Kaş'la 'göz' arasında yolculuk

Sekiz İtalyan askerinin görevi, olabilecek saldırılara karşı bir Yunan adasını korumaktır. Akdeniz'in uçsuz bucaksızlığına doğru yola çıkarlar. Büyük bir sarsıntıyla savrulur hepsi. Gemileri karaya oturmuştur.
Haber: CELAL BAŞLANGIÇ / Arşivi

Sekiz İtalyan askerinin görevi, olabilecek saldırılara karşı bir Yunan adasını korumaktır. Akdeniz'in uçsuz bucaksızlığına doğru yola çıkarlar. Büyük bir sarsıntıyla savrulur hepsi. Gemileri karaya oturmuştur. Telsizleri de bozulmuştur. Ancak dünyayla bağlantılarının kesildiği yer cennet gibi adadır. Ama görünürde hiç insan yoktur.
Adayı işgal etmiş bir düşman ordusunun muhtemel pususuna karşı korka korka ilerlerler. Görünürde kimse yoktur ama bembeyaz çarşaflar kurumaları için iplere sanki biraz önce asılmışlardır. Sonunda çarşaflardan birinin ucunu kaldırınca içleri hop eder. Ada halkıyla karşılaşırlar ilk kez.
Kalanlar, kadınlardan ve çocuklardan oluşan küçük bir gruptur. Erkekleri Almanlar esir almıştır. Çok kısa sürede adayı kendi evleri gibi benimserler. O andan itibaren artık savaşın dışındadırlar. Cennet gibi bir Akdeniz adasında, savaşın bombasından, kanından; ölmesinden, öldürmesinden uzakta müthiş bir keyif çatmaya başlarlar.
Meis Adası'nın limanından içeri girerken aklıma geliverdi İkinci Dünya Savaşı yıllarındaki bu öyküyü anlatan Gabriele Salvatores'in 'Mediterraneo' filmi. Çünkü gerçekten de görüntüsüyle insanı büyüleyen bir adaya doğru yol aldığını hissediyordu insan limana yaklaştıkça. Belki de bizi Kaş'tan alıp bu pırıl pırıl nisan sabahında Turcan adlı teknenin kaptanı Turcan Güçlü'nün yolda anlattıkları etkili olmuştu bir savaş atmosferiyle bir adanın yan yana gelmesinde. Birinci Dünya Savaşı'nda İngiliz ve Fransız donanmalarına ait gemilerin Kaş'tan top ateşine tutulduğunu, birisinin battığını ve şu anda liman girişinde denizin dibinde yattığını söylüyordu Turcan kaptan. Bir de İkinci Dünya Savaşı'nda üç pervaneli bir İtalyan savaş uçağı düşürülmüştü Meis'in açıklarına. Bölgede dalan dalgıçların çektikleri fotoğrafların bazılarında uçak neredeyse karada olduğu gibi bir bütün olarak duruyordu denizin dibinde. Kimi dalgıçların anlatımlarına göre, uçağın çevresinde bazı mermi kovanlarının yanı sıra patlamamış cephanelerde bulunuyormuş.
2. Dünya Savaşı izleri duruyor
Zaten adaya çıkınca, İkinci Dünya Savaşı'nda bombalanan ve hâlâ duran evlerin yıkıntılarını, adadaki dükkânlarda, Meis'in evlerinden bombardıman dumanlarının tüttüğü kartpostalları görecektik. Günlerden cumaydı. Kaş'ın pazarı. Belki de dünyanın tek pazarıdır; tüm satıcıların Türk, neredeyse bütün alıcıları Yunan olan. Sebzeler, meyveler torba torba alınıyor.
Artık eskisi kadar çok alışveriş yapmıyormuş Meisliler, hafta içinde de birkaç kez gidip gelme şansları olduğu için Kaş'a. Yalnız sebze, meyve değil, tencereden tavaya, plastik leğenden klozete kadar her şey yükleniyor teknelere. Meis'e doğru yola çıkıyoruz. Yaklaşık 3.8 deniz mili sürecek yolculuğumuz. Yani yedi-sekiz kilometre.
Kaş'ta ticaret yapanlar, Meislilerin haftada 10 bin avroluk alışveriş yaptığını tahmin ediyor. Kaş'la Meis arasındaki yolculukta, hangi kara parçasının Türkiye'ye, hangisinin Yunanistan'a ait olduğunu bilmek çok güç. Anakaradan adaya doğru uzayan burunlarla, Akdeniz'e damla damla serpilmiş adacıklar bir yap-bozun birleşik parçaları gibi birbirine girmiş.
Tek gürültü insan sesi
Meis Limanı'nın girişi gerçekten büyüleyici. Sol taraftaki tepede bir kale var. Rodos şövalyeleri yapmış. Osmanlı döneminde de eklemeler olmuş kaleye. Limanın kordonundan dağın yamaçlarına doğru rengârenk evler uzanıyor. Hepsi iki katlı. Hepsi onarılmış. Pırıl pırıl boyanmış. Deniz pırıl pırıl. İnsan sesi dışında gündüz kulağı tırmalayan tek bir gürültü yok. Hatta yanımızdaki arkadaşımızın telefonu gürültülü bir şarkıyla çalınca, "Aman sustur şunu" dedik "Duyma bozukluğuna yol açacak yükseklikte müzik çalıyor diye oturduğumuz kafeyi kapatacaklar."
Adanın burnundaki müzeye doğru gidiyoruz kordon boyunca. Hemen burunda bir cami var. Yeni onarılmış. Minaresi de duruyor. Kültür merkezi olarak kullanılacakmış. Osmanlı döneminde Müslümanlarla Hıristiyanlar bir arada yaşamışlar. Sonra adayı ele geçiren Fransızlar Türkleri göndermiş. Daha sonra da İtalyanlar egemen olmuş Meis'e. Sonra da Yunanistan'a geçmiş.
Müzeye giriş ücretsiz. Süngercilik için özel bir bölüm ayrılmış müzede. Bizi gezdiren görevli yöredeki süngerciliğin ilkçağ destanlarında bile anlatıldığını söylüyor.
Kimine göre 200, kimine göre 400 kişi yaşıyormuş Meis'te. Ancak 1900'lü yılların ilk yarısında nüfusunun 15 bine yaklaştığı bile olmuş. Mısır'a mal götüren Avrupa ülkelerine ait deniz uçakları o yıllarda Meis Limanı'nda mola verir, ikmal yapıp yola öyle devam ederlermiş. Ancak savaşta Almanlar bombalamış Meis'i. Bunun üzerine de nüfusun büyük bölümü Avustralya'ya göçmüş. Bombardımana uğrayan evlerin yıkıntıları limandan birkaç sokak ötede hâlâ duruyor. Göçen adalıların çocukları şimdi geri dönerek yıkılan evlerini yaptırmaya başlamışlar. Ancak neredeyse hiçbir evde yarım santim sırıtan bir yenileme hatası yok. Her şey eski halindeki gibi yeniden ayağa kaldırılıyor.
Yorgo'nun meyhanesi
Son durağımız Yorgo'nun meyhanesi. Karısıyla oğlu içeride mezeleri hazırlıyor, o da servis yapıyor. Bazı adalarda olan karidesin küçüğü 'çekirdek'ler burada da var. Uzo'yla muhteşem bir meze. Sonra ahtapot ve subye... Ardından yeni haşlanmış otlar... Hesap da müdavimi olduğumuz meyhanelerin neredeyse yarısı kadar. Şimdi 'ayakçıktı parası' 15 YTL'ye indi ya, korkarım adadaki meyhaneler daha çekici hale gelecek. Meis'te gümrük kapısı yok. Bir açılsa, Antalya'dan Meis'e bir günlük sefer yapacak jakuzili, havuzlu, VIP salonlu, casino'lu, alışveriş merkezli lüks bir gemi hazır. Meis'in en büyük sıkıntısı su. Rodos'tan haftanın iki günü gelen tankerle karşılanıyor su ihtiyacı adanın. Ancak bir süre önce tanker gelmeyince susuz kalmış adalılar, Rodos'taki valiliğe mektup yazmışlar "Su göndermezseniz Türkiye'ye iltihak olacağız" diye. Şimdi Kaş'tan Meis'e su taşımanın yolları aranıyor. Meis'ten anakaraya doğru yaklaşırken karşımıza çıkan görüntü korkunç. Kaş'ın sırtları, ilçenin profili yan yana dikilmiş apartmanlarla perişan edilmiş. Dağın içinden arkadaki vadiye doğru bir 'inşaat yolu' gidiyor. Sanki binalar bir yol bulup daha doğru çıkmaya başlamışlar.
Kıyıya varınca Kaş Turizm ve Tanıtma Derneği Başkanı Mustafa Eriş yeni inşaat alanlarından çekilmiş fotoğraflar koyuyor önümüze. Kayalar oyulmuş, yollar açılıp binalar dikilmeye başlanmış. Kaş'ın denize bakan yüzündeki dağlar oyulup 60'a yakın parsele konut yapılacakmış.
Kaş'ta yapılan inşaatlar yetmemiş olacak ki; zeytinliklere, tarım arazilerine, doğal koruma alanlarına ve orman arazilerine inşaatlar dikiliyor. İnşaat rantının peşinde olmayan Kaşlılar geleceklerini kaygıyla izliyor. Çünkü karşılarında Meis var.