scorecardresearch.com

Kafes davasından ilginç 'Kardak anıları' çıktı!

Kafes davasından ilginç 'Kardak anıları' çıktı!
"Kafes Eylem Planı" ve "Amirallere Suikast" davalarının birleştirildiği Poyrazköy'de yapılan kazılarda ele geçirilen mühimmata ilişkin davanın tutuksuz sanıklarından Deniz Yarbay Mustafa Turhan Ecevit ve Deniz Kurmay Albay Ali Türkşen ifade verdi.


İSTANBUL - İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davada savunmasını yapan Ecevit, muhafazakar bir ailenin oğlu olarak askeri okula girdiğini, mezun olduğunu, hiçbir zaman kanun ve hukuk dışına çıkmadığını ve illegal oluşumlar içinde bulunmadığını kaydetti.

İmzasız, isimsiz ihbar mektuplarının, suçlandığı davanın delilleri olduğunu belirten Ecevit, ülkesine yıllarca hizmet etmiş kişilere yapılan zulme inanmakta zorlandığını söyledi.
"Bu davadaki arkadaşlarımla ve burada tanıştığım komutanlarımla tek ortak noktamız hepimizin iyi birer asker olmamız" diyen Ecevit, bu davanın, suçlayanlar, suçlananlar ve yargılayanlar için bir sınav olduğunu öne sürerek, "Allah beni bu sınavdan namerde muhtaç olmadan muvaffak etsin" dedi.

Ecevit’in bu sözlerine salonda bulunan sanık yakınları da "amin" diyerek karşılık verdi.

SAT komandosu olarak yıllarca Filistin’den Bağdat’a pek çok yerde görev yaptığını ve müttefik ülke komutanlarından övgü aldığını belirten Ecevit, "2001 yılında, bir daha kahpelikler olmasın, çuval olayı ve benzerleri yaşanmasın diye Bağdat’a gittim. Yıllar sonra çuvalın benim başıma geçirileceğini ve asıl hainlerin içimizde olduğunu bilmeden" diye konuştu.

2001 yılında "sözde Ergenekon komutanları kendisini koruyup kolladığı" için değil, bileğinin hakkıyla SAT kursuna komutan atandığını ifade eden Ecevit, iddia makamının davaya doğrudan bağlantısını gösterir bir belge ve kanıt olmamasına rağmen, "bir ruh hastası, fesat kişinin, olayları görmek isteyenlerin göreceği şekilde hazırladığı bir iftiranın" ihbar mektubuyla kendisi hakkında hüküm verdiğini savundu.

İhbar mektuplarının, farklı sanal kişiler tarafından yazılmış gibi görünse de ortak noktaları bulunduğunu söyleyen Ecevit, ihbar mektuplarındaki konulara ilişkin çok detaylı bilgisi bulunduğu görülen bu kişi ya da kişilerin mühimmatın konulduğu tarih hakkında hiçbir ifade kullanmadıklarını belirtti. Mustafa Turhan Ecevit, "Bu kişi, bir olayı gerçekleşmeden önce suç üstü yapılmasını sağlayacak şekilde ihbarda bulunmamaktadır. İftiracı ya SAT komandolarını tanımaktadır ya da yeterince eğitim almamış bir SAT komandosudur" dedi.

Kaynarca’da bulunan mühimmata ilişkin, hiçbir SAT komandosunun ağaçlara tornavida çakmak gibi saçma bir yöntem kullanmayacağını, eğer bir yeri bulmak isterse koordinatlarını bilmesinin yeteceğini ifade eden Ecevit, Kaynarca’daki konuda kendilerini gördüğünü iddia eden şahitler olmasına rağmen, Poyrazköy"deki mühimmata ilişkin bunun dahi bulunmadığını söyledi.

Tutuksuz sanık Ecevit, "İlk ihbarda umduğunu bulamayan ihbarcı, savcılara suikast iddiasını ’Ergenekon’ üst başlığı altında eklemiştir. Medyatik olan Zekeriya Öz dışında hiçbir savcıyı tanımıyordum. Şimdi tanıyorum. Onlara yapacağım tek şey, bir gün benden önce musalla taşına yatarlarsa, Allah’ın bana verdiği hakkı kullanarak, hakkımı helal etmemek olacak" diye konuştu.

Üçüncü ihbar mektubunda da Koç Müzesinde 200-300 kişilik öğrenci grubunun denizde saklanan silahlarla öldürülmesi iddiasının yer aldığını belirten Ecevit, denizden çıkarılan mühimmatın ne durumda olacağının bu ihbar mektubunu yazan kişi tarafından da gayet iyi bilindiğini savundu.

"8 Ocakta tahliye oldum. Kaçmıyorum. Onurumla tahliye oldum. Onurumla aklanacağım" diyen Ecevit, hakkında suç delili olarak iddianameye konulan delilleri içerir belgeleri de projeksiyonla görüntülü olarak açıkladı.

Evinde bulunan el bombası muhafazasının, iddianameye delil olarak konulduğunu anlatan Ecevit, "Bunun bu haliyle bir çelik cezveden farkı yoktur. Bu, delil olarak konulmuştur" dedi.


KARDAK’A ÇIKAN BOTLARIN PARASINI CEBİMİZDEN VERDİK

Deniz Kurmay Albay Ali Türkşen’ 1992’de Karadeniz’de Levent Bektaş ve Ercan Kireçtepe ile beraber çektirdikleri fotoğrafı göstererek, "Vatan, millet uğruna buralara geldik. İnşallah daha iyi yerlere geleceğiz" dedi.

Hakkındaki suçlamaları kabul etmediğini ve beraat edeceğine emin olduğunu ifade eden Türkşen, "Bugüne kadar bağlı olduğum tek örgüt Türk Silahlı Kuvvetleridir. Bu salonda savunma yaparken ağlatanı da gördük, güldüreni de. Ben terörist değilim diyen pırıl pırıl teğmenleri de gördük, emekli ve görevdeki koramiralleri de gördük. Gerçekleri üzerine basa basa anlatmaktan vazgeçmeyeceğiz. Bu davanın içinde TSK’nın ve Emniyetin içinden hainlerin olduğu söylemlerine kadar geldik. Bunun yargıya ne kadar işlediğini ise yapılacak yargılamanın sonunda göreceğiz der hale geldik. Hayatta yıldırım çeken gibi durunca, bazı şeyler de sizi buluyor. Kendimi biliyorum. Bu işlerin hepsi ortaya çıkacak" diye konuştu.

1990-1997 yılları arasında SAT Grup Komutanı olarak görev yaptığını ve iki önemli görevde bulunduğunu söyleyen Türkşen, "Bu görevlerde yer almakla iyi mi yaptım, kötü mü yaptım bilmiyorum. Ancak bugün buraya getirdiler. Hayatta bazı şeyleri eksik yapsaydık, bugün burada olmazdık. Burada olmaktan hiç üzülmüyorum. İnanıyorum ki bu davanın sonunda beraat edeceğiz. Sadece ailelerimiz yıprandı. Yer aldığım ilk görev 1993 yılında 14,5 ton uyuşturucu yüklü gemi Lucky-S’e el konulmasıdır. İkinci olarak ise Kardak krizinde adaya çıkan timin komutanıydım. Her iki olayda da tek bir mermi kullanılmadı" dedi.

1996 yılında Kardak kayalıkları olayını anlatan Türkşen, şunları kaydetti:

"Özden Örnek komutanımızın 2005 yılındaki emriyle yazdığım, Kardak Kayalıkları hatıratımı okuyunca bizden neden terörist çıkmayacağını anlayacaksınız. 30 Ocak 1996’da saat 21.33’te biz cebimizden verdik o botun benzin parasını. Şu an burada bulunan Ercan Kireçtepe’nin kredi kartıyla o gece benzin aldık. Kredi kartının slipi de burada. Herkes cebindeki parayı çıkardı, bakkaldan ekmek arası peynir aldık. O gece 01.40’da da adaya çıktık. Biz şimdi burada yargılanıyoruz. Güven Erkaya o gece aradı ve ’Evladım, daha hazır değil misiniz?’ diye sordu. Tabii Tansu Çiller de onu sıkıştırıyor. Biz Ercan Kireçtepe’nin kredi kartıyla benzin aldık ve öyle gittik. Tabii herkes bizim yerimizde olmak için nelerini vermezdi?"

Türkşen, mahkeme heyetine Kireçtepe’nin kullandığı kredi kartının 1996 yılına ait 16 milyon 730 bin liralık fişini göstererek, savunmasına şöyle devam etti:

"Sonra bir şey oldu. Aradan 13 yıl geçti. Herhalde bizim Deniz Kuvvetlerinin şebeke suyuna bir şey kattılar. Hepimiz burada terörist olduk. Bu mahkemede sanıklar savunma yaparken çok ağır laflar edildi. Eren Günay, ’Vatan anamız, devlet babamız. Bizi vatana ihanetle yargılamayın’ dedi. Ancak Levent Bektaş öyle bir laf söyledi ki bana göre o laftan sonra Hükümet, üniversite hocaları, Cumhurbaşkanı, Başbakan, herkes işini bırakıp bu sözü tartışmalıydı. Bektaş ’Benim askerlikle sorunum yok. Ben dünyaya yeniden gelsem, yine asker olurdum, yine SAT olurdum. Ama bu ülkenin ordusunda değil’ demişti. Bektaş’a bu sözü ettirenleri asla affetmeyeceğim. Bunu yapanlar hesabını verecek. 31 Ocak 1996’da sabaha karşı Kardak Kayalıkları’nda Yunan bayrağını Türk bayrağı ile değiştiren 2 kişi burada yargılanıyor. Birisi Ercan Kireçtepe, diğeri ben. Biz buraya nasıl geldik, bilemiyorum."
Türkşen’in savunması sırasında tutuklu sanıklar ile aralarında Feyyaz Öğütçü’nün de bulunduğu bazı tutuksuz sanıkların ve izleyicilerin ağladığı görüldü. (aa)

ETİKETLER:

Mayın

,

haber

http://www.radikal.com.tr/1008018100801814

YORUMLAR
(14 Yorum Yapıldı)
Tüm Yorumları Gör

evet haklısınız - halilsaral

bu ülke kuruluşundaki sancılari hala beraberinde taşiyor,bu gidişle pek kolay bu sancilardan kurtulacağada benzemiyor.ülkenin bir yerine taşlık, diğer yerine sazlık ,diyıp burasi zarar ediyor satalım,bu işe yaramaz yirtalım,yada bunlar eskidi yeni özel tim kuralım buda olmazsa bakariz,dahada ilerigidip dedemin intikamini alacağim diyen MENGİR LERE aferin gel bakan diyelim.sonra ingiliz ajani şeh saiti aman ne iyi adamdi diye ağitlar yakalim,KIBRIS zaten bizim deyildiki diyelim ,zaten ekonomik bir gelirde getirmiyor hazir tüketiyor verelim gitsin diyenlere sorarım.aile mefhumuna inanmiş bizler evde oturan eşimizde para getirmiyor diye verelimmi,yada evimizde duran eski ayakkabilari satalimmi.yada evladimiz huy değiştirdi diye keselimmi.bu vatanin insanlarinin kafasi bu kadar nasil kariştirilmiş.hiç kimse takiyeciye bakmazmi adam kendi ağiziyla ifade etmiş demokrasi bir araçtir demiş, biz hala adama yok sen öyle söylemedin diyoruz ve adamda kendi yalanina inanmiş gibi dalga geçiyor bizimle bu ülkenin evlatlarini kahramanlarina yangelip yatiyorsunuz diyor ,şehitlerine kelle diyor biz hayir öyle demedi diye kendimizi inandirmaya çalişiyoruz .AAAADam diyorki benim sayin büyüğüm imralinin civarinda tatil yapiyor biz hayir öyle söylemedi diye inaniyoruz.herhalde bu kadar yeter.UYANİN YADA BEDEL ÖDEMEYE HAZİR OLUN

Süreç - ışıkbirazdahaışık

Demokratik bir hukuk devletinde her kurum şeffaf olmalı, yargıya tabi olmalı ve elbette eleştirilmelidir. Yalnız, bu arada birilerinin sistemli yalan-yanlış yayınlarıyla TSK'yı yıpratma, değiştirme, dönüştürme ve en sonunda da eline geçirme çabalarını görmezden gelmeyelim.

"kardak" "ikiz ada" üstünde keçilerin besleneceği kadar ot biten taşlık ada... - ariadne

"Özden Örnek komutanımızın 2005 yılındaki emriyle yazdığım, Kardak Kayalıkları hatıratımı okuyunca bizden neden terörist çıkmayacağını anlayacaksınız. 30 Ocak 1996?da saat 21.33?te biz cebimizden verdik o botun benzin parasını. Şu an burada bulunan Ercan Kireçtepe?nin kredi kartıyla o gece benzin aldık. Kredi kartının slipi de burada. Herkes cebindeki parayı çıkardı, bakkaldan ekmek arası peynir aldık. O gece 01.40?da da adaya çıktık. " bu alıntı bize nasıl kafanıza göre davrandığınızı açıklamıyor mu? ünlü bir gazeteci haber yapmak için değil, haber olmak için adaya bayrak diker, siz cebinizden "çıkartma yaparsınız" ve iki komşu birbirine girer. savaşlar işte böyle dandink şeylerle çıkıyor. bura halkı size çok kızgın çoook! sonunda iki halk bir araya geldi orda çocuklarını evlendirdi bu iş tatlıya bağlandı.

BENZİN MASALINI YİYENLERE... - alibey71

"Kardak'a çıkan botların benzinin kredi kartımla kendim aldım!" yalanını yemek için önce insanın aklını peynir ekmekle yemesi lazım, apoletli takımla hiç aram yoktur, ama biz de askerlik yaptık, bu ordunun çatışmayla sonuçlanabilecek askeri bir harekât için botuna koyacak benzinin olmaması diye bir sorunu olamaz. Hadi diyelim ki oldu, benzini de sanıklar koydu, örnek olsun diye söylüyorum, bu durum, bu adama karısını öldürme hakkını verir mi? Mahkemeye çıkıp, "Nasıl beni yargılarsınız, bota benzin koyduydum?" diye demagojinin en bayağısını yaptığında kimse yer miydi bunu? Peki başta "memetçik basın", şimdi nası yiyorlar bu demagojiyi? Soru: "Cunta kurdun mu?"..."Nasıl olabilir, bota benzin koyduydum!... Soru: "Rütbelilere süikast planladınız mı?".. "Benim benzinim olmayaydı şimdi Kardak Yunanlılarındı!".. "Ergenekon'la ilginiz var mı?".. "Hayır, ben benzinle ilgiliyim!"... Yahu yazarken gülüyorum ama vallahi içimde bir yerler sızlıyor.

Buna TSK cevap vermelidir - rertan

Hepimiz uzunca bir süredir TSK'yı eleştiriyoruz. Çünkü daha iyi ve güvenilir bir kurum haline gelmelerini arzu ediyoruz. Bu yazıyı okuyunca eleştiriyoruz ama bu kadar da değil diye geçti içimden. Hepimiz askerlik yaptık. Aşağı yukarı ordunun neleri yapıp neleri yapamayacağını tahmin edebiliyoruz. Peki o zaman ordunun kullandığı araçların benzinini tedarik edemediğine kim inanır ? Tamam eleştiriyoruz ama ordu bu kadar da aciz değil. Şimdi birileri çıkıp güneydoğudaki helikopterlerin yakıt paralarını cebimizden verdik, kullandığımız silahların mermilerini kaçakçılardan aramızda para toplayıp aldık derse bunlara da mı inanalım. Bu konuda TSK bir açıklama yapmak durumundadır. Ülkenin merkezi olarak harekat kararı verdiği bir konuda elindeki ekipmanın ihtiyaçlarını sağlayamıyorsa bunu hepimizin bilmesi hakkıdır. Bu ülke bütçesinden en yüksek payı alan kurum savaşması için gerekli parayı bulamayıp, boğaz kenarındaki ordu evi ve dinlenme kamplarında para harcıyorsa vay ülkemin haline. Ben böyle bir şeyin olabileceğıne zerre kadar ihtimal vermiyorum ama TSK bu konuda mutlaka açıklama yapmalıdır.

Komutanlar suçlu mu? - baryam46

Ali Türkşen'in kardak kayalıklarında görev yapması onun bir daha suç işlemeyeceği anlamına mı geliyor?İnsan hayatının bir döneminde güzel şeyler yapıp başka bir döneminde de çirkin şeyler yapamaz mı yani?Veya bir döneminde güzel şeyler yapmış olması başka bir döneminde çirkin şeyleri yapma hakkını verir mi?.Büyük ihtimalle gaza gelerek emir komuta dahilinde bir şeyler çevirmişler şimdi de yapmadıklarını ispatlamaya çalışıyorlar ama bence yapmışlardır,ne yani o kadar silahları oraya dedem mi koydu?,bunların koyduğuna dair tanıklarda olduğuna göre bence bassınlar cezayı,2.husus ta şudur ki 657.sayılı devlet memurları kanununu bilerek hareket etmiş olsalardı şimdi bu duruma düşmezlerdi belki.o da şudur,657'ye göre yasalara aykırı konularda amire hemen itaat edilmez,amirden yazılı emir istenir,ondan sonra emir yerine getirilir,bu komutanların eğer ellerinde o yazılı emirler olsaydı sanıyorumki ceza yemezlerdi o zaman sadece emri veren komutanlar cezayı yerlerdi,anlaşılan bu işte hem gaza gelme hem de cehalet vardır,bence çeksinler cezalarını.

ilkokul karneni de gösterseydin bari - xbasols

bakın hepsi "pekiyi" diye! hem 14 yıl önceki fişi niye saklar bir insan, iyilik yapıp kardak kayalıklarından denize atsaydın ya o fişi! neyse ileri görüşlülük böyle bir şey demek ki: ilerde mahkemelere düşersem ve orada "ziyaretçi patlaması" nasıl yapılacaktı diye sorulurken, bu hayatta yaptığım en anlamlı şey olarak bu fişi gösteririm!