Karakaya: 4 Nisan günü baltamı duvara astım

Karakaya: 4 Nisan günü baltamı duvara astım
Karakaya: 4 Nisan günü baltamı duvara astım

Karakaya: Biz 1071 de Anadolu ya girerken yanımızda Kürtler vardı. Çanakkale de beraberdik, sormak lazım bu ayrılık niye?

Haber: AYÇA ÖRER / Arşivi

Ege Bölgesi Âkil İnsanlar Heyeti’nde yer alan ve heyette bulunan isimler arasında en çok eleştiriye maruz kalan isim Akit gazetesi yazarı Hasan Karakaya. Gazetesinin Kürt meselesinde izlediği politikayı “Kendi penceresinden bakarken karşıdakini görmeyen” bir bakış olarak niteleyen Karakaya, “4 Nisan günü baltamı duvara astım” diyor.
Sürece Ege Bölgesi’nden dahil oldunuz. Bu bölgede çalışmak nasıldı?
İlk olarak İzmir’e gittik. Başkanımız Tarhan Erdem ilk onu uygun buldu. Sayın Başbakan bize en zor bölgelerin Ege ve Karadeniz olduğunu söylemişti. Ege Bölgesi’nde sürece destek yüzde 43,5 civarındaydı. Esnafla, sivil toplum kuruluşlarıyla, derneklerle vakıflarla görüştük. İlk önce biz de biraz acemiydik, protesto edenler de. Sadece belirli bir yerde toplanıp slogan atmakla yetindiler. Daha sonraki süreçte Devlet Bahçeli ’nin “Vur de vuralım, öl de ölelim” sloganına “Onun da zamanı gelecek” demesinden sonra MHP tabanı sert tepki vermeye başladı. Bunu Ege’deki ziyaretlerimiz sırasında sert bir şekilde gördük.
Sertlikten kastınız nedir?
Türkiye Gençlik Birliği, Atatürkçü Düşünce Derneği, CHP sesli protesto yöntemini tercih ederken MHP saldırıya teşebbüs etti. Uşak’ta toplantı sonrasında bindiğimiz araca kaldırım taşı fırlattılar. İçi su dolu pet şişeler attılar. Bu tür fiili eylemler yapıldı. Kütahya’da gösteri yaparlarken, başkan yardımcımız Avni Özgürel dışarı çıktı, orada saldırıya maruz kaldı. Ancak Avni Özgürel o tabandan gelmenin verdiği durumla, ülkücülerle görüşmek için telefon etti. Onlar da bir heyet gönderdi. Yuvarlak bir masada oturup konuştuk. Görüşme başladığında çok agresiftiler. Hatta içlerinden biri uçan tekme atmaya hazır haldeydi. İki-üç saat sonunda medeni insanlar gibi ayrıldık. Demek ki, anlatınca oluyor.
Protestolar içinde sizi en çok etkileyen ne oldu?
Muğla Akyaka’da yine oteldeydik. Dışarıda protesto vardı. Güvenlik kuvvetlerinden bir yetkili bize “Protestocuların içinde makul insanlar var, kabul ederseniz toplantıya katılsınlar” dedi. Biz de kabul ettik. 60’la 80 yaş arasında insanlar geldi. Ellerinde çıtalara tutuşturulmuş bayraklar, tam bir 23 Nisan görüntüsü. Bizim oturduğumuz yerin arkasında Atatürk portresi ve bayrak vardı. Sonra resme baktılar, resmin zeminin mavi olmasını eleştirmeye başladılar. Bizi protesto edip yine gittiler. Ege’de sürece desteğin arttığını düşünüyorum.
İnsanların en büyük kaygısı ne? Endişeleri var, bölünecek miyiz? Bayrağımızın rengi değişecek mi? Öcalan serbest bırakılacak mı? Türkiye eyaletlere bölünecek mi? diye. Ama insanlarla görüşünce “Görüşlerim yüzde 80 değişti” diyorlar.
Sizin heyette olmanız eleştirildi. Siz 90’larda yaşanan süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ben 80’lerde askerliğimi Doğu’da yapmış, Van, Doğubeyazıt oralarda gezmiş bir insanım. Daha sonra Diyarbakır’ı 2004-2005’de ziyaret ettim. Sonrasında duygularımı, “Korkularımla gittim, oradaki insanlar öcü olmadığını gördüm” diyerek yazdım. Daha sonra da ben Kürtlerle terör örgütü PKK’yı hep ayırdım. Belki saldırgan ifadeler de kullanmış olabilirim. Ama hiç kimse Kürt halkını dışladığımı söyleyemez.
Kürt halkını dışlamak değil belki ama Akit gazetesinin Kürtlerin hassas olduğu konularda attığı manşetler büyük eleştiri aldı…
Evet, eleştiri aldık. Birkaç ay öncesine kadar ip polemiği yaşanıyordu. Biz de o dönemde PKK ve uzantıları karşısında, zaman zaman BDP’ye de eleştiriler yönelttik. Ama 4 Nisan günü baltamı duvara astım. Bu süreçte kavga etmeyeceğim. Âkil İnsanlar Heyeti’ne seçilmem yüzünden yoğun saldırılar oldu ama yanıt vermeme, kavga etmeme sözümü devam ettiriyorum.
Kürt meselesinde atılan ilk adımlardan biri 2005’te Diyarbakır gezisinde Başbakan’ın “Kürt meselesi vardır” tespitini yapması. Aradan geçen sürede daha ılıman bir dil kullanılamaz mıydı?
Şunu kabul etmek lazım: Gerek Başbakan, gerek muhalefet açısından. Hepsi nihayetinde politika yapıyorlar. Kendi tabanlarını diri tutacak söylemlerde bulunuyorlar. Bunları ciddiye almamak değil de, kendi tabanlarına verilmiş mesajlar olarak gördük. Bu süreç aslına bakarsınız Rahmetli Turgut Özal döneminde başladı. O süreçte görev alanların hep eli yandı. Siyasilerin “Kürt realitesini tanıyorum” sözü lafta kaldı. Biz de Akit olarak politikayla realite ayrımını yapamamış olabiliriz. Batı da PKK meselesini ancak evine ateş düştüğü zaman anladı. Oysa Doğu ve Güneydoğu’da Kürt halkı bunu sürekli yaşadı. Herkesin kendi penceresinden baktığı, karşısındakini görmediği bir dönem vardır. Ben bu süreçte görev alırken birkaç saniye içinde şunlar da gözümün önünden geçti, son 30 yıldır Kürtlerin haklarını savunduğunu iddia eden bir terör örgütü var, buna rağmen, Kürt halkıyla Türk halkı arasında herhangi bir çatışma çıkmadı. İç savaş çıkmadı yani. PKK’nın belki de amacı buydu. Olmadı çünkü, Türklerle Kürtler yan yana.