Katil 'milliyetçi', 'öteki' terörist!

Yolları Kuşadası'nda kesişmişti iki 'Almancı' Mehmet Desde ve Mehmet Bakır'ın. Tunceliliydi Mehmet Desde. Yoksul bir ailenin çocuğuydu. Babası Garip 1969'da çalışmak için Almanya'ya gitmişti.
Haber: CELAL BAŞLANGIÇ / Arşivi

Yolları Kuşadası'nda kesişmişti iki 'Almancı' Mehmet Desde ve Mehmet Bakır'ın. Tunceliliydi Mehmet Desde. Yoksul bir ailenin çocuğuydu. Babası Garip 1969'da çalışmak için Almanya'ya gitmişti. Üniversiteye giremeyen Mehmet de 1979 yılında, 20 yaşındayken babasının yanına göçmüştü. Bir hastanede hastabakıcı olarak çalışıyordu Mehmet. Evlenmişti, bir kızı olmuştu, Alman yurttaşlığına geçmişti.
Babası Garip 2002'de Almanya'da ölünce cenazesini getirmek için gelmişti Türkiye'ye. "Babamın cenazesini Denizli'de toprağa verdik. Önceden tanıdığım Ömer Güner, Kuşadası'nda otel işletiyordu. Cenazeyi getirmeden önce kendisine telefon ettim. İzmir'den Denizli'ye gitmek için araba istedim. Havaalanına getirdi arabayı. Babamı defnettikten sonra arabayı vermek için Kuşadası'na gittim. O akşam Mehmet Bakır'la tanıştım." Hozatlıydı Mehmet Bakır. Babası Almanya'da işçiydi. 16 yaşındayken gitmişti Almanya'ya. 24 yıldır oradaydı. Serbest gazetecilik yapıyordu. Uluslararası Basın Kartı sahibiydi.
Her yıl olduğu gibi 2002'de de ailesini ziyarete gelmişti Türkiye'ye. Üç hafta kalmıştı Altınoluk'ta. Tatilinin bitmesine yakın bir de Kuşadası'nı görmek istemişti Mehmet. Hayatında ilk kez İzmir'den geçip Kuşadası'na gitti. Bir otele yerleşti. Otelde kalan bazı müşterilerle, otel sahibiyle tanıştı. Hatta birkaç gece birlikte olup eğlendiler.
Amacı, geldiği gibi şehirlerarası bir otobüse binip Altınoluk'a dönmekti. Tatili bitiyordu çünkü. Otelde tanıştığı, kendisi gibi Almanya'da yaşayan, hatta Alman yurttaşı olan Mehmet Desde'ye şehirlerarası bir otobüse binip Altınoluk'a döneceğini söyledi. "Dur bakalım" dedi Mehmet Desde "Ben otel sahibiyle bir konuşayım. Belki arabasını verir, ben de oraları gezmek istiyorum. Seni de Altınoluk'a bırakırız." Otomobile binip yola çıktılar.
Dört gün işkenceli sorgu
"İzmir çıkışında polis tarafından durdurulduk. 'Hakkınızda ihbar var' demekle yetindiler. Üstümüz, eşyalarımız ve otomobil arandı. Herhangi bir suç aleti yoktu. Buna rağmen bizi bırakmayacaklarını ve şubeye götüreceklerini söylediler. İzmir Bozyaka'daki Terörle Mücadele Şubesi'nde bile neden gözaltına alındığımız söylenmedi."
Dört gün sürer sorguları. Ağır işkence gördüklerini savlarlar. İşkence iddialarını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne kadar taşırlar. Altı ay tutuklu kalırlar. 2002 Temmuz'undan bugüne dek yani 4,5 yıl sürer yargılanmaları. Yurtdışına çıkışları yasaklanır. Eşleri, çocukları ve işleri Almanya'da kalmıştır. Ancak kaçmayı da denemezler.
Yargılanmaya başlandıkları DGM'ler kaldırılır, yargılandıkları Terörle Mücadele Yasası değiştirilir ama yargılanmaları bitmez. Sonunda haklarında verilen 2'şer yıl 6'şar aylık hapis cezası Yargıtay tarafından onaylanır. Haklarında verilecek kararı Mehmet Bakır İstanbul'da, Mehmet Desde de İzmir'de bekliyordu.
Bu arada Mehmet Bakır, mesleğini Türkiye'de de sürdürmüş, Güney Dergisi'nin yayın yönetmenliğini üstlenmişti.
Önceki gün ailesi, dostları, arkadaşları 78'liler Girişimi'nin öncülüğünde Makine Mühendisleri Odası'nın lokalinde bir araya gelerek, devlete olan 18 aylık net hapis cezasını çekmek üzere cezaevine girmek için İzmir'e gidecek olan Mehmet Bakır'a bir uğurlama gecesi yaptı. Konuşmalar yapıldı, şarkılar ve türküler söylendi, oyunlar oynandı; Mehmet Bakır'la 18 ay sonra görüşmek üzere vedalaşmadılar, ayrıldılar.
Mehmet için düzenlenen gecede annesi Güllü, güçlükle konuştuğu Türkçesiyle "Benim oğlum masumdur. Böyle devlet olur mu?" diye soruyordu.
Mehmet Desde ve üç arkadaşıyla birlikte Bolşevik Parti (Kuzey Kürdistan/Türkiye) adlı 'silahsız terör örgütü'ne üye olmaktan 2 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılan Mehmet Bakır'ın bu sürece itirazı vardı.
"Bu dava eski Terörle Mücadele Kanunu'nun 7. maddesine göre açılmıştı. Bu 7. madde 'silahsız terör örgütleri' için uygulanan bir maddeydi. Yapılan değişiklikle bu madde ortadan kaldırıldı. Ben ve diğer sanıklar yürürlükten kaldırılan bir yasaya dayanılarak mahkûm edildik. Eski yasada 'silahlı' ve 'silahsız' örgüt ayrımı yapılıyordu. Yeni yasada bir örgütün 'terör' örgütü olabilmesinin temel ölçütü olarak, cebir ve şiddetin eylem/fiil olarak kullanılmasını zorunlu görüyor. Buna rağmen davada yargılanan sanıklar hakkında böyle bir iddia getirilmedi. Bu karar yasada olmayan 'manevi cebir' suçlamasına dayanarak verildi, yazılı hukukun dışına çıkıldı."
Mehmet Bakır'ın itiraz noktaları çok. "Mahkeme heyeti de adı geçen dosya da 'cebir ve şiddet' kullanımının olmadığını kabul etmektedir. Ancak mahkeme yine de 'manevi cebir' kavramını üreterek olmayan bir şeyi varmış gibi yaparak karar vermiştir. Gerek yerel mahkemenin savcısı beraat istemiş ve gerekse Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı bu değişikliği dikkate alarak verilen hükmün bozulmasını talep etmiştir." İşkence ve kötü muamele yapanlar hakkında verdiği şikâyet dilekçelerinin çoğuna takipsizlik kararı verildiğini bazılarının sonuçlarının kendisine ve avukatına tebliği dahi edilmediğini anlatıyor Mehmet Bakır.
'Susma hakkı' = 'Örgüt tavrı'
"21 yıl önce kurulmuş örgüt bizimle birlikte yeniden kurduruldu ve önce örgüt kurmaktan ceza verildi. Bozulacağı belli olan bir karar verilerek davanın uzaması istendi. Şahsım adına somut iddia bile edilecek hiçbir kanıt yoktur, olmamıştır. 9 Temmuz'da gözaltına alındığımız anda, ben ve Mehmet Desde'nin bulunduğu arabada en ufak bir suç aleti bulunmadı. Bunlar arama tutanağında böylece yer almasına rağmen polisin mahkeme için düzenlediği fezlekede 'arabada örgütsel malzeme bulundu' diye yazıp uyduruk da olsa hiçbir somut iddia bile ileri sürmemişti. Polisteki sorgunun kötü muamele ve işkenceli geçmesi mahkemeyi hiç ilgilendirmemiş, 'susma hakkı'nın kullanılması, istenen düzmece suçlamaların dahi kabul edilmemesi polis fezlekesine 'örgüt tavrı' olarak yansımış, bu da mahkeme için dayanak sayılmıştır. Baskı ve işkence ile alınan kimi aleyhteki polis ifadeleri mahkemede tümden reddedilmesine rağmen cezaya dayanak yapıldı."
Uluslararası Af Örgütü bu mahkûmiyetler için 'Acil Eylem Çağrısı' yaptı ve işkence altında alınan ifadeler temel alınarak adil olmayan bir yargılama sonucu mahkûm olanları 'düşünce suçlusu' olarak nitelendireceğini açıkladı.
Bu güne kadar her türden düşünce suçuna katıldıklarını ancak 'şiddet'e hiçbir zaman arka çıkmadığını açıklayan Düşünce Suçu'na Karşı Girişim de sanıkların dosyada tek kanıt olmadan mahkûm edildiğini öne sürerek Mehmet Desde'nin 'terörist filan olmadığı'nı ilan etti:
"Polis ne getirdiyse savcı kabullenmiş, mahkeme de öyle. Mehmet Desde'nin sol görüşlü olmaktan başka tek suçu, işkencecilerini yargılatacak kadar ileri gitmesi."
Şimdi tek umut Yargıtay Başsavcılığı'nın avukatların başvurusu üzerine Yargıtay 9. Dairesi'nin kararının kaldırılması için bu kararı yeniden incelemek üzere Yargıtay Ceza Genel Kurulu'na göndermesinde.
Ancak; azmettirenden mermiyi verene, bayrağı eline tutuşturandan tetiği çekene kadar hepsi yakalansa da bazılarının 'örgütlü terörist' değil de 'milliyetçi duygularla cinayet işleyen tek başına çocuklar' sayıldığı bir ortamda, 'ötekiler' haklarında yeterli kanıt olmasa da 'terörist' sayılmaktan öyle kolay kurtulabilirler mi?