'Kasti tekme hakemden'

Kriz Portreleri'ne başladığım günden bu yana en çok reklamcılardan çektim. Telefonda krizden ne denli etkilendiklerini en ince ayrıntısına kadar anlatan reklamcılar...
Haber: Şebnem İYİNAM / Arşivi

Kriz Portreleri'ne başladığım günden bu yana en çok reklamcılardan çektim. Telefonda krizden ne denli etkilendiklerini en ince ayrıntısına kadar anlatan reklamcılar, röportaj için yanlarına gittiğimde pazarlama, talep yaratma gibi alışkanlıklarından bir türlü vazgeçemiyor, kendi reklamlarını yapıyorlardı. Sinan Ünal öyle yapmadı. Salacak'taki denize nazır balkonunda, keyifli keyifli içkisini yudumluyor, sektörün ve kendi bulunduğu konumun vahametini matrak matrak anlatıyordu.
Sinan Ünal, Ajans Ultra'nın eski ortaklarından. 1954 doğumlu. Reklamcılığa 1978 yılında başlamış ve meslek hayatı boyunca pek çok ödül kazanmış. 1997'ye kadar Ajans Ultra, 1997'den bu yana da Acente için çalışmış. Sinema Vakfı, Açık Radyo ve Reklamcılar Vakfı kurucu üyelerinden.
İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde öğretim görevlisi ve Reklamcılar Derneği'nde genel sekreter olarak görev almış. Müşterileri arasında Güney Sanayi, Anadolu Sigorta, İstanbul Film Festivali, Edirne Yağ Sanayi, Mavi Jeans, Mustang Jeans, Netaş, Anavatan Partisi, SHP, T. Demirdöküm, Koçbank, Koçlease, Soyak, Horoz Holding gibi şirketler yer almakta imiş...
İkinci hayat uzaklarda
"Bizim sektörde bir Bülent Korman örneği vardır. Her şeyi çalışanlarına bırakarak ikinci hayata geçen adam. Benim de bütün idealim buydu ve idealime çok yaklaşmış hissediyordum kendimi. Kafamdaki model, çalışan herkese 'Buyrun şu sizin hisseniz, buyrun bu da sizin. Benim şurda bir sırt çantam var, alırım onu, giyerim Timberland'larımı, elliden sonra yapacak başka şeylerim var' demek şeklindeydi. Çeyrek yüzyıl reklamcılık yapmıştım, bütün amacım beş sene içinde emekliye ayrılmak ve özlemini çektiğim ikinci hayata geçiş yapmaktı. Bunu gerçekleştirmek üzere ikinci derece tarihi eser bir bina aldım. Dibinden gökyüzü görülüyordu. Anıtlar Kurulu'ndan izin alabilmek için aylarca uğraştım. Karım ve ben orijinalini koruyabilmek
için sekiz ay müteahhit gibi, bilfiil çalıştık. Bu binayı ajans olarak hayata geçirirken hem birikimimizin bir kısmını, hem de bankadan kredi kullanmıştık. Tabii hiç hoş olmadı. Kriz haftası kendimizi zor attık içine..."
Video kameraya konuşuyor
Sinan Ünal'ın geçmişinde bankayla iş yapma kültürü yok, "25 yıllık meslek hayatım boyunca bankanın kapısını bir kere çaldım,
o da bu sefer" diyor, ama zamanında bankaların tüketiciye nasıl teklif götürmesi gerektiğini örgütleyen bir ajansın yöneticilerinden olduğunu da hatırlamadan edemiyor. Çok geç! Çünkü bir sabah uyandığında kendi kredi borcunun kat kat arttığını öğreniyor. Aynı hafta "Süregiden işlerimiz vardı, bütçemizi ona göre
yapmıştık. Bir anda sanki bıçak gibi işler kesildi. Müşteriler elimizdeki kampanyaların sadece yüzde yirmilik bütçesini kullanmak istediklerini bildiriyor, kampanyaların devamını kriz atlatıldıktan sonra gerçekleştireceklerini söylüyorlardı. Belki onlar da haklıydı, ortalık toz duman olmuştu."
Krizden itibaren kendisini 15 günde bir video kasete alıyor Sinan Ünal. "Belli periyotlarla kameraya konuşuyorum. 'İçinde bulunduğumuz durum kötü bir rüya, hepsi geçecek, bitecek' diyorum. Biraz analiz yapıyorum, Derviş neler söyledi, biraz onlardan, biraz da tahammül gücünden bahsediyorum. Bu kasedi on yıl sonra izlediğimde elimde 'Biz kötü bir rüya görmüşüz ve biz de bu rüyanın hakikaten içindeymişiz' diyebileceğim bir belge olsun istiyorum. Bunu yaparak rahatlıyorum."
Sinan Ünal röportaj sırasında birden hareketlenip salona geçiyor ve elinde tek bacaklı bir şövalye heykeliyle geri dönüyor.
"İşte" diyor, "bizim sektörün heykeli... Reklam sektörü, para manipülasyonuyla yaşama kültü-rü edinildiğinden bu yana koltuk değnekleriyle ayakta duruyordu zaten, geçtiğimiz yıllarda şirketlerin faaliyet raporlarında repo gelirleri adı altında yeni bir başlık açılmıştı. Şimdi sektör oksijen çadırında. Koltuk değneğine gelince, öyle bir tekme yedik ki biz, ne aşil tandonu kaldı, ne de kaval kemiği. Ayak darmaduman olmuş vaziyette. Oyuna ara verildi, oyunun tekrar oynanacağı zamanı tekerlekli sandalyede, ya da protez bacakla bekliyoruz, yedek kulûbesinde. Tekmeyi atansa hakem, hem de kasti tekme... Bu durumda protez bacakla orta saha-da falan oynamaya kalkarsak, facia."
Sokaklar reklamcı dolu
Orta çaplı ajansların kriz refleksinin çok daha kuvvetli olduğuna inanıyor Sinan Ünal. "Biz on beş kişilik bir ekiptik. Kimi ücretsiz izin alarak, hayatını çalışarak sürdürmek zorunda olanlar ayrılarak, kimi de başka sektörlere kayarak bekleme durumuna geçtik. Krizin aşılmaya başladığını hissettiğimiz an yeniden kadrolaşacağız. Çok sevdiğim bir laf vardır. Duran saat günde iki kez doğruyu gösterir. Biz şimdi beş kişi kaldık ve müşterilerimizin minik minik isteklerini aksatmadan yerine getiriyoruz. Mümkün olduğunca olduğumuz yerde duracak, kriz ortamı aşılınca da yeniden bir araya geleceğiz, ama 150 kişilik bir ajans olsaydık, bu çok daha can acıtıcı
olacaktı. Şu sıra sokaklar vazgeçilemeyen reklamcılarla dolu."
Ajansa ait kötü sayılmayan bir gayrimenkul durumları var, fakat "Bu da aralık ayında buz satmak kadar zor iş" diyor Sinan Ünal. İş hayatının durduğunu düşünerek, malını koruyabilmek için özkaynaklara dönme yolunu seçmiş, ama orada da matraklıklar peşini bırakmamış Sinan Ünal'ın. "Bir çizgi roman asmosferi bile bu kadar komik olamaz. Bizim güzel bir resim koleksiyonumuz var. Bunu elden çıkartıp satmak, onun girdisiyle de hayatımızı sürdürmek gibi bir yola girmiştik. Kriz ortamında bu olasılık çok zordu tabii. Binadan kaynaklanan borcun ödenebilmesi için banka müdürleri sağolsunlar bana yardımcı olmaya başladılar. Bunu artık o banka müdürünün bize verdiği bir destek olarak yorumluyorum. Binanın bankaya ait olan kısmıyla koleksiyon takası gibi bir şey aslında, ama bankanın kendisi müşteri olarak ilgilenmiyor. Banka müdürü beni telefonla arıyor, koleksiyonun akıbetini takip ediyor ve bu arada da
yemin ederim resim konusunda bilgisi artıyor. İşte bu çok matrak geliyor bana."
Kriz aşılsa ne değişecek?
Türkiye'nin durumunu hamsterin yuvarlak içinde dönmesine benzeten Sinan Ünal,
"Gelişmelerle sinirli ve saldırgan oluyorum, kötü alışkanlıklar kazanıyorum" diyor.
"Düşünüyorum, krizi aşıp, Yunanistan'ın üzerinde bir gayri safi milli hasılaya ulaşsak, hem turizm hem de ihracat patlaması yapsak, ne olacak? Türkiye o zaman düğünlerde dolar fırlatma kültürünü mü kaybedecek? Sana mızraklar girsin/bana kurşunlar/inşallah ikimizin boynu altında kalsın edebiyatı yapan Türk pop müziği mi değişecek? Ajda Pekkan divalıktan mı vazgeçecek? Belediyelerin sokaklarda öldürdüğü hayvanlar korumaya mı alınacak? Yoksa Türkiye'de modern sanatlar müzesi mi kurulacak? Hayır, hiçbir şey değişmeyecek! Ortalıkta maskeyle dolaşıp onu bunu doğrayan Hallowen figürleri bile politikacılardan daha sevimli geliyor şimdi bana. Belki size çok klişe gelecek, ama reklam sektörünün bu dönemde kendini iyi elden geçirmesi gerektiğine inanıyorum. Yeniden yapılanma için ideal bir ortam. Yapmış olduğumuz işi iyi analiz etmeliyiz hakikaten. Bazı
ajanslar birleşme sinyalleri veriyor, bu iyi. Ve bence bu krizde reklam sektörü kendini iyi etüt edip, yeniden yapılanmanın formüllerini bulacak gibi. İlginç kombinasyonlar söz konusu, yapılması gereken de bu. Belki de egolar bir kenara fırlatılacak. İçinde bulunduğumuz dönem itibarıyla en önemli şey, ajansların kendilerini analiz edip, yeni formüller geliştirmesi. Bu dönemde yapısal operasyon yapan ajanslar soluklanacak."
Durgunluk kampanyaları
Krize en kolay giren sektörün reklamcılık olduğunu söylüyor Sinan Ünal, "Ama en kolay çıkan sektör de reklam. Ticari dinamik başladığı an, devreye reklam giriyor çünkü" diyor. Reklamcılık açısından içinde bulun-duğumuz dönemin tüketici üzerinde müthiş etkisi olacağı görüşünde aynı zamanda. "Bir markanın durgunluk dönemlerinde kurumsallaşması çok daha kolay. Sokaktaki insan reklam vereni daha farklı bir merakla izliyor. Hangisi ortada, hangisi kayboldu gibilerden. Sözünü ettiğim kampanyaların satış değil, ama markaya duyulan güven bakımından çok kuvvvetli bir geri dönüşümü var. O yüzden durgunluk dönemi kampanyaları çok daha ideal aslında, fazla bütçe de gerekmiyor. Minik bir reklamın kriz sonrasında geri dönüşümü çok daha kuvvetli oluyor" diyor. Etrafta iyiyim diyebilen kimseye de inanmıyor Sinan Ünal, "Kuvvetli işadamları dahil kimsenin iyiyim diyemediği bir ortam bu. Birileri iyiyim diyorsa ortalıkta çok fazla makyaj yapmış bir kadın gibi dolanıyor demektir. Onlar fazla kozmetik. Geçen gün Taksim-Sütiş'te beyaz yakalı birisi oturmuş, hüngür hüngür ağlıyordu. Belli ki işten çıkarılmıştı. Bu beni kendi çektiğim sıkıntılardan çok daha fazla etkiledi inanın. Sokaktaki insanın çaresizliği, neredeyse insana kendini unutturuyor."
Touch Down'a devam...
Genç kuşak reklamcılar için sıkıntı atmanın bir yolu da Teşvikiye'de küçük bir mahalle barı konumundaki Touch Down'a gitmek. Zaman zaman hesabı yazdırmak pahasına olsa da "İnanın orası, reklamcıların çok mutlu oldukları bir yer. Çünkü orası bizim reklamcılığın dışında her şeyi konuşup, reklamcılığı konuşmadığımız tek yer. Yani oraya gelen reklamcı, reklamcılık dışında her şeyi konuşuyor. Bu da bizi oraya bağlıyor" diyor ve kriz yaşantısına örnek vermeye devam ediyor. "Krizdir, araba
satılır, ama biz karı koca Salacak'tan Üsküdar İskelesi'ne her sabah koşup, oradan motorla Beşiktaş'a geçiyoruz, ama kriz böyle devam ederse Boğaz'ı yüzerek geçmek zorunda kalacağız. Ellisine yakın komple sporcu olma yolunda ilerliyoruz. 22 senelik evliyiz ve üç kedimiz var. Kediler ekonomik mamaya talim etmekten ishal geçiriyorlar."
Sinan Ünal, 'birikim'i de farklı algılıyor.
"Ben pek çok ekonomik darboğaz yaşadım, ama bütün türbülansları atlatmıştım.
İnsanlar, 'Yirmi yıllık birikimimi yirmi dakikada kaybettim, evimi sattım, villamı sattım' diyorlardı. Benim endişem çok daha farklı. Ben yirmi yıldır kafamda biriktirdiklerimi bir sabah kaybetmekten korkarım. Eğer o birikimi kaybedecek olursam, öteki hiçbir şey ifade etmiyor benim için. Bu krizde de beni en etkileyen şey beyin üretimimizin kesilmesi oldu. Üretmeye alışkın insanlar, en büyük sancıyı işte bu noktada çekti. O yüzden sıkıntılıyım,
üretmeden yaşamak çok kötü bir şey. Sanırım bizim bu krize başka bir tanım bulmamız lazım, bu kriz ötesi bir şey."