@ismailsaymaz

Kanserden ölen mahkumun ailesine 'şefkat yoksunluğu' tazminatı

Kanserden ölen mahkumun ailesine 'şefkat yoksunluğu' tazminatı
Kanserden ölen mahkumun ailesine 'şefkat yoksunluğu' tazminatı
Akciğer kanserine yakalandığı halde hastaneye yatırılmadığı için hayatını kaybeden 74 yaşındaki Avni Karabulut'un ailesi, devleti mahkum ettirdi. Kararda, "bir ömür boyu, ölen kişinin kendilerine göstereceği şefkat ve ilgiden mahrum kalacakları için davacıların duyduğu elem ve üzüntü dikkate alınarak" ailesine 25 bin TL tazminat ödenmesine hükmedildi.
Haber: İSMAİL SAYMAZ - ismail.saymaz@radikal.com.tr / Arşivi

RADİKAL - Ümraniye Cezaevi’nde, akciğer kanserine yakalandığı halde hastaneye yatırılmadığı için hayatını kaybeden 74 yaşındaki Avni Karabulut’un ailesi, devleti mahkum ettirdi. Karabulut Ailesi’nin açtığı davada İstanbul 6. İdare Mahkemesi, “Avni Karabulut’un ileri düzeyde kanser hastası olduğu, defalarca hastaneye götürülmesine karşın hastanede tedavisinin sürdürülmediği ve cezaevinde tutulduğu açıktır” dedi. Ardından mahkeme,  “ölen kişinin bir ömür boyu kendilerine göstereceği şefkat ve ilgiden mahrum kalacakları için davacıların duyduğu elem ve üzüntü dikkate alınarak” ailesine 25 bin TL tazminat ödenmesine hükmetti. Avukta Gülizar Tuncer, bu kararın hasta tutuklu ve hükümlüler açısından tarihi önemde olduğunu ifade ediyor.

Avni Karabulut, karıştığı bir yaralama olayından ötürü verilen bir yıllık hapis cezasından ötürü 2010 yılında Ümraniye E Tipi Kapalı Cezaevi’ne kondu. Bu sırada akciger kanserine yakalanan Akbulut, götürüldüğü Paşabahçe Devlet, Ümraniye Devlet ve Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi görevlileri tarafından, ölüm sınırında olduğu halde tedavi için yatırılmadı ve gerekli tedaviden yoksun bırakıldı. Karabulut, 18 Ekim 2011’de Ümraniye Cezaevi Savcılığı’na dilekçe vererek, hastaneye sevkinin yapılmasını istedi. “İki gündür kan kusmaktayım. Tam iki lavabo dolusu kan kusmuşumdur” diye yazan Karabulut, dilekçede şöyle devam etti:

“16 Ekim’de gece 01.30’da sevkim yapılıp hastaneye gittim. Saat 05.00 sabah tekrardan hastaneye gitmek için geri getirildim. Hastaneye gittiğimde ise ring arabasından inmeden cezaevine geri getirildim. Gece sabaha karşı gene bir lavabo dolusu kan kustum. Hastaneye gitmem için memur beyden rica etmeme rağmen 1.5 saat dayanmamı söylediler. Sayın savcım ben bu 1.5 saat içinde ölmezsem, bu dilekçe size ulaşırsa, ben kendime kan verilmesini veya ilgilenilmesini istiyorum.”

Karabulut, aynı gün Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne götürülüp aynı şekilde cezaevine geri getirildi. Fakat o gece cezaevinde öldü. Bunun üzerine Karabulut Ailesi, avukatları Fazıl Ahmet Tamer aracılığıyla tazminat davası açtı.

 Ailesine 25 bin TL tazminat

İstanbul 6. İdare Mahkemesi’nde görülen bu dava, geçen 2 Mart’ta sonuçlandı. Kararda, Anayasa’nın 17. maddesine göre herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesine göre her ferdin yaşama hakkının kanunun himayesi altında olduğu, kanunun ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bir cezanın infazı dışında kimsenin kasten öldürülemeyeceği ifade edildi. Aynı maddenin birinci fıkrasının ilk cümlesinde de, “devlete sadece kasten ve hukuka aykırı olarak öldürmekten kaçınma yükümlülüğü değil, aynı zamanda kaza yetkisi içinde (egemenlik alanında) bulunan kişilerin yaşamını korumak için gerekli tedbirleri alma yükümlülüğü getirdiği kaydedildi. Kararda,  “Karabulut’un ileri düzeyde kanser hastası olduğu, defalarca hastaneye götürülmesine karşın hastanede tedavisinin sürdürülmediği ve cezaevinde tutulduğu açıktır” denildi. Bu görüş ışığında, “bir ömür boyu, ölen kişinin kendilerine göstereceği şefkat ve ilgiden mahrum kalacakları için davacıların duyduğu elem ve üzüntü dikkate alınarak” ailesine 25 bin TL tazminat ödenmesine hükmedildi.