Kapanmayan hesap

Gazeteci Ertuğrul Mavioğlu'nun 'Asılmayıp Beslenenler' kitabına konuşan 12 Eylülzedeler, eski bir hesabın kapanmasını istiyor: Demokratikleşme için 12 Eylül darbecileri yargılanmalı.
Haber: Celal BAŞLANGIÇ / Arşivi

General Alberto Bachelet, hava kuvvetleri komutanlığında görevliydi. 11 Eylül 1973 tarihinde görevli olduğu kışlada, o sabah büyük bir sessizlik vardı. General arkadaşlarının araçları ortada yoktu. Kışlada tek kalan araç onunkisiydi.
Aracına binip büyük bir merak içinde hava kuvvetleri karargâhına doğru yola çıktı. Tam karargâha yaklaşırken durduruldu. Çünkü general Pinochet darbe yapmıştı ve Bachelet, Allende yönetimini destekliyordu.
General Bahchelet, 'Vatana ihanet' suçundan tutuklandı ve cezaevine gönderildi.
Sürgünden bakanlığa
Kızı Michelle o sırada 22 yaşındaydı. Babasının tutuklandığından habersiz, okuduğu tıp fakültesinin yurdunda üç gün boyunca sokağa çıkma yasağının bitmesini bekledi.
General Alberto Bachelet tutuklu bulunduğu hapishanede hayatını kaybetti.
Michelle ve annesi Jeria da tutuklandı. Santiago'daki Villa Grimaldi'de işkenceden geçtiler. 1975'te cezaevinde ölen generalin kızı ve karısı önce Avustralya'da, daha sonra da Almanya'da sürgün yaşadılar.
1979 yılında ülkesine dönen Michelle Bachelet, politikaya atıldı. Yıllarca, kaybolan ve işkence gören çocuklara yardım eden sivil toplum örgütlerinde çalıştı. Askeri bilimler konusunda yüksek lisans yaptı. 2000 yılının mart ayında Sağlık Bakanlığı'na atandı.
Geçtiğimiz ay ise Michelle Bachelet, Şili Savunma Bakanı olarak Türkiye'ye geldi.
Örnek çalışma
Bachelet'in geldiği ülke Şili'de kendisinin de altına imza attığı bir proje yürütülüyor şimdi. İşkenceler, kayıplar gibi insan hakları ihlallerinin derinliğine incelenmesi yönünde bir yasa tasarısı hazırladı hükümet. İnsan hakları ihlallerinden zarar gören, yakınlarını, akrabalarını kaybedenlere tazminat ödenmesi de var bu projede. Bunun için oluşturulan işkence görenleri izlemekle görevli komisyon, 500 dolayında örnek vaka izlemiş. Kayıpların ne olduğu öğrenilmeye çalışılıyor.
Parlamentoda kurulan 'Gerçekleri Araştırma Komisyonu' ise Şili'deki general Pinochet diktatörlüğü döneminde yaşanılanlara ilişkin olarak bugüne kadar tam 30 bin kişinin ifadesini almış, kayıtlara geçmiş. Önümüzdeki ağustos ayında bu konuda açıklanacak komisyon raporu merakla bekleniyor.
Şili hesap soruyor
Michelle Bachelet, Türkiye'ye gelişinde kendisiyle röportaj yapan gazeteci Hale Gönültaş'a "Dünsüz yarın olmaz. Hem bugünü hem de geleceği inşa etmemiz lazım" diyor. Şili'de, askeri diktatörlüğün ülkenin her yanında, milyonlarca kişide açtığı dinmek bilmez yaralar, darbeden ancak 31 yıl sonra sarılmaya başlanabiliyor. Ya Türkiye'de?..
12 Eylül 1980 darbesinin üzerinden 24 yıl geçti. Darbecilerin sorumlu tutuldukları insan hakları ihlallerinden yargılanmalarını engelleyen 1982 Anayasası'nın geçici maddesine bu açıdan dokunan hiçbir iktidar, hiçbir 'demokratikleşme paketi' olmadı.
'Asmayıp da besleyelim mi?'
Gazeteci Ertuğrul Mavioğlu, yeni yayımlanan kitabına 'Asılmayıp Beslenenler-Bir 12 Eylül Hesaplaşması' adını vermiş.
Mavioğlu, kitabında şöyle yazıyor: "Kenan Evren 3 Ekim 1984'te Cumhurbaşkanı sıfatıyla Muş'ta yaptığı konuşmada cunta ilan
edileliberi gerçekleştiren 48 idamı savunuyor ve 'Hainleri asmayıp da besleyecek miyiz?' diye soruyordu. Kenan Evren'in bu sözleri kuşkusuz 'Kasım 1983'te seçilen ve henüz hiçbir idam cezasını onaylamamış olan Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne yönelikti.
Kenan Evren'in 'hainler' diye adlandırıp düşman safında gördükleri aslında ikiye ayrılıyordu. Birincisi asılanlar, ikincisi de beslenenler. Asılanların toplam sayısı 50'ye ulaşmıştı. Peki ya beslenenler? 'Asılmayıp beslenenler' kimlerdi? Kaç kişiydiler? Yaşları kaçtı? Nasıl yaşamışlardı? 'Asılmayıp beslenenler' yağlı urganla değil, ama cezaevlerinde dayakla, işkenceyle, direnişle, açlıkla, onar onar hayatlarını kaybettiler, sakat kaldılar. Ömür boyu kendilerini bir gölge gibi takip edecek olan hastalıklarıyla baş başa bırakıldılar. Bu kitap onları anlatmaktadır."
Mavioğlu'nun kitabı bir sözlü tarih çalışması. Özellikle farklı cezaevlerinde yaşananlardan hareketle bir '12 Eylül fotoğrafı' çekiyor. Mavioğlu'nun kitabının yayımlanmasından sonra aldığı tepkiler de ilginç:
Hesabı sorulmamış bir süreç
"İnsanlar bu yazılanlardan dolayı yaralanıyor. Ama, bunlar niye yazılmış, önümüze tekrar neden konuyor, türünden bir yaralanma değil bu. Hesabı sorulmamış bir sürecin yarası yaşadıkları. Eğer 12 Eylül'le hesaplaşılsaydı daha az kanardı bu yara. Bu nedenle tarihi bir süreci okur gibi okumuyorlar. Zaten F tipleriyle bu cezaevleri hâlâ önümüzde büyük bir sorun olarak duruyor."
Mavioğlu'nun kitabının adına kaynaklık eden Evren'in 'Hainleri asmayıp da besleyecek miyiz?' demesinden kısa bir süre sonra Kasım 1983'te seçilen ve o tarihe kadar hiçbir idam cezasını onaylamamış olan TBMM, yıldırım hızıyla idam cezalarının infazı için karar almıştı. Evren'in o sözlerinden etkilenen yalnızca TBMM değildi elbette. Olağanüstü dönemin mahkemeleri de 'asmayıp da beslenecek' hükümlüler üretiyordu elbette.
İşte 78'liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can da Evren'in bu sözlerinden çok kısa bir süre sonra tam iki kez idama mahkûm ediliyordu. Ancak Can 'asılmayıp beslenenler' olarak 20 yıl cezaevinde yatmıştı. Celalettin Can'ın genel yayın yönetmenliğini yaptığı 78'liler Tükenmez dergisi de ilk iki sayısında kapağını darbecilerin yargılanmasına ayırdı.
İlk sayısına 'Yasakları kaldırdık, sıra darbecilerde' başlığını ve '78'liler Vakfı Girişimi' nin inatçı çabaları sonuç verdi. Binlerce kişiyi mağdur eden, onları toplum yaşamının dışına iten yasaklar nihayet kalktı. 12 Eylül'ün en önemli uygulamalarından biri tarihin çöplüğünü boyluyor ve şimdi sırada 12 Eylül'ün ve darbecilerin yargılanması var' spotunu kapak yapan Tükenmez'in son sayısında da postalların arasından soran gözlerle bakan bir çocuğun fotoğrafı ve 'Darbecileri nasıl yargılayacağız baba' sorusu kapak olmuş. Derginin yeni çıkacak sayısında da, 'Darbeciler nasıl yargılanır' sorusuna yanıt aranacak, konuyla ilgili anayasa profesörlerinin, baro başkanlarının tartışmalarına yer verilecek.
Darbeciler yargılanmalı
Can'a göre 12 Eylül darbecilerinin yargılanması için pek çok neden var.
"Her şeyden önce demokratik bir rejime darbe yaptılar. Nispi ölçüde de olsa bir burjuva demokrasisi vardı. Toplum kendini ifade etmeye çalışıyordu. Darbeciler anayasal rejime darbe yaptılar. Birincisi bundan dolayı yargılanmalıdırlar. İkincisi, Türkiye'nin her tarafında, her ilinde, hatta her kasabasında işkence merkezleri oluşturdular. Bir milyona yakın insanı gözaltına aldılar, işkenceden geçirdiler. Yüzlerce insan işkencede öldü, daha da fazlası sakat kaldı. Bu işkencelerin hesabının sorulması için, bu suçun ortaya çıkarılması için darbecilerin yargılanması gerekir."
Kimileri öldü, kimileri sakat kaldı
Can, 20 yıl kadar kaldığı cezaevleriyle ilgili değerlendirmesinden de darbecilerin yargılanması gerektiği sonucunu çıkarıyor:
"Türkiye'nin her tarafında askeri cezaevleri oluşturuldu. Buralarda tek tipleştirme politikası izlendi. Zorla, baskıyla, terörle İstiklal Marşı okutuldu, tek tip elbise dayatıldı.
Kafalarındaki Atatürkçülüğü insanların beynine şırınga etmek için olmadık eziyetler uygulandı. Sabahtan başlayıp, gece yarılarına kadar süren işkenceler yapıldı. İnsanlar onurlarını korumak için canlarını verdi.
Açlık grevlerinde, direnişlerde gencecik insanlar öldü. İşkencelerden, açlık grevlerinden, dayaktan, protesto eylemlerinden sağ kurtulanların büyük çoğu da sakat kaldı."
Celalettin Can, yalnızca 12 Eylül sonrasında değil, darbe öncesinde de yaşananların sorgulanması, darbe koşullarının yaratıldığı süreçte işlenen 5 bin cinayetin aydınlatılması gerektiğini, köklü ve yerleşik bir yapı kazanan askeri rejimin tasfiye edilmesi için de darbecilerin yargılanması ve 12 Eylül'ün sorgulanması gerektiğini savunuyor.
Geçmişle yüzleşmek şart
Türkiye'nin üzerinden 24 yıl önce geçmeye başlayan ve derin izler bırakan 'tank paleti'nin açtığı yaralar kapanmıyor, hatta yeni yeni gündeme gelmesinin ilk 'işaret fişekleri' atılıyor. Toplumda geçmişiyle yüzleşmek, yaşadıklarını sorgulamak, ölümlerin ve işkencelerin hesabını sormak, hakkını aramak duygusu belli ki giderek yükseliyor.
Anlaşılan o ki, üzerinden onlarca değil, yüzlerce yıl geçse de geçmişle yüzleşmeden, 12 Eylül'ü sorgulamadan, cezaevlerinden işkencehanelere kadar 'emir komuta zinciri içerisinde görevlerini yapanlar' bir bir bulunup hesap sorulmadan bu toplumun vicdanında açılan yara hep kanayacak...