Kasabanın sırrı: Milas çeteye esir

Hayat kâbusa döndü
Milas 10 yıldır 'Akrep' çetesine esir. Tefeci alacağını tahsille başlayan, haraçla devam eden çete adam kaldırdı, çocukların kulağına anne babalarının
öldürüleceğini fısıldadı, 80'lik yaşlıların kafasına silah dayadı.
Polis çare olmadı
Emniyet teşkilatının çare olamadığı eşkıyalar, 'kaybedecek şeyi kalmadığını' düşünen yaşlı bir adamın jandarmaya gitmesiyle ilk etkili operasyonuna uğradı. İzmir DGM 12 kişiyi tutukladı, ne var ki korku bitmedi.
Baskılar 'nazik'leşti
Abdullah Uyanık ve Ömer Kaya adlı kişilerin başlattığı çete faaliyetleri, operasyon sonrası azaldı, ancak kesilmedi. Mağdurlara, ifadelerini değiştirmeleri için eskiye göre daha 'nazik' yöntemlerle baskılar sürüyor.
Haber: DEMET BİLGE / Arşivi
TİMUR SOYKAN / Arşivi

MİLAS - Dışarıdan bakıldığında Milas, tarihi, şirin bir ilçe. İçinde yaşananları ise ilçe sakinlerinden başka bilen yok. İlçede yaklaşık 10 yıldır, şiddet dolu mafya film ve dizilerini aratmayan olaylar zinciri yaşandı. Kendilerine 'Akrep' adını veren çetenin üyeleri, Milaslıları esir aldı. Güzel manzarasıyla anılan ilçenin dağına 'adam kaldırıldı'. Sokakta oynayan çocukların kulağına anne ve babalarının öldürüleceği fısıldandı. 80 yaşında insanların kafasına silah dayanıp, torunları öldürülmekle tehdit edildi. Çete korkusu yüzünden kız çocukları başka şehirlere gönderildi. Köy kahvelerinde beli silahlı çete mensupları korku saldı. Polis Milaslıların derdine çare olamayınca, 'kaybedecek hiçbir şeyi kalmadığını' düşünen yaşlı bir adamın jandarmaya gitmesi, çarkı tersine çevirdi. Jandarma, hemen operasyon başlattı, 27 kişi gözaltına alındı.
İzmir DGM tarafından ikisi elebaşılardan 12 kişi tutuklandı. Ancak ilçede çetenin gölgesi hâlâ duruyor.
Çekim merkeziydi
Milas, tarihi boyunca zenginlikleriyle anılmış bir yerleşim yeri. Verimli toprakları, tarihi zenginlikleri, turizm bölgelerine yakınlığıyla bir çekim merkezi. Bodrum-Muğla arasında, ticari hayatın yoğun olarak yaşandığı
ilçe ve köyleri, zeytincilik, pamuk tarlaları, hayvancılık ve ticaretle gelişti. İnsanlar, zengin ve huzurluydu. İlçenin bu zenginliği, Türkiye'nin
yoksul bölgelerinden insanları çekiyordu. 1990'ların başlarında ilçe gelişirken, çevresinde doğu bölgelerinden gelen insanların yerleştiği mahalleler oluştu. Göç eden insanlar genellikle inşaatlarda işçi olarak çalıştı. İlçe giderek kozmopolit bir yapıya dönüşürken, 'göç mahalleleri' giderek büyüdü, yapılan işler çeşitlendi.
Önce göç mahalleleri
Mahallenin sakinlerinden ikisi, Abdullah Uyanık ve Ömer Kaya idi.
Aileleriyle birlikte Milas'a geldiler. İnşaatlarda bir süre çalıştıktan sonra, minibüs şoförlüğü ve taksicilik yaptılar. Milaslılar, ilçeye sonradan gelen bu insanlarla kısa sürede kaynaştı. İlçenin sınırları da ticareti de gelişiyordu.
Ticaretin yaygın olduğu yerlerde olduğu gibi, Milas'ta da 'tefecilik' yaygındı. Borçlanan esnaf tefeciye gidiyor, uygun faizle para alıyor ve gününde de borcu kapatıyordu. Abdullah Uyanık ile Ömer Kaya ve kardeşi
İlhan Kaya da 1994'te tefeciliğe başladı. Yıllarca diğer tefecilerden farklı olmayan faiz oranları ve yöntemlerle çalıştılar. Kimi zaman da zor kullandılar. Bu çark daha sonra köylülere, çiftçilere kadar uzanacak, Milaslı esnaf tefeciliğin görmedikleri yüzüyle karşılaşacaktı.
1999'da baş gösteren ve 2001'de şiddetlenen ekonomik kriz, ticaret merkezi Milas'ı da etkiledi. Esnafın eski huzuru kalmadı. Mal aldıkları yerlere olan borçlar ödenemeyecek hale geldi. Bankalar da artık kredi vermiyordu. Esnafın yanı sıra çiftçiler, pamuk işçileri, hatta bankacılar da zor durumdaydı. Zengin Milas kan kaybediyordu. Bu durumdan 'vazife çıkaranlar' da vardı. Muğla'daki ilk 'organize çete'nin temelleri bu ortamda atıldı.
İyi adamlar sahnede
Ömer Kaya faaliyetlerini hızlandırdı. Artık daha fazla borç veriyor ve verdiğinin iki katını alıyordu. Ondan borç istemeyen, ancak maddi durumu kötü olanlar vardı. Hedefi onlardı. Çetenin 'iyi adam' rolü oynacak kişilere ihtiyacı vardı. Bulmaları da zor olmadı. İyi giyimli bu kişiler ilçedeki kahvehanelere gidiyor, düğünlere katılıyor, güven kazanıp, paraya ihtiyacı olanlara 'uygun faizle borç bulacağı' sözünü veriyordu. Bu öneriyi reddeden çok azdı.
İhtiyacı olana anında para bulundu. Faiz oranı da uygundu. Bankalara, mal aldıkları kişilere olan borçlar, kısa sürede kapatıldı. Ancak asıl sorun bundan sonra başladı. Artık sonu gelmeyen faizlerle karşılarında duran bir çete vardı. Aracı olan 'iyi adamlar' da saflarını belli etmişti. Her ay iki kat artan faiz oranları ve tehditlerle baş başa kalmışlardı. Milas'ta birbirine benzer hikâyeler yaşanıyor, ancak kimse birbirine anlatmıyordu. Borçlananlar yalnız esnaf değildi. Çocuğunu tedavi ettirmeye çalışan bir baba, ürününü satamayan pamuk yetiştiricisi ve hatta çete elemanlarının
'hemşerileri' de borçlular arasındaydı. Herkes aynı çemberin içindeydi. Gerçekler sessizce yaşanıyordu. Aileleri bile durumu bilmiyordu.
Çetede işbölümü
Bu arada çete elemanlarının sayısı da arttı. Hatta kendi aralarında
'haraççılar', 'tahsilatçılar' diye dörder-beşer kişiden oluşan gruplar kuruldu. Bu grupların faaliyet alanları ve kimlerin peşinde olacağı belirlenmişti. Her gün bir esnafın kapısını çalıyor ve para istiyorlardı. Faiz oranları aylık yüzde 20 ile 60 arasında değişiyordu. Artık işin gizli tarafı kalmamıştı. Aileler de korku içindeydi. Komşusu olan manav dövülüp tehdit edilirken, aynı caddedeki lokantacı sıranın kendisine ne zaman geleceğini düşünüyordu. İşlek caddelerle belinde silahı göstererek dolaşanların sayısı artıyordu.
İşçilikten zenginliğe
Eski inşaat işçisi Ömer Kaya, artık pahalı takım elbiseler içindeydi. Kollarında altın künyeler vardı. Çevresinde sürekli kalabalık bir grup oluyordu. Lüks arabalarla geziyorlardı. İlçenin merkezindeki 'Salıpazarı' isimli yerde bir kahvehaneyi 'karargâh' olarak kullanmaya başladı. Kahvehanenin bir bölümü onlara ayrılmıştı. Borcu olan esnaf oraya getirtilip, herkesin gözü önünde tehdit ediliyor, hakarete uğruyordu.
Tehditler borçlu kişiyle sınırlı kalmadı. Kimi zaman sokakta oyun oynayan küçük çocuğa yaklaşarak, "Anneni, babanı öldüreceğiz" denilmeye başlandı. Oğlunu borcundan kurtarmaya çalışan yaşlı insanlar silahla karşılandı, torunlarını bir daha görememekle tehdit edildi. Kimi zaman evlerin kapıları tekmelendi. Kocaları evde olmayan kadınlar 'Evleriniz yakılacak' tehdidiyle karşılaştı. Kız çocuğu olan aileler ise 'tecavüzle' tehdit ediliyordu. Çetenin korkutma yöntemleri mafya filmlerini andırıyordu. Mağdurlardan biri otomobilinin arka kapısı açılıp, ensesine silah dayanarak tehdit edildi. Kimisi Cumhuriyet Caddesi'nin ortasında, kimisi tarlasını sürerken tehditle karşılaştı. Milas'ta korkunun adı 'Akrep'ti. Milas, bir mafya filminin korkunç sahnelerini yaşıyordu.
Milaslılar bir yandan malvarlıkları kaybediyor, diğer yandan can güvenliklerini sağlamaya çalışıyordu. Kız çocuklar, yakın köylerdeki, başka illerdeki akrabalara gönderildi. Telefonla bile görüşmüyorlardı. Kimileri evlerinde oldukları anlaşılmasın diye perdeleri bile açmıyor, gece lambaları yakmıyordu. Eşleri işe gittikten sonra kadınlar da komşularına gidiyor, evde yalnız kalmıyordu. Aileler dağılıyordu. Bazı kadınlar çocuklarını da yanlarına alarak evlerinden kaçıyordu. 15 aile her şeyi arkalarında bırakarak, başka yerlere göç etti.
Polise ihbar 'boş'
Polisten yardım isteyenler de oldu. Polis, mağdurları dinleyerek evlerine gönderdi. Ancak beklenen operasyon bir türlü yapılmadı. Kimi zaman ilçe halkıyla polis arasında gerginlik yaşandı. Fakat Ömer Kaya ve ekibi faaliyete hız kesmeden devam etti.
Ömer Kaya'nın tehditleriyle parasını, evini, işini kaybeden bir yaşlının Ekim 2003'te 'tehdit' suçlamasıyla jandarmaya başvurması, çetenin sonunu hazırlayan ilk hareketti. Başvuru, kayıtlara da 'tehdit' olarak geçti. Anlatımlar bir suç örgütünü işaret ediyordu. Bölgede başka tehdit edilen olup olmadığı araştırıldı. Tehdit edilen kişiler izlendi. Operasyon kararı verildi. Bunun için önce amca ikna edildi, can güvenliğinin sağlanacağı konusunda söz verildi.
Operasyon başlıyor
Yaşlı adam evine yakın bir yerde çete elemanlarıyla buluştu. Parayı veremeyeceğini söyledi. Silahlar bellerden çekilirken jandarma ekipleri müdahale etti ve silahlarla birlikte senetler ele geçirildi. Yakalananların sorgusu, olayın boyutlarını ortaya çıkardı. Operasyon genişletildi. 100 kişilik jandarma ekibi ilçede arama başlattı. 27 kişi gözaltına alındı. Aramalarda ele geçirilen senetler incelenerek 60'a yakın mağdura ulaşıldı. Senetlerdeki tarihlerden bazıları 1994'e aitti. Bu bilgi, çetenin o yıllardan itibaren etkin olduğunu gösteriyordu.
Zanlılara ait yerlerde yapılan aramalarda ise 11 ruhsatsız tabanca, altı tehdit amaçlı kullanılan kurusıkı tabanca, yedi av tüfeği, dört tapu senedi, 245 milyarlık senet, 110 milyarlık çek, 15 cep telefonu, yedi binek otomobili ve 18 milyar lira da nakit para ele geçirildi. Zanlılardan elebaşılar dahil 12'si İzmir DGM'de 'Çıkar amaçlı organize suç örgütü kurmak, yönetmek, örgüt üyesi olmak' suçlarından tutuklandı. Diğerleri serbest bırakıldı. Sanıklar hakkında ayrıca Milas Asliye Ceza Mahkemesi'nde
'tefecilik'ten dava açıldı.
Milaslılar operasyondan sonra rahat bir nefes alsa da henüz korku geçmedi. Bu kez de ifadelerin değiştirilmesi için mağdurlara baskı yapılmaya başlandı. Tehditler bu kez daha kibarca yapılıyordu. Tek istenen, ifadelerin geri alınmasıydı. Herkes ilk duruşmanın yapılacağı günü bekledi.
İzmir DGM'deki ilk duruşma iki hafta önce yapıldı. Duruşmaya mağdurlardan katılan olmadı. Sanıklar ise suçlamaları reddetti. Milas Asliye Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmalara ise mağdurlar katılıp yaşadıklarını anlattı.



Liseli kızlarını gönderdiler
Tuhafiye sahibi R.B., dokuz yıl önce üzerinde yırtık giysilerle gördüğü bir çocuğa üzülmüştü. Elinden tutup bir mağazaya götürdü, kıyafetler aldı, cebine para koydu. Bu çocuk büyüyüp bir genç olduğunda, belinde silahla karşısına çıktı. 'Akrep Çetesi'ne ödeme yapmaması halinde öldüreceklerini, kızını kaçıracaklarını söylüyordu.
Onu 'Akrep'in tuzağına sürükleyen olaylar zinciri ise birkaç yıl önce başlamıştı. İlçe merkezinde yıllardır hayalini kurdukları bir giyim mağazası açacaklardı. 10 milyar liraya ihtiyaçları vardı. Bankalar kredi vermiyordu. Onun borç aradığını öğrenen Ömer Kaya'nın 'iyi adamları' yanına gelip borç teklif etti. Güven duyan R.B., senedi imzaladı.
Yeni mağazasını düzenleyen esnaf borcunu, faiziyle birlikte ödediğinde senedi geri istedi. Ancak Ömer Kaya, borcunun 25 milyara çıktığını söyledi. Artık her gün dükkânına beş kişilik tahsildar çetesi geliyordu. Parayı hemen ödemesini istiyorlardı. Bir gün içinde defalarca, dükkânının önünden yere tükürerek geçiyorlardı. Sonunda ölüm tehditlerine, kızlarını kaçırmayı eklediler. Kızlarının tehlike altında olduğu düşüncesi korkuyu yüreklerine sığmayacak kadar büyütmüştü. Başka insanlardan, çetenin dağa adam kaldırdığını öğrenmişlerdi. Polise şikâyette bulunup beklemeye başladılar. Ama polis hiçbir şey yapmıyordu. Uykusuz gecelerin ardından lisede okuyan kızlarını uzak bir şehre gönderdiler. Tehditlerden bunaldıklarında, dükkânlarını da kapattılar. Sonunda tek çareleri kalmıştı, dükkânı satmak. Ömer Kaya, borçlarının 40 milyar lira olduğunu söylüyordu. Dükkânlarını satarak bu parayı ödediler. Ömer Kaya, borcun bittiğini söyledi, ama senedi geri vermedi. Jandarma operasyonunda ele geçirilen senetlerden biri onundu. Operasyondan sonra kızlarına kavuştular.


5 milyar aldı, her şeyini kaybetti
Çetenin kurbanlarından yaşlı bir çiftçi, iki yıl önce, geniş tarlalara, meyve bahçelerine, güzel bir eve sahipti. Otomobili, traktörleri vardı. Çocukları evlenmiş, başka şehirlere gitmişlerdi.
Çocuklarının düğünü, torunlarının sünneti, köy evinde yapılmıştı. Yazın ev torunların sesleriyle neşeleniyordu. Ancak ekonomik kriz sırasında nakit paraya ihtiyaç duydu. Küçük bir miktar borç işlerini kolaylaştırabilirdi. Bunu bir arkadaşına anlattı. Bir süre sonra Milas'ta kahvehanede otururken bir adam gelip kendisine para bulabileceğini söyledi. Çetenin 'iyi adam' rolünü üstlenen mensuplarından biriydi. Yaşlı çiftçi, teklifi kabul etti. Ömer Kaya'nın yanına gidip 5 milyar lira borç aldı. Aylık yüzde 30 faizle geri ödemeyi kabul etti. Borcunun hiçbir zaman bitmeyeceğinin, katlanarak artacağının farkında değildi.
'Yeni faiz işledi, 30 milyara çıktı'
Birkaç gün gecikmeyle borcunu ödediğinde, senedi geri istedi. Ama Ömer Kaya güldü. Yeni faiz işlediğini, borcunun arttığını söyleyip, ödediği kadar daha para istedi. Çiftçi kısa sürede bu parayı da buldu. Ama yine senedi geri vermiyorlardı.
5 milyar lira olan borcunun 30 milyar liraya çıktığını söylüyorlardı. Bu parayı ödemeyeceğini söyleyerek yanlarından ayrıldı. Ömer Kaya meşhur cümlesini kurdu: "Artık senin paranı almayacağım. Kanını alacağım."
Köy evinde korkulu bekleyiş başladı. Bir gün kapıları tekmelendi. Çetenin tahsildarları gelmişti. Yaşlı çiftçiye silah doğrulttular. Onu ve bütün ailesini öldüreceklerini söylediler. Korktu, parayı vereceğine söz verdi. O bütün malvarlığını satmaya çalışırken, çetenin faizi işliyordu. Tehdit telefonları susmuyordu. Defalarca evinden alınarak Ömer Kaya'ya götürüldü. Ensesine silah dayanarak boş senetlere imza attırıldı. Bir süre evlerini boşaltıp, akrabalarının yanına gittiler. Ama hepsi geçici çözümdü. Çete onları bekliyordu.
Yıllarca emek harcadıkları verimli topraklarını, meyve bahçelerini, değerinin çok altında sattı. Ama verdiği para çeteye hiçbir zaman yetmedi. Traktörü, arabası da elinden gitti. Son kalan, ata yadigârı köy eviydi. Onu da değerinin çok altında bir miktara, gözyaşları içinde sattı. Evlerini satın alanlar, burada yaşamalarına izin verdi. Ancak bir zaman topraklarının bereketinin zenginliğini yaşadıkları evlerinde, bugün aç bırakan yoksulluk var. Üstelik yaşlı çiftin bir gün 'Akrep'in geri döneceği korkusu da hâlâ devam ediyor.