İyi eğitim krizi yener

Prof. Dr. Ural Akbulut'a göre eğitimde kısıntıya gitmek israf: Ekonomiyi iyi eğitim canlandırır. AB yardımını eğitime ayıran İrlanda milli gelirini 2900 dolar artırdı.
Haber: Murat YETKİN / Arşivi

Son görüştüğümüzde ODTÜ'ye yakıt için ayrılan paranın bittiğinden yakınıyordunuz. Para bulabildiniz mi?
Henüz bekliyoruz,kesin bir şey yok...
Allah'tan havalar çok soğumadı...
Evet ama esas ekim, kasımdan itibaren... Geçen sene aynı aylarda kesilmişti. Umarım çözülür. Biliyorsunuz Milli Eğitim Bakanı, 'Madem ibadethanelerde su parasız, eğitimde de olmalı dedi,' ki ben de destekliyorum. Çünkü kışlada ve camide elektrik, su parasının alınmamasının bir anlamı var, güzel bir anlam, ikisi de kutsal bir iş yapıyor. Eğitim de öyle...
Ne zaman belli olacak bu?
Bu günlerde bir ek bütçe çıkması lazım. Şu anda biliyorsunuz devlet üniversitelerinin 9 trilyon kadar elektrik borcu var. Yine hatırladığım kadarıyla ilk ve ortaöğretimlerin yaklaşık 4 trilyon elektrik borcu var. Bize bir üniversite olarak doğalgaz artı elektrik için 2.6 trilyonluk bir ihtiyaç var önümüzdeki aylar için, çünkü hazirandan beri ödenek bitmiş durumda. Pek çok üniversite aynı durumda. Mesela, Erzurum Atatürk Üniversitesi. Türkiye'nin gece gündüz
farkı en yüksek olan ve sıfırın altında en fazla günü olan şehri. Denizden 2 bin metre yüksekte, çok soğuk. Orada fueloil yakıyorlar, hatırladığım kadarıyla 2 trilyonun üzerinde ödenekleri eksik.
Bu yazı anladığım kadarıyla maliyeyle, planlamayla ve pazarlıklarla geçirdiniz.
Evet, maalesef. Teknolojiyi üretmekle uğraşmak asli görevimiz olduğu halde, üniversiteleri ısıtmak, aydınlatmak, çeşmesini akıtmak asli görev gibi gözüküyor. Gelişmiş ülkelerde böyle bir sorun akla gelmez, hiçbir rektöre böyle bir sorundan bahsedilemez. Şu anda 2002 bütçesi çalışmalarını sürdürüyoruz Maliye ve DPT'yle.
Yükseköğrenimin maliyeti de yüksek değil mi?
Eğitimin, özellikle yükseköğretimin iki faydası var: Birisi kişinin kendisine, diğeri ülkesine.
Eğitim düzeyini yükselttiğiniz zaman, bir kişiyi üniversite mezunu yaptığınız zaman bu kişinin üretim kapasitesi çok artıyor. Bir meslek sahibi olduğuna göre, üretime ve ekonomiye katkısı artıyor, çok para kazanarak verdiği vergi miktarı artıyor, milli geliri artırıyor. Aynı zamanda kişi de kendine daha konforlu, daha lüks bir hayat sağlıyor. Devletin yükseköğrenimi desteklemesi lazım ama üniversiteye girme şansını yakalamış kişilerin de desteği gerek.
Üniversitede okumak bir hak olduğu kadar bir imtiyaz. Çünkü 1.5 milyon insanın girmeyi arzu ettiği yere 160-170 bin kişi dört yıllık örgün öğretime girerse, 120-130 bin kişi meslek yüksekokuluna, 180 bin kişi açıköğretime girerse yaklaşık 350-400 kişi bundan faydalanır da 1 milyon kişi her yıl faydalanmazsa, o insanlar aleyhine bir durum ortaya çıkıyor.
Siz onlardan daha iyi bir puan almış olabilirsiniz ama bu o insanların daha yeteneksiz olduğu anlamına gelmez. Ülkede daha fazla üniversite olsaydı, biz o insanları da alabilecektik, ki gelişmiş ülkelerde böyle. Hiçbir Avrupa ülkesinde, hiçbir gelişmiş Amerikan eyaletinde üniversiteye girememe diye bir durum yok.
Sınav sistemi var mı?
Sınav sadece hangi bölüme gireceğinizi belirler. Çeşitli sınavlar vardır, çeşitli değerlendirmeler vardır. Bunların amacı sadece sizin hangi üniversitelerin hangi bölümlerine dağılacağınızı belirlemektir.
Devletin 2002 bütçesinden üniversitelere ayıracağı payın daha fazla olmasını istiyorsunuz. Bunun yanı sıra üniversitelerin sanayiyle, başka yerlerle işbirliği çerçevesinde kendi gelir kaynaklarını oluşturması yönünde bir talebi de var mı? Yani üretime yönelik bir talep de var mı, bunun için çalışmalar yürütülüyor mu?
Gelişmiş ülkelerde üniversiteler ve sanayi iç içedir. Hiçbir önemli buluş üniversiteden kopuk olarak gelişmemiştir. Tarihe baktığımız zaman dünyanın gidişini değiştiren pek çok bilimsel ve teknolojik buluş üniversitelerle mutlaka ilişkili şekildedir.
1790'da İtalya'da fizik profesörü Volta, elektrik pilini keşfetmiştir ve hemen arkasından elektriğin yaygın kullanımı başlamış, dünyanın gidişi değişmiştir. Motor ve elektrik bir araya geldiği zaman sanayi patlaması olmuştur. Ondan önce sanayi devrimi, biliyorsunuz buhar makinesiyle mekanik olarak gelişti, elektrik bulunduktan sonra da mekanikle elektriğin bir araya gelmesiyle dünyada bir patlama oldu. Sanayi devrimi asıl o zaman oldu. Bu üniversitede gerçekleşti.
Arkasından nükleer enerjinin bulunması. Atom bombasının yapılmasının hemen ardından da nükleer enerjiyle elektrik üretilmesi, nükleer denizaltının yapılması gibi insanın normal yaşantısında etkili, ki aynı zamanda bazı radyoaktif maddeleri hasta teşhis ve tedavisinde bugün kullanıyoruz.
Yine büyük bir gelişme görüyoruz dünyada: bilgisayarların, elektroniğin gelişmesi, silikon çiplerin bulunması. Silikon çiplerin gelişmesi, tümüyle üni- versite-sanayi işbirliği ile oldu. Kaliforniya'da dünyanın ilk teknoparkı gelişti, Silikon Vadisi'nde. Sanayinin üniversiteden kopuk olamayacağını görenler, teknokenti üniversitelerin hemen yanında kurdu ve ilk hamle olarak 50'lerin sonunda, 60'larda, 70'lerde Japon teknolojisi çok öndeyken, Amerika dünyada elektronik alanındaki en büyük buluşu orada gerçekleştirdi. Amerika teknokenti kurmasaydı, belki Japonya'da birkaç sene içinde bu teknoloji gelişecekti. Fakat teknokenti kurarak tüm dünyanın önüne geçti.
Bugün dünyada savunma sanayindeki tüm gelişmeler üniversitelerin katkısıyla olmakta.
Ülkemizde neden büyük buluşların yapılamadığının yanıtını da vermiş oluyorsunuz... Yani üniversitelere verilen bütçeler, üniversitelere verilen önem bu düzeyde olunca bilimsel çalışmadan çok, başka şeyler ön plana çıkıyor, günlük hayatın sıkıntıları öne çıkıyor ve maalesef, ülkemiz büyük bilimsel çalışmalarıyla bilinen bir ülke değil.
Türkiye'deki insanların zekâ düzeyleri, eğitimleri, yetenekleri hiçbir gelişmiş ülkedeki insanlardan geri değil. Türk insanı zeki, çalışkan ve üretken. Yapılanx istatistikler ve bilimsel çalışmalar gösteriyor ki Türk insanı aslında girişimcilik açısından dünyanın sayılı ülkesindeki insanlar biri. O halde burada bir eksiklik var, bu organizasyon eksikliği, eldeki güçlerin iyi manipüle edilememesidir, orkestrasyon eksikliği yani. Bunu ülkeyi yöneten en üst düzey insanların yapması gerek, eldeki orkestranın iyi bir şefi yoksa orkestra çalamaz. Türkiye maalesef son yıllarda bu sıkıntıyı çekiyor. Strateji çizecek liderler ya çıkamadı ya da çıkanların bunu uygulamaya koyma şansı olmadı.
Dünyada ilk kurulan teknokent
olan Silikon Vadisi'nin arkasında 70'lerde bütün Avrupa'da müthiş bir yayılma oldu, çünkü teknolojide geri kaldığını hissetti. Almanya teknolojide uzun yıllar dünyanın en önde gelen ülkesi, İngiltere de aynı şekilde, fakat teknokentleri kurmadıkları zaman geri kalacaklarını görür görmez, hemen üniversitelerin yanı başında teknokentleri onlar da kurdu.
Türkiye'de maalesef uzun yıllar, en azından 15 yıldır ODTÜ öncülük etmesine rağmen, böyle bir yasayı geçirememiştik.
Fakat, şu anda şükranla anıyorum, Meclis tatile girmeden birkaç gün önce Teknoloji Bölgeleri Yasası geçti ve sayın Cumhurbaşkanı da onayladı. Bir-iki maddesine Cumhurbaşkanımızın itirazı var, Anayasa Mahkemesi'ne gönderdi, ama onlar düzeltilebilecek maddeler, engel değil. Böylece ilk teknokent yasası çıktı. Biz üniversite olarak zaten 15 yıldır işin peşindeydik ve zaten bizim teknokentimiz de birkaç yıldır faaliyetteydi. Kanunun çıkmasıyla büyük bir talep var, gelişme hızlı olacak. İnancım o ki; çok kısa zamanda teknokentlerin üniversitelerin yakınlarında kurulmasıyla ülkede büyük bir hamle olacak. Ama üniversitelere ayrılan payı düşürmeye devam ederseniz bu yapılamaz.
Yükseköğrenimin bütçe payı ne kadar zamandır düşürülüyor?
10 yıl önce Türkiye'de 28 devlet üniversitesi
vardı, o zaman katma bütçeden ayrılan pay yüzde 3.9'du. Bugün 53 devlet üniversitesi var, ayrılan pay yüzde 2.2'ye düştü.
Yapılacak en tehlikeli şey eğitimde kısıntıya gitmek, çünkü bunun adı tasarruf değil israftır. Çünkü eğitime ayrılan parayı ben yatırım olarak görüyorum. Çünkü insan yetiştiriyorsunuz, insan üretime katkı demektir, ekonominin atılımı demektir.
Yükseköğretimdeki katkı sadece üniversitede değil, ilk ve ortaöğretimde de düşmüştür, eğitime ayrılan pay GSMH'de aşağı yukarı 10 yıl önce yüzde 4 civarındayken bugün yüzde 2.1'lere düşürülmüştür. Bu düşmenin sonucunu zaten ekonomik durumumuzda da gördük.
Eğitime ayrılan payla ekonomideki durum arasındaki bağlantıyı nasıl kuruyorsunuz?
Ülkelerin eğitim oranına ve o ülkelerin kişi başına düşen milli gelirine baktığımız zaman bunu açık seçik görüyoruz. 10 yıl önce
İrlanda'nın eğitim düzeyi çok düşüktü. Fakat 1992'de AB'den aldığı 5.4 milyar doları olduğu gibi eğitime yatırdı. Eline geçen her türlü desteği, AB'den ve diğer kaynaklardan, eğitime yatırdı.
Olduğu gibi derken, hiç mi sanayi tesisi kurmadı, yol yapmadı, hastane yapmadı?
Kesinlikle yapmadı. Mesela bilinçli olarak, karayollarına, demiryoluna hiç yatırım yapmadı, kanalizasyona dahi yatırım yapmadı. Savunma sanayiinden bile kıstı ve tamamını eğitime yatırdı. Bu sadece örgün ve açıköğretime değil, yetişkin öğretimine de... Yani 7'den 77'ye her yaştaki insanı eğitti, teröristleri dahi eğitti, hapishanedeki insanları bile eğitip meslek sahibi yaptı, tüketici insanları üretici yaptı. Rakamlar gösteriyor ki, eğitim düzeyi arttıkça, 90'dan günümüze milli gelirde kişi başına 2900 dolar artış var. Türkiye'nin kişi başına düşen milli gelirinde, 10 yıl öncesine göre 2000 rakamlarıyla 215 dolar artış var. Krizle birlikte aslında 300 dolar gerideyiz.
Çünkü eğitime ayırdığımız payı bilinçli şekilde -ama bence büyük bir hatayla- yarıya düşürdük. Bir ülke eğitime ayırdığı payı yarıya düşürürse, bugün bizde olduğu gibi ekonomik krize de düşer, kişi başına milli geliri de birkaç yıl öncesine göre geriye gider.
Üniversite yönetimleri son zamanlarda seslerini yükseltir oldu. Bunların sonucunu alıyor musunuz, sizi dinliyorlar mı, yoksa sesinizi duyulmuyor mu?
Şunu söylemeliyim ki son 6-7 aydır bazı rektör arkadaşlarla birlikte hareket etmemiz ve sesimizi çıkarmamız (şükranlarımı sunmak istiyorum, medyanın da rektörlerin bu haklı tepkisini dile getirmesi) sonucunda sayın Başbakan'la ve hükümet yetkilileriyle görüşmelerimiz oldu.
Kriz, girişimlerimizin umduğumuz kadar iyi sonuç vermesini engelledi. Ama başta Başbakan ve hükümet üyeleri olmak üzere, en azından devlet üniversitelerine ve eğitime bakışlarında bir değişiklik yarattık gibi geliyor. Üniversitelerin meselesini anlamış gibiler ve sorunlara çözüm önerilerini
kabul etmiş durumdalar, büyük memnunluk duyuyoruz.
Kriz nedeniyle hiçbir bütçenin yüzde 45'den fazla artmayacağı açıklandı. Buna eğitim de dahil edilirse, mevcut düzenin devamı demektir.
Eğitime artırdığınız payı yüzde 9'lara çıkarmazsanız, bu ekonominin düzelmesi imkânsız.
Atatürk'ün yaptığı gibi bir eğitim seferberliği başlatmak gerek. Bu topyekûn seferberliği başlatırsak ya bu kriz çözülür ya da önümüzdeki aylarda, yıllarda yeni krizlerin çıkması engellenebilir.
Yani hükümetin üniversiteleri gerçekten dinleyip dinlemediğini görmek için 2002 bütçesine mi bakmak gerekecek?
2002 bütçesine baktığımızda, geçen yıla göre 2.2'den çok yukarılara çıkarılmışsa dile getirdiğimiz sorunların çözülebileceğini, daha önemlisi ülkenin ekonomik sorunlarından sıyrılacağını, daha demokratik ve laik ve daha müreffeh bir Türkiye'ye gideceğimizin işaretidir.
Kriz ortamında ayrılan payın yüzde 9 değil belki ama kaç olabileceğini umarsınız?
Yüzde 4'lerin altında olmamalı. 10 yıl önce yüzde 3.9'du. Bir kurumun öne çıkıp normalin üstünde pay alması, bugün için onlara iyi gözükebilir. Unutmasınlar ki 10 sene sonra
acısını kat kat çekecekler, çünkü aynı kurumlar bugün Türkiye'de tüm kamu kurumları ve özel sektör 10 yıl öncesine göre çok kötü durumda. Bunun nedeni çok açık, bazı kurumları mutlu etmek için eğitimden kesilip oralara para kaydırıldı.
Nasıl?
Spesifik olarak bir şey söylemek kolay değil, ancak pek çok gelişmiş ülkede olduğu gibi, hani şu da düşünülebilir: Türkiye şu anda bir huzur ortamında ve ben sevinerek de izlemiştim medyada, Genelkurmay Başkanı'nın bir açıklaması vardı. Pek çok projede fedakârlık yaptıklarını söylediler, ki ben bundan memnuniyet duydum.
Belki bu tür fedakârlıklar devam ederse, inanıyorum ki eğitime ayrılan pay artarsa üretim artacak, gelir düzeyi artacak. Bugün yapılacak tasarruf, biraz kemer sıkma diğer sektörlerde, eğitime kaydırılırsa, İrlanda örneğindeki gibi 10 yıla kalmadan milli gelirinde birkaç bin dolar artış sağlar.
Biraz daha açar mısınız?
Bugün Türkiye'de küçük ve orta ölçekli işletmelerin, kurucuları, sahipleri ve çalışanlarının eğitim düzeylerine bakarsak bu rakamları daha kolay açıklayabiliriz. Şu anda KOBİ'lerin Türkiye'deki işletmeler içindeki yüzdesi yüzde 98.8, fakat bu KOBİ'lerin, küçük ve orta ölçekli işletmelerin, ihracata katkısı sadece yüzde 8.
Amerika, Almanya gibi ülkelerde küçük ve orta ölçekli işletmeler o ülkenin ekonomisinin belkemiğidir. 3 milyon civarındaki bu işletmelerde çalışanların büyük çoğunluğu ilkokul mezunu. Bu kriz döneminde 100 tane KOBİ açılıyor, her ay, 180 tane kapanıyor. Kapananlara bakarsanız, yüzde 70'inin ilkokul mezunlarınca kurulmuş olduğunu görüyoruz. Kurucularının eğitim düzeyi lise, üniversite veya meslek yüksekokulu olanlar ayakta kalıyor.
O halde ülkenin kurtuluş yollarından biri de, -biz bunu ODTÜ olarak görev saydık ve mutlaka bu işe bir şekilde yardımcı olmak istiyoruz- KOBİ'lerde çalışanları ve sahiplerini yetişkin eğitimine tabi tutup üretim ve yönetim konularında eğitilmesi, çalışanların da ürün standardının yükseltilmesi ve verimin artırılmasıyla ilgili eğitilmeleridir.
Devletin de desteğiyle, diğer üniversiteler de bu projeye katkıda bulunurlarsa, birkaç yıl içinde KOBİ'lerin milli gelire katkısı çok artacak, istihdama katkısı çok artacak ve ihracat katkısı yüzde 8'lerden belki 20'lere, 30'lara çıkacak... Bunun için çok büyük paralar değil, organizasyon ve orkestrasyon gerekiyor.
Bu konuyu hükümete de açtınız mı?
DPT müsteşarıyla çok ciddi görüşmeler yaptık. ODTÜ olarak bir proje sunmuştuk. Müsteşar Akın İzmirlioğlu dedi ki, "Hocam Türkiye'nin ekonomisi için devlet üniversiteleriyle ilgili ne yapabiliriz?" Dedim ki, "Böyle bir proje var. Diğer bazı rektör arkadaşlarla konuşurum eğer onlar da makul görürlerse bütün üniversiteleri kapsayalım. Ankara'daki dört rektör bu projeyi çok destekledi, sayın müsteşar da destekledi, üzerinde çalışıyoruz.