Fakültesi'nde oldu. Orada da üç oyla iki aday arasında seçim kazanıldı. Onda da yok. Yani, birinci sıradaki işaret edilen zaten üç oy fazla aldı ama ikinci sırada üç oy az alanın adı yok.
    Ya bu seçimi yapmayın, çünkü yetki sizin
    ama, çok demokratik bir görüntü verip de arkadan böyle bir uygulama, en azından seçime giden öğretim üyelerinin onurunu zedeler.
    Biz, bunları yapmayacağız. Kavgayla nereye varırsınız? Alemdaroğlu, genel akademik kurullarda insanlara hakaret ediyor. Zaten bu kurullarda rektörün yeri yok. Konuk olarak gelebilir. Onur verir rektör ama, her genel akademik kurula da rektörün gelmesi demek, zaten, baskı, korku ve ürkekliğin olduğu ortamda fakültenin sorunlarını rahat tartışamazsınız. Geliyor, hemde kürsüye oturup, yönetiyor.
    Her akademik kurulu o fakültenin dekanının mı yönetmesi gerekiyor?
    Şimdi, ben gelip de şu gazetenin patronu olsam, sizin koltuğunuza oturamam. Oturmamalıyım da. Birtakım gelenekler vardır. Beni davet etseler, o kurula gitmem. İÜ'deki öğretim üyelerinin yarısı yönetimle problemli. Soruşturmalar, olumsuz siciller, örneğin ben 2000 yılının olumsuz sicillisiyim.
    Yarın: PKK ve mafyayla ilişkim yok
    Prof. Dr. Mesut Parlak
    1940 yılında Malatya'da dünyaya gelen Prof. Dr. Parlak, yüksek öğrenimini İÜ Tıp Fakültesi'nde tamamladı. Daha sonra aynı fakültenin Patolojik Anatomi Kürsüsü'nde asistan olan Parlak, 1968 yılında açılan sınavı kazanarak İstanbul Tıp Faklütesi 4. Cerrahi Kliniği'ne asistan olarak girdi. Aynı kürsüde doçent ve profesör olan Parlak, İstanbul Tıp Fakültesi Yönetim Kurulu üyeliği, Fakülte Kurulu üyeliği ve Fakülte senatörü olarak görev yaptı. Parlak 1996-1988 yıllarında da İstanbul Tıp Fakültesi dekanlığı yaptı.