Kadına şiddetin bahanesi çok

Kâğıt üstünde önlem
Türkiye'nin kadına karşı şiddeti önlemek için attığı adımlar kâğıt üzerinde kaldı. Hemen her gün basına eşi, ağabeyi, babası ya da sevgilisi tarafından öldürülen ya da yaralanan kadın haberleri yansıdı, çünkü cinayete bahane çoktu.
Savcılık koruyamadı
Ölümün bazen 'telefonda konuşmak' gibi inanılmaz gerekçeleri oldu, bazen de göstere göstere geldi. Eski sevgilisinin tehditleri yüzünden aylarca savcılık ve karakol kapısını aşındıran üniversiteli Derya, ölümden kurtulamadı.

Büyütmek için tıklayınız

Kimi kahvaltı geç kaldı diye, kimi sık banyo yapıyor diye öldürüldü, devlet seyrediyor...

Şikâyet bekleniyor
Uzmanlara göre olayların nedeni, kusursuz gibi görünüp uygulanmayan yasalar. Dayak yiyen kadın korkudan şikâyetçi olamayınca işlem yapılmıyor. Cezalarda 'iyi hal' indirimi de yaygın.
Haber: UMAY AKTAŞ SALMAN / Arşivi

İSTANBUL - 33 yaşında kocası tarafından boğazı kesilerek öldürülen Ümmü K.'nın suçu 'çok sık banyo yapması'ydı. Daha 18 yaşında olan Esra, erkek kardeşi tarafından öldürüldü çünkü telefonla erkek arkadaşıyla konuşuyordu. Kocası, Leyla Karaca'yı kahvaltıyı geç hazırladığı için oğullarının gözü önünde bezle boğarak öldürdü. Diyarbakır'da F.T. otobüs firmasında hostes olarak çalışmaya başlayınca nikâhsız eşinin ağabeyi tarafından kurşun yağmuruna tutuldu...
Bu cinayetlerin kurbanları ağustostan bu yana gazete sayfalarına yansıyan 18 kadın cinayeti ve şiddet olayından sadece birkaçı. Hepsinin ortak noktası ise zanlıların eş, sevgili,baba, kardeş ve ağabeyler olması. Cinayetlerin her geçen gün artmasının sebebi de kağıt üzerinde kusursuz görünen ama hayata geçirilmeyen yasalar. 1998 yılında çıkarılan 4320 Ailenin Korunması Kanunu gerektiği şekilde uygulanmıyor. Avukatlar hâlâ 'aslında bilinmesi gereken' yasa maddesini davlalarda yazılı olarak hâkime sunuyor.
'Avrupa'ya örnek yasalar var'
Kadın ve Aileden sorumlu Devlet Bakanlığı'nın 48 bin kişi üzerinde yaptığı araştırmaya göre, kadına yönelik şiddet yüzde 7. Ancak sadece gazetelere yansıyan bu cinayet haberleri bile oranın gerçekçi olmadığının en büyük kanıtı. Hukukçulara göre her geçen gün artan cinayetler de kanunların etkili şekilde uygulanmadığının göstergesi.
TCK Kadın Platformu'ndan avukat Hülya Gülbahar TCK'da kadına yönelik şiddet konusunda Avrupa'ya bile örnek olabilecek düzenlemeler olduğunu ancak bunların etkin şekilde uygulanmadığını anlatıyor:
"4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun 1998 yılında çıktı. Buna göre ekonomik, psikolojik, cinsel ve her türlü şiddet gören kişi hakkında koruma kararı çıkarılması gerekiyor. Kişi bu karara uymazsa aç-altı ay hapis cezası var. Biz bu kanunun yasada uygulanması için sekiz yıldır mücadele veriyoruz. Davalarda kanun metnini ek olarak hâkimlere sunuyorduk. Geçen ay Gaziantep Aile Mahkemesi psikolojik şiddet uygulayan eşi evden uzaklaştırdı. Bu gazetelere örnek karar olarak haber oldu."
'Kadının şikâyeti gerekmez'
Birkaç gün önce İzmir'de Müjgan Çetindel, veresiye bebek bezi aldığı için eşi tarafından sokak ortasında dövüldü. Kadının ifadesini alanlar duyarlı personeller olsaydı bu şiddetin münferit olmadığı, eziyete giren suç olduğu ortaya çıkardı. Kadına koruma emri çıkartılmalıydı, eş için kamu davası açılmalı ve yargılanmalıydı. Kadın şikâyetçi olmadı diye bir şey yapılmadı. Oysa yasaya göre kadının şikâyetçi olması gerekmiyor. Kanun olayla ilgili bilgi sahibi kişilerin ihbarlarını yeterli görüyor. 'Kadın şikâyetçi olmuyor, biz ne yapalım' diyen herkes suç işliyor. Aile içi şiddet hoş görülmez suç olarak algılanmadığı sürece yasalar ne olursa olsun uygulanmaz. Avusturya'da polis şiddeti gördüğü anda, şiddet uygulayana direkt kendi uzaklaştırma yazıyor. Bizde kadının koruma alması üç gün sürüyor."
Tahrik indirimi büyük problem
Avukat Gülbahar yasaların caydırı olması için üç temel özelliğin uygulanması gerektiğini belirterek "Cezalar ödülsüz uygulanmalı. İyi hal gibi sübjektif kararlar alınıp cezalarda bir-beş yıl arasında indirime gidiliyor. Tahrik indirimi ise en büyük problem. Bahçeden erik çalan 12 yaşındaki kız çocuğuna tecavüz eden bir adama tahrik indirimi uygulayan bir ülkede yaşıyoruz. Kadına yönelik sığınıkların danışma merkezlerinin sayısı artmalı" diye konuşuyor.
'Şiddet genelgesi gösteriş'
Avukat Canan Arın ise şiddeti sonlandırmak için bir siyasi iradenin olmadığını vurguluyor ve Danimarka örneğini veriyor: "Danimarka'nın bütün nüfusu beş milyon, 45 tane kadın sığınağı var. Hükümet bu yıl kadına yönelik şiddete karşı 40-45 milyon Danimarka Kronu ayırmış. Yetmemiş sekiz milyon daha ayırmış. TC hükümetlerinin hiçbirisi beş kuruş ayırmış değil. Kadın ölümlerinin bu kadar artmasının nedenlerinden biri de hükümetin tutumu. Maçoluğa, erkeğin kadından üstün olduğu duygusuna çok fazla yer veriyorlar. Başbakan tarafından 'Kadına yönelik şiddetle ilgili' yayınlanan genelge tamamen yurtdışına bir gösteriş. O kadar samimilerse kadın sığınaklarının sayısını artırmaları gerekiyor. Devlet olarak ortursun istatistik yapsınlar.
Yargıç: Zavallı adam nereye gitsin
4320 sayılı yasa talebiyle yaklaşıldığında bazı yargıçlar, 'Zavallı adam nereye gidecek' diyor, bazıları ise kanunda olmadığı halde ispat istiyor. Hukuku uygulayan kişiler toplumsal cinsiyet açısından hizmet içi eğitimden geçmeli. 4320 sayılı kanun 'Aynı çatı altında yaşayanlar' der. Bunların mutlaka evli olması gerekmiyor. Daha sonraki maddede eş tabirini kullandığı için bazı yargıçlar resmi evlilik arıyorlar. Kanunun adını çarpıtıyoruz. Bu, ailenin korunmasına dair bir şey değil. Kanunun uluslararası terminolojiye uygun şekilde adı değiştirilmeli, 'şiddete uğrayan' ve 'uygulayan' tabirleri kullanılmalı."



'Kabahat'leri farklı olsa da akıbetleri hep aynı

Son beş ayda kadınlar 18 tüyler ürpertici saldırıya uğradı. Kadınlar sık banyo yapmak, kahvaltıyı geç hazırlamak, boşanmak istemek gibi nedenlerle öldürüldü. Üniversiteli Derya Samancı ile 50 yaşındaki Ayşe Tapsız ve 16 yaşındaki kızının katilleri, mağdurları tehdit etmesine rağmen önlem alınmadı


Büyütmek için tıklayınız
Son beş ayda sadece basına yansıyan 18 şiddet olayı, kadınların karşı karşıya olduğu tehlikenin ciddi boyutlarda olduğunu gözler önüne seriyor. İşte şiddetin ajandası:
2 Ağustos: Polis bir ihbar üzerine Antalya'da bir eve baskın yaptı. Evde 24 yaşındaki Meryem Sak karyolaya zincirlenmiş baygın halde yatıyordu. Meryem'e bir ay boyunca annesi ve kardeşinin gözleri önünde patronu Mustafa Kıvrık tarafından 'içinde şeytan var' denilerek işkence yapıldığı ortaya çıktı. Bir ay boyunca Meryem'in vücudunda sigara söndürülmüş, kızgın bıçakla vajinası dağlanmış, ayak tırnakları çekiçle
ezilip kerpetenle çekilmişti.
12 Ağustos: Ankara'da Hüseyin Çil kızı Yeliz Çil'i göğsünün üç yeriden bıçaklayarak öldürdü. Baba "Namusumu temizledim" diye bağırdı. Nedense, Yeliz'in erkek arkadaşıyla birlikte kiraladığı aracın çalınması üzerine eve haciz gelmesiydi.
22 Ağustos: Denizli'de 29 yaşındaki beş aylık hamile Fatma Ö. üvey oğluna bakmayı reddettiği için eşi tarafından boğuldu.
6 Eylül: Fethiye'de 48 yaşındaki Belkıs Karaduman 33 yıllık eşi tarafından boğazı kesilerek öldürüldü.
12 Ekim: Afyonkarahisar'da İsmail K. 'Neden çok sık banyo yapıyorsun? Yoksa beni aldatıyor musun?' diye eşi Ümmü K.'nın boğazını bıçakla kesti.
Hamile eşini benzin döküp yaktı
7 Kasım: Sakarya Akyazı'da 35 yaşındaki Habibe Şimşek kızının gözü önünde nikâhsız yaşadığı eşi tarafından benzin dökülüp yakıldı. Habibe Şimşek beş aylık hamileydi. Şimşek'in kızı olayı şöyle anlattı: Babam annemi yere yatırdı. Benzini döküp ateşledi. Sonra battaniyeyle söndürmeye çalıştı. Sonra kapının önüne çıkartıp karda söndürdü.
13 Kasım: İstanbul'un Güngören ilçesindeki Nadide Apartmanı'ndan bir çığlık yükseldi. Akıl hastası kocası, 38 yaşındaki Fatma Çalışkan'ın kulağına uyurken kaynar su döktü. Bütün vücudunu yanan kadın acılar içinde uyanırken, yanında yatan dört yaşındaki kızlarının da kolu yandı. Fatma Çalışkan ölüme bir hafta direnebildi.
8 Aralık: İstanbul'da ilkokul öğretmeni Ersen Yıldız, hukuk fakültesi öğrencisi eski kız arkadaşı Derya Samancı'yı göğsünden bıçaklayarak öldürdü. Samancı'nın yanındaki arkadaşı da karnından bıçaklandı. Oysa aylardır Yıldız'ın tehditleri altında yaşamını sürdüren Derya, defalarca karakola ve savcılığa şikâyette bulunmuştu. Yıldız her seferinde ifadesi alındıktan sonra serbest kalmıştı. Çok geçmeden Derya sığındığı devletin gözü önünde öldürüldü.
13 Aralık: Bursa'da yaşayan 60 yaşındaki Arif Çetin, eşini terk eden ve 13 gün sonra geri dönen 22 yaşındaki iki çocuk annesi kızı Sevil Özacar'ı 27 yerinden bıçaklayarak öldürdü.
23 Kasım: İstanbul'da 18 yaşındaki Meral Canpolat evlendiği gerekçesiyle üvey babası tarafından öldürüldü.
20 Aralık: 28 yaşındaki Bayram E. evlerinin otoparkında tartıştığı kız arkadaşı Narin Yılmaz ve kız kardeşi Nihal E.'ye tabancayla kurşun yağmuruna tuttu. Bayram E., yaralıları hastaneye götürmeye çalışan taksinin sürücüsü Kahraman Yavuz'u da ayağından vurarak olay yerinden kaçtı. Narin Yılmaz ve Nihal E. kurtarılamadı.
24 Aralık: Diyarbakır'da erkek arkadaşıyla cep telefonuyla konuşan 18 yaşındaki Esra A., kardeşi 16 yaşındaki Ahmet A. tarafından tabancayla öldürüldü.
25 Aralık: İzmir'in Alsancak semtinde ev kadını Müjgan Çetindal, özürlü iki küçük çocuğu için mahalle bakkalından veresiye olarak 3 YTL'ye çocuk bezi aldı. Bu duruma sinirlenen inşaat işçisi eş Ruşen Çetindal,
iki çocuğunun gözleri önünde eşini dövmeye başladı. Aldığı darbelerin acısıyla yaklaşık 2 metre yüksekliğindeki balkondan atlayan Müjgan Çetindal, sığınacak bir polis ekibi aradı. Eşini sokakta yakalayan Çetindal, dayağa kaldığı yerden devam etti. Olayı gören gazetecilerin yardım istediği polis ekibi, gece yarısı eve gitti. Polisin yanında dayağa devam eden Çetindal, gözaltına alındı. Alsancak Karakolu'na götürülen Müjgan Çetindal, kendisine ve çocuklarına devlet koruması sağlanamadığı için korkudan şikâyetçi olmayınca, dayakçı koca elini kolunu sallayarak karakoldan çıktı.
26 Aralık: Diyarbakır'da Yunus A., birlitkte yaşadığı F.T.'yi dul ve bir çocuk annesi olduğunu öğrenince terk etti. Kadın otobüs firmasında hostes olarak çalışmaya başlayınca, Yunus A.'nın ağabeyi Zeki A. tarafından tabancayla vuruldu.
26 Aralık: Adana'da oto elektrikçiliği yapan 43 yaşındaki Hakkı Uluca, 'Karımı benden ayırıyorsunuz' diyerek bir hafta önce ölümle tehdit ettiği baldızı 50 yaşındaki Ayşe Tapsız'ı ve kızı 16 yaşındaki Gamze Yaşkeçeli'yi bıçaklayarak öldürdü. Hakkı Uluca'nın tehdit nedeniyle bir hafta önce ifadesi alınıp serbest bırakıldığı anlaşıldı.
Koruma yerine barıştırma!
27 Aralık: Malatya Darende'de bir anneyle dört çocuğu evlerinde çamaşır lastiğiyle boğularak öldürülmüş halde bulundu. Öldürülen 30 yaşındaki Fatma Seven, imam nikâhlı eşi Cabbar Seven'i geçen yıl terk
ederek, Kulucak ilçesine bağlı İlisuluk Köyü'ndeki babasının evine dönmüştü. Nikâhsız eşi Cabbar Seven'nin yanına dönmek istemeyen Fatma Seven, 25 Kasım 2005'te, iki yaşındaki kızıyla birlikte eşi tarafından rehin almıştı. Yerel yetkililer araya girerek çitfi 'barıştırmış' ve resmi nikâhlarını kıymıştı. Şahitlikleri bir hemşireyle bir jandarma astsubayının yaptığı nikâhta, Fatma Seven, gözyaşları içinde ve başını sallayarak aslında ölümüne 'Evet' diyordu.
28 Aralık: Tekirdağ'ın Çerkezköy İlçesi'nde, Bülent Karaca, sabah kahvaltısını geç hazırladığı için tartıştığı üç yıllık eşi Leyla Karaca'yı, 2 yaşındaki çocukları Koray'ın gözleri önünde bezle boğarak öldürdü.
28 Aralık: Adapazarı'nda iki yıldır ayrı yaşadığı eşine boşanmak istediğini söyleyen iki çocuk annesi Ferda Karaca, baltalı saldırıyla kafasından yaralandı. Ferda Karaca "Beni sürekli tehdit ediyordu" dedi.