Kaç kişiydik o zaman, bak kaç kişi kaldık şimdi

Kaç kişiydik o zaman, bak kaç kişi kaldık şimdi
Kaç kişiydik o zaman, bak kaç kişi kaldık şimdi
Bir rüyadan daha uyanırken söylemeliyim ki Radikal'i ve onun gerçek yaratıcısı olan okuyucularını hiç unutmayacağım.
Haber: MEHMET YILMAZ / Arşivi

Çok tuhaf bir duygu yaşıyorum.
13 Ekim 1996 günü, Radikal’in 'Yıl: 1, Sayı: 1' nüshasının son sayfasındaki yazımı şöyle bitirmiştim: “Herkese merhaba!”
Ve şimdi, Radikal’in kâğıda basılı son nüshasında bir “Radikal’e elveda” yazısı yazıyorum.
Radikal’i yayına hazırladığımız 1996 yazını hiç unutmayacağım.
Başlangıçta dört kişiydik: İsmet Berkan, Yeşim Denizel Boratav, Reha Mağden ve ben.
Posta gazetesindeki görevlerimizi başka arkadaşlarımıza devretmiş ve yaz sıcağında yeni bir gazetenin hazırlıklarına başlamıştık.
Nasıl bir gazete çıkarmak istediğimi gayet iyi biliyordum.
Bütün siyasi fikirlere eşit mesafede duran, diğer gazetelerin önemsemedikleri insan hakları, çevre ve adalet sisteminden kaynaklanan adaletsizliklerle mücadele edecek, okuyucusunu aptal yerine koymayacak bir gazete.
Deyim yerindeyse her biri Türkiye ’yi sarsacak olaylar olan ama ana akım medyada kendisine yer bulamayan haberlerin peşine düşecektik.
İlk yazımda şöyle yazmıştım zaten: “Radikal’i farklı bir çizgiye oturtma uğraşımızın temelinde, Radikal’i okuyacakların kendilerini ‘farklı’ gördüklerini düşünmemiz yatıyor. Türkiye’nin sorunlarına duyarlı, ‘Artık bir şeyler yapmak gerek’ düşüncesinde olan aydın bir okuyucumuz olacak. Ve bu gazetenin sayfalarında bu okuyucunun zekâsına asla hakaret edilmeyecek. ‘Ne yaparsak yapalım, yuttururuz’ anlayışı bu gazetenin kapısından içeri giremeyecek.”
O yaz, bir yandan genç gazetecilerden oluşan bir ekip kurmaya çalışırken diğer yandan da gazetenin görsel olarak nasıl olacağı üzerine çalışıyorduk.
Esen Karol ile bu vesileyle tanıştım, Radikal’in yıllarca kullanılan 'lay out'unu o hazırladı.
Alışılmamış bir gazete görüntüsü vardı ama zaten biz de alışılmamış bir gazetecilik yapmak istiyorduk.
Sonra yaptığımız ürüne bir isim bulmak ve reklam kampanyasını hazırlamak için reklam ajanslarının kapısını çaldık.
Serdar Erener, elinde bir reklam kampanyasının basılı olduğu kartonlar ve bir isimle geldi. Radikal’in isim babası odur.
İlk günlerde Radikal’in çok büyük bir ilgi ile karşılandığını söyleyemeyeceğim.
Alışılmamış gazete yayımlama çabası, böyle şeylere alışkın olmayan okuyucu için de yadırgatıcı olmuştu sanırım.
Ve bir gün Susurluk’taki o kaza meydana geldi.
Tarih 3 Kasım 1996 idi. Radikal yayımlanmaya başlayalı üç hafta yeni dolmuştu, Susurluk’ta içinde milletvekili, polis müdürü ve iki sivil şahsın bulunduğu bir otomobil, kamyonla çarpışmış, milletvekili dışındakiler hayatlarını kaybetmişti.
Ölenlerden birinin isminin Mehmet Özbay olduğu söyleniyordu.
Kaza akşam üzeri saat 7 civarında meydana gelmişti, gazetenin yazı işlerinin gece bekçisi Ali Topuz, haber merkezinin gece nöbetçisi de Ertuğrul Mavioğlu’ydu.
Mehmet Özbay’ın, Abdullah Çatlı’nın takma ismi olduğunu eski bir MİT raporunda böyle yazıldığını hatırlayan ve haberin doğru şekillenmesini sağlayan da odur.
O zamanki haber müdürümüz rahmetli Reha Mağden ile telefonda konuştuk. Özbay’ın, gerçekte Çatlı olduğunu teyit ettik ve Radikal’in şehir baskısı 'Karanlık ilişkiler ağı' başlığıyla yayımlandığında diğer gazetelerin tümünde Susurluk’ta bir milletvekilinin trafik kazasında yaralandığı ile ilgili haberler vardı. Kimse, Türkiye’yi uzun süre meşgul edecek ilişkiler ağının, derin devlet yapılanmasının ulaştığı boyutların farkında değildi.
Gazeteciliğimizin farklılığını bu kaza sayesinde gösterme olanağına kavuşmuştuk.
Birilerinin talihsizliği, bir gazetenin talihine dönüşüyordu.
Diğer gazeteler hâlâ sıradan bir trafik kazasından söz ederken Radikal’in ikinci günkü manşeti 'Devlet çetesi'ydi. Susurluk gecesi bulunan başlıklardan birini o gün yazımda kullandım: 'Gladyo kamyona çarptı.' Bu başlıklar, Radikal ekibinin ilk andan itibaren meselenin ne kadar farkında olduğunu gösteriyordu.
O tarihteki en büyük rakibimiz sayılan Yeni Yüzyıl bile haberin derinliğinin farkına henüz varamamıştı ki biz 'Çiller–Ağar–Çatlı' manşeti ile ilişkiler ağını çözmeye başlamıştık.
Bu habercilik anlayışı, okuyucunun da dikkatini çekmeyi başardı, Radikal’in tirajı tırmanmaya başlamıştı ve bugün söylediğimde kimse inanmıyor ama bir süre 700 bini de geçmiştik, gazetenin sürmanşetinde bunu da iftiharla duyurduk.
Aslına bakarsanız bu hâlâ içimde bir merak konusu. Radikal’in tirajı 300 binlerin üzerine doğru tırmanmaya başladığında promosyon olarak 'Maison Pupe' isimli, çocuklar için karton bir oyun evi vermiştik. Merak ettiğim bu: Acaba Maison Pupe’nin çocuklarda yarattığı ilgi mi ebeveynlerin Radikal’in farkına varmalarına yol açtı, yoksa ebeveynler Radikal’in farkına vardıkları için mi Maison Pupe’ye de ilgi büyük oldu?
Bunu hiç öğrenemedik, çünkü tirajımız uzun süre zamanın büyük gazeteleri Hürriyet, Sabah ve Milliyet ile yarışmaya devam etti.
Gazetecilik yaşamımda en gurur duyduğum işlerimden biri Susurluk çetesi ile mücadele ise diğeri de Manisalı çocuklara işkence yapanların peşini bırakmamaktı.
Manisa’da çocuk denecek yaştaki lise öğrencilerine karakolda işkence yapıldığı ile ilgili haberi ilk kez Posta gazetesinden duyurmuştum.
Olayı takip etmiştik ama yargının polisleri beraat ettirmesi Radikal’deki günlerime rastlamıştı.
'Bu cop hepimize' başlığı ve bir siyah cop resminin basılı olduğu gazete, kamuoyunun vicdanını harekete geçirdi ve sonunda zor da olsa, yıllar geçse de işkenceciler yaptıklarının hesabını vermek zorunda kaldılar.
Radikal’in benim dönemimde de sonra da böyle o kadar çok haberi oldu ki hepsini tek tek sayabilmek mümkün değil. Belki günün birinde, bir araştırmacı bunları toplar, o dönemdeki Türk gazetelerinin içinde tamamen farklı bir gündemle yayımlanan bir gazetenin, nasıl olup da hayatta kalmaya devam edebildiğini çözümler.
Oscar Wilde, “Hayatta en iyi ihtimalle yalnızca tek bir büyük deneyim yaşayabiliriz. Hayatın sırrı ise bu deneyimi mümkün olduğu kadar çok tekrarlayabilmektir” diyor.
Radikal, benim için çok büyük bir deneyimdi ve öyle görünüyor ki bu deneyimi mümkün olduğu kadar çok tekrarlayabilmeme de olanak yok.
Radikal’in genel yayın müdürlüğünden ayrılıp Milliyet’e giderken, son yazımda, 15 Ekim 2000 tarihinde, Radikal’in kuruluşunun beşinci yıldönümünde şöyle veda etmiştim:
“Bir Arap atasözü ‘Hayat iki bölümdür: Geçmiş bir rüya ve gelecek bir dilek’ diyor. Bir rüyadan daha uyanırken söylemeliyim ki Radikal’i ve onun gerçek yaratıcısı olan okuyucularını hiç unutmayacağım.
Hoşça kalın…”