Katılımcılar barış çağrısında bulundu devlet konferansa 'kulak verdi'

Önce 'Barış İçin Bir Milyon İmza' toplandı, sonra sayısız panel ve tartışma düzenlendi, çözüme yaklaşıldığı sanıldığında, ateşkeslerle sağlanan iyimserlik yeni çatışmalarla yerini yeni kaygılara bıraktığında 'sessizlik' hüküm sürmeye başladı.
Haber: İSMET DEMİRDÖĞEN / Arşivi

ANKARA - Önce 'Barış İçin Bir Milyon İmza' toplandı, sonra sayısız panel ve tartışma düzenlendi, çözüme yaklaşıldığı sanıldığında, ateşkeslerle sağlanan iyimserlik yeni çatışmalarla yerini yeni kaygılara bıraktığında 'sessizlik' hüküm sürmeye başladı. Sessizliğin çözüm olmadığını paylaşanlar dün bir kez daha seslerini yükselttiler ve barışı aramaya koyuldular, Yaşar Kemal'in, tehlikenin büyüklüğüne dikkat çeken slogansız ama barışın değerini anlatan konuşmasıyla ve bir mahkeme kararının yol açtığı şaşkınlıkla.
Yazar Yaşar Kemal, Birinci Dünya Savaşı'nın dört, İkinci Dünya Savaşı'nın altı yıl sürdüğüne dikkat çekip, 'bizim düşük yoğunluklu çatışmalar denilen light savaşımızın 25 yıldır sürdüğünü' söyledi, bu savaşın neden bitmediğinin düşünülmesini istedi. Sonunda da barış için önerisini dile getirdi: "Ya gerçek bir demokrasi ya da hiç.." Yaşar Kemal'in bu çağrısının ardından ortaya çıkan bir mahkeme kararı ise bunun kolay olmadığını gösterdi. Ankara Emniyet Müdürlüğü'nün başvurusu üzerine mahkeme konferansın katılımcılarından Orhan Doğan ile Kürt yazar Mehmet Uzun'un konuşmalarının kaydedilmesi ve içinde suç unsuru aranmasını kararlaştırmıştı.
Hak-İş'ten DİSK'e, İnsan Hakları Derneği ve İnsan Hakları Vakfı'ndan Mazlum-Der'e, Eşber Yağmurdereli'den Doğu Ergil'e, Celal Doğan'dan Sami Selçuk'a kadar yüzlerce kişi dün bir kez daha barışı aramak için 'Türkiye Barışını Arıyor' başlıklı konferansta bir araya geldi. 'Düşük yoğunluklu çatışma-savaş' döneminin bölümlere ayılarak irdelendiği konferansın ilk gününde ortaya çıkan ortak görüş, "Sorunun tanımına takılmayalım, barışı kurmaktan kaçınmayalım" oldu.
AKP'den Adıyaman Milletvekili Faruk Ünsal ile CHP'den Hakkâri Milletvekili
Esat Canan, partilerinin 'Kürt sorunu yoktur' söylemine rağmen, konferansa katıldılar ve "Sorun Kürt sorunudur ve barış artık zorunluluktur" görüşünde birleşen konuşmacıları dinlediler.
Konferansa 'güvenliği sağlamak, o arada konuşmaları kaydedip suç unsuru aramakla' görevli emniyetçiler dışında devletten temsilci katılmadı. İHD Genel Başkanı Yusuf Alataş da, açılış konuşmasında bu duruma dikkat çekerek, "Ülke sorunlarının çözümünde birinci derecede sorumlu olarak gördüğümüz Cumhurbaşkanı, TBMM Başkanı ve Başbakan'ı, bakanları davet ettik ama gelmediler. Demek ki onların barış sorunu yok. Fakat bizim var" deme gereği duydu.
Devletin bugünkü yöneticileri olmamasına karşın, eski Yargıtay Başkanı Sami Selçuk, Anavatan ve Doğru Yol Partisi'nden siyaset yapan eski bakan Eyüp Aşık, Anavatanlı eski bakan Salih Yıldırım ile ön sıralarda konferansı izlerken, Hak-İş Genel Başkanı Salim Uslu ile DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi de açılış konuşmalarını dinledikleri konferansın 'Emek ve Barış' başlıklı oturumunda düşüncelerini konuklarla paylaştılar.
Konferansa, '4'ler' olarak bilinen birlikte cezaevinde yatmış eski milletvekillerinden Leyla Zana katılmadı. Orhan Doğan, Selim Sadak ve Hatip Dicle, salonun farklı yerlerinde izleyicilerle oturdular. Ankaralı bir grup Kürt ise 'PKK'nın inisiyatifi dışına çıkmayacağı' gerekçesiyle konferansa katılmadı. Konferans soğuk havaya ve kar yağışına karşın yoğun ilgi gördü. İzleyiciler salona sığmadı. Birçoğu ayakta kaldı.
Konferansı İHD Genel Başkanı Alataş başlattı. Barışın kelime anlamının 'savaşmama' olduğuna vurgu yapan Alataş, sosyal, siyasal ve etnik barışın kurulmasını istedi. Alataş, "Kürt sorununa barışçıl bir çözüm bulunabilmesi için çatışma ortamının sona ermesi birincil koşuldur" dedi.
Yaşar Kemal farkı
Konferansın açış konuşmasını yapan Yaşar Kemal, zaman zaman esprileriyle izleyicileri güldürdü. Konuşurken kekelediğini anımsatan Kemal, bir ara metin dışına çıkıp düşüncelerini genişletme ihtiyacı duyunca "Gördünüz mü kekelemeden de konuşabildim. Ama ben romancıyım kekelemeden yazıyorum" deyince salondan kahkahalar yükseldi.
Katılımcıların kendisinden bir 'manifesto' beklediğini hisseden ünlü yazar, barışa özlemi seslendirdiği konuşmasına kısa bir 'es' verdiğinde neden sert konuşmadığının gerekçesini "Barışı konuşmaya, barış yapmaya geldik, onun için sert konuşmayacağım..." diye dile getirdi. Kemal, "İnkâr ayıptır... kimseyi tahrik etmek istemem. Ben bir Kürt yazarıyım" dedi.
Kemal'in konuşmasının ardından barışın koşullarının aranmasına geçildiğinde oturum başkanı Orhan Miroğlu, bugün kapanış konuşmasını yapacak olan ünlü Kürt edebiyatçısı Mehmet Uzun ile panelistlerden eski DEP milletvekili Orhan Doğan'ın konuşması mahkeme kararıyla izleneceğini açıkladı. Ankara Emniyet Müdürlüğü'nün başvurusuyla böyle bir karar çıktığını bildiren Miroğlu, ellerinden bunu kınamaktan başka bir şey gelmediğini söyledi.
Sorunlar sürekli ertelenemez
İlk konuşmalar sorunun tarifi ve çözüm için gereken adımlar üzerine oldu. Prof. Dr. Fuat Keyman, Türkiye'nin önündeki en büyük riskin Kürt sorunu olduğunu vurgulayıp, "Bu sorunun çözülmesiyle Türkiye bölgede çok daha güçlü bir devlet olur" dedi.
Prof. Dr. Doğu Ergil de, sorunu sıkıştığı şiddet ortamından çıkarmak gerektiğine dikkat çekerek, "Eşitsiz taraflar barış yapamaz" diye konuştu.
Türkiye'nin ciddi meselelerine çözüm üretemediğini vurgulayan Yeni Şafak Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Karaalioğlu ise, Kürt sorununun mevcut yöntemlerle çözülemeyeceğinin artık bugünkü politikaları uygulayanlar tarafından da anlaşıldığını anımsattı. Karaalioğlu, "Şu andaki ateşkes zemininden yararlanmamız gerekiyor. Zaman azalıyor" dedi.
Barış için 1999'de 'dağdan inip Türkiye'ye gelen' ve tutuklanıp hüküm giyen Seydi Fırat ise umudunu 'inanıyorum barışa ulaşabiliriz, Kurtuluş Savaşı'ndaki Türk-Kürt kardeşliği değerli bir birlikteliktir. sivil çabalar bizi barışa yaklaştırabilir, ateşkes süreci kalıcı olabilir ve bizi barışa götürebilir" diye konuştu.
Araştırmacı Vahap Coşkun da, çokkültürlülük ve Anayasal vatandaşlık yaklaşımıyla asimilasyon politikalarına son verilmesini, PKK'nın koşulsuz silah bırakmasını, devletin de bunun ortamını yaratmasını önerdi.