Kayıp gazetecinin kitabı

Bir telefon geliyor Siverek'ten. "Önemli bir haber var. Mutlaka gelmelisin." Telefonu eden M.Y., Nazım'ın tanıdığı biri. Hem bazı ajansların muhabirliğini yapıyor Siverek'te, hem de Nazım'ın çalıştığı Özgür Gündem gazetesini satıyor.
Haber: Celal BAŞLANGIÇ / Arşivi

Bir telefon geliyor Siverek'ten. "Önemli bir haber var. Mutlaka gelmelisin." Telefonu eden M.Y., Nazım'ın tanıdığı biri. Hem bazı ajansların muhabirliğini yapıyor Siverek'te, hem de Nazım'ın çalıştığı Özgür Gündem gazetesini satıyor.
Genç bir muhabir olmanın verdiği 'hızla' fırlıyor Nazım Siverek'e. Gidiş o gidiş... Bir daha haber alınamıyor.
12 Mart 1994... Nazım'ın ağabeyi İrfan 10 yıldır hapistedir. İrfan hiç sevmemektedir 12 Mart tarihini. "12 Mart 1971'de bir darbe olmuştu. O zaman da babamız zindana atılmıştı. Ben 12 yaşındaydım. Ve babama yemek götürüyordum. Çok soğuktu. Akşam ayazında buz tutan Siverek küçelerinde kayıp, elimdeki sıcak yemekleri dökmemek için özel bir dikkat sarf ediyordum. 12 Mart denince hâlâ o soğukluğu hissederim içimde. Sen henüz dünyaya gelmemiştin Nazım."
14 Mart günü Bartın Cezaevi'ne gelen gazeteden öğrenir kardeşi Nazım'ın kaybolduğunu:
"Bir haber için önceki gün öğlen saatlerinde Urfa'dan Siverek'e hareket eden muhabirimiz Nazım Babaoğlu'ndan haber alınamıyor. Arkadaşımızın bürodan ayrılması olayı şöyle gerçekleşti: Önceki gün sabah saat 10.00'dan itibaren Siverek'ten çeşitli gazete ve ajanslara haber geçen M.Y.
isimli haber kaynağının, gazetemiz Urfa bürosuna birkaç kez telefon ederek 'Mutlaka biriniz Siverek'e gelin, çok önemli bir haber var' demesi üzerine muhabirimiz Nazım Babaoğlu, Siverek'e gitmek üzere yola çıktı. Sabah saat 11.00 sıralarında Siverek'e gitmek üzere bürodan ayrılan arkadaşımızdan akşam saatlerine kadar haber alınamayınca Urfa temsilcimiz Bayram Balcı, valiliğe başvurdu. Vali Ziyaeddin Akbulut'un ilgileneceğini söylemesi üzerine 23.00 sıralarında Balcı'nın evini telefonla arayan Urfa Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürü konuyu araştırdıklarını ve M.Y.'nin evinde olduğu ancak Nazım Babaoğlu'ndan haber almadığını bildirdi. Balcı 'Ben M.Y.'nin babasıyla görüştüm. Bana evde olmadığını söyledi' demesi üzerine sinirlenen Terörle Mücadele Müdürü 'Yazılı müracaatta bulunun' yanıtını verdi. Bunun üzerine dün ilk önce Vali Akbulut ile görüşen Urfa temsilcimiz Balcı ile Nazım Babaoğlu'nun ailesi, daha sonra da Urfa Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'ne resmi başvuruda bulundular. Bu arada gazetemiz imtiyaz sahibi Zübeyir Aydar, arkadaşımız Babaoğlu'nun durumu konusunda İçişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Metin Yasaksoy'la görüştü. Aydar'a yaptıkları araştırmaya göre arkadaşımızın poliste olmadığnı bildiren Müsteşar Yardımcısı Yasaksoy, polisin arkadaşımızın Babaoğlu'nu telefonla arayarak Siverek'e çağıran M.Y.'nin evinde olduğunu tutanakla saptadığını, M.Y'nin polise verdiği ifadede, Babaoğlu'nu Siverek'te görmediğini ve Siverek'e gelip gelmediği konusunda bir fikrinin olmadığını söylediğini kaydetti."
Nasıl güvendin?
İrfan Babaoğlu kardeşi Nazım'ın kaybolduğunu okuyunca "Nasıl gidersin o eşkıyaların, şimdilik her köşesini tuttuğu Siverek'e" diye bir not düşer günlüğüne, "Neye güvendin? Unuttun mu Musa Anter'i de bir telefon
oyunuyla kaçırıp katledişlerini, unuttun mu Nazım... Sen kendini normal bir ülkede, normal bir gazeteci mi sandın Nazım. Haber alma özgürlüğünün var olduğunu mu düşündün. Urfa bürosu olarak tehdit üstüne tehdit aldığınız halde, çok değil, bir yıl önce büronuzda beraber çalıştığınız Kemal Kılıç'ı yine böyle kaçırmaya teşebbüs edip başaramayınca Kemal'i katlettikleri halde daha uyanık, daha deneyimli olman gerekmez miydi?"
Yeniden valiliğe başvuruyorlar. Gazetenin Şanlıurfa Temsilcisi Bayram Balcı ile Nazım'ın babası ancak emniyet müdürlüğünce verilen resmi plakalı araçla gidebiliyorlar Siverek'e. Ancak da Siverek Emniyet Müdürlüğü'ne kadar gidebiliyorlar. Çünkü can güvenlikleri yok.
Uluslararası kuruluşlara başvuruluyor. Bölgeye hâkim olan Bucak aşiretine de başvuruyorlar. Korucubaşıları "Bizde yok" diyorlar "Özel timler ve emniyet güçleri almış olabilir."
Bu arada yeni tanıklar ortaya çıkıyor "Nazım'ı Siverek'te gördük. Belediyeye gidiyordu" diyen. İrfan Babaoğlu'nun günlüğünde yer alan gazete haberinden izliyoruz gerisini:
"Urfa temsilcimiz Bayram Balcı dün Urfa nöbetçi savcılığına başvurarak isimlerinin saklı kalması şartıyla tanıkların savcılığa ifade verebileceklerini bildirdi. Nöbetçi savcı Müjdat Saraç ise 'Terörle mücadeleye gidin, onlar ilgilenir' yanıtını vererek tanıkların ifadesine başvurmayı reddetti. Bunun üzerine can güvenlikleri olmayan tanıklar daha sonra ifade vermeyi reddettiler. Daha önce Siverek'te Babaoğlu'na benzeyen uzun boylu, gözlüklü bir kişinin korucular tarafından gözaltına alınmasının görülmesi yolundaki duyumun değerlendirilmesi ve kilit isim M.Y.' nin sorgulanması gerekirken yetkililerin girişimde bulunmaması endişelerimizi artırıyor."
Kayboluşunun ikinci ayında Nazım'ın annesi Fatime, büyük oğlu İrfan'ı ziyarete gider. Görüşmeyi günlüğüne döker İrfan:
'Ölüsünü görseydim...'
"Görüşe gelirken anamın en az 10 dakika ağlayacağını bekliyordum. Ancak hayır, ağlamadı. Sanki, iki aydan beri kaçırılan Nazım için ağlaya ağlaya gözyaşını tüketmişti. Gözleri yaşlı değildi ama, yüreği yaşlıydı, yürekten ağlıyordu. Her kapı açılışında Nazım geldi diye umutlanıyor.
İşin garibi anam, Nazım'ın ölümüne razı. 'Ölüsünü görseydim tesellim düşer, yasımı tutar dayanırdım' diyordu. Ceylanpınar'da sahipsiz bir ceset varmış. Gitmiş, Nazım'a ait değilmiş. Valiye gitmiş, emniyet müdürlüğüne gitmiş, hatta korucuların başına bile gitmiş. Her biri başından savan bir şeyler söylemiş. Yüreği yaşlı ana umutsuzca eve dönmüş."
Nazım'ın kaybedilişinin 10. yılında çıkan 'Kayıpsın Diyorlar' kitabı ağırlıklı olarak o yıllarda cezaevinde olan ağabeyi İrfan'ın günlüklerinden oluşuyor. Ali Aydın yayına hazırlamış. Diğer ağabeyleri ve ablası da yazmış kitap için Nazım hakkında. Kitapta bir de Nazım'ın kısacık gazetecilik yaşamına sığdırdığı haberleri ve röportajları yer alıyor.
10 yıldır 'haber alınamayan' gazetecinin kitabı 'Kayıpsın Diyorlar...' adını taşıyor. Ne derlerse desinler, görünen o ki bu ülkede yaşanan acılar; kayıplar, faili meçhuller, evleri başlarına yıkılan köylüler; sorumluları ellerini kollarını sallaya sallaya dolaştıkça, bu toplum kendisiyle yüzleşmedikçe kolay kolay unutulmayacak!