Kaçakların Türkiye günleri

Yenikapı'daki bir kaldırımda Ahmedi, Muradi ve Azizi (soldan sağa) iş bekliyorlar.

Radikal'e konuştular

Ege'deki tekne faciasında 49 kaçak öldü ama benzer trajedi her gün Türkiye'de tekrarlanıyor. Kaçaklar Muradi, Azizi ve Ahmedi, Zeytinburnu'nda ayda 400 dolara çalışarak hem hayatta kalmaya hem insan tacirlerine para biriktirmeye çalışıyor.
Haber: TİMUR SOYKAN / Arşivi

İSTANBUL - Ege'de balık istifi doldurdukları teknede boğulan 49 kaçağın öyküsü hiç bilinmeyecek. Ama İzmir Seferihisar kıyılarına vurmaya devam eden ve üzerlerinden 'kimlik' çıkmayan cansız bedenlerin yaşadıklarını tahmin etmek zor değil. Daha binlercesi İzmir Basmane'de, İstanbul'daki tekstil atölyelerinde, inşaatlarda, insan kaçakçılarının istediği parayı kazanmak için çalışmaya devam ediyor.
Üç Afgan kaçak, kış sabahı, Yenikapı'daki kaldırım kenarında iş bekliyor. Saat 07.00, hava hâlâ karanlık. Amele pazarına yağmur çiseliyor. İnce kot montunun içinde 24 yaşındaki El Muhammed Muradi'nin dudakları soğuktan titriyor. Muradi'nin Afganistan'dan İstanbul'a uzanan öyküsü, umuda yolculuğun bir tercih değil, zorunluluk olduğunu ortaya koyuyor.
Muradi, Afganistan'da Özbeklerin yaşadığı Maymana kentinde doğdu. Babası yerel gazetenin matbaasında çalışıyordu. İki kız kardeşi vardı. 14'ünde Taliban baskısı kente çöktü. Annesi ve kız kardeşleri burkaya girdi. O da Taliban kıyafetlerini giymek zorundaydı. Okullarını kapattılar. Babası camiye giderken bir bombalı saldırıda öldü.
16'sında ne toprağı vardı ne de işi. Annesi ve kardeşlerini doyurmak için İran'a gidip çalışmalıydı. Sekiz yıl önce 10 kişiyle birlikte sarp dağlardan İran'a yürüdü. Bir yıl kaçak olarak inşaatlarda çalıştı. İstanbul'u duydu. İran sınırında dağları, 20 kişi 15 gün yürüyerek geçtiler. Daha önce pek çok kişinin öldüğü yollardan Türkiye'ye girdi. İstanbul'da camilerde, parklarda yattıktan sonra kendinden önce gelen Afganları Zeytinburnu'nda buldu. 10 kişi bir odada yıllar geçirdi. Tekstil atölyelerinde, inşaatlarda çalıştı. 400 dolar aylık kazancının yarısını annesine gönderdi. Hiçbir zaman memlekete gidip ailesini görecek kadar parası olmadı. Pek çok arkadaşı Avrupa'yı denedi. Kimi öldü, kimi başardı, kimi döndü. Onun insan kaçakçılarına verecek kadar parayı biriktirmesinin bedeli ailesinin aç kalmasıydı. Şimdilik bunu başaramadı.
Amele pazarında iş beklerken 15 gündür işsizdi ve parası tükenmek üzereydi. Bekâr odasının kirası yine gelmişti, üstüne kışlık mont almak aklından bile geçmiyordu. 'Hayalin ne?' sorusuna bir çocuk masumluğunda "Annemi görmek" yanıtını verdi.
Onun sözleriyle yanında duran 21 yaşındaki Afgan Gul Muhammed Azizi duygulandı. Onun annesi, babası ve üç kardeşi, Maymana'daki sel felekatinde ölmüştü. Sel suları, kerpiç evlerini çökertmişti. 17 yaşında kimsesiz kaldıktan sonra o da Muradi'nin geçtiği yollardan Türkiye'ye gelmişti.
Onun hayali; dünyanın zengin tarafına geçmek. Ama 2 bin dolar biriktirmesi gerekiyor. Tekstil atölyelerinde çalışarak başarması çok zor. Ege'deki kazadan sonra endişesi büyük. Görünmez sınır çizgisinde donanların, nehirde boğulanların, vurulanların öyküsünü dinlemiş, korkuyor. Ama "Başka çare yok. Ya açlık, ya orası" diyor.
Çekingen ama kararlı
Yanlarında onlardan deneyimsiz olduğu belli 21 yaşındaki Ümit Ahmedi var. Dört yıl İran'da çalışıp İstanbul'a Muradi'nin yanına gelmiş. Öyküsünü anlatamayacak kadar çekingen ve yabancı. Muradi, "Bir yıl önce geldi. Telefonla aradılar. Bizim oralı. Yanıma aldım. Onun dört kardeşi var. Onlara para gönderiyor" diyerek öyküsünü özetliyor. "Avrupa'ya gidecek misin?" diye sorunca Ahmedi kıt Türkçesiyle konuşmaya başlıyor: "Gideceğim. Burada da iş çok az, para az. Ayda 350 lira. Ben Avrupa'ya gitmez. Eve para gidemez."
Onun sözleri, umuda yolculuğun hiç bitmeyeceğini, insanların batan teknelerde, sınırlarda ölmeye devam edeceğini anlatmaya yetiyor.