Kaz Dağları'na resmi inceleme

Bakanlık ses verdi

Çevre Bakanlığı, Kaz Dağları'ndan yükselen sese kulak verdi. Bakanlık, Türkiye'nin oksijen deposu sayılan dağlardaki altın arama çalışmalarını incelemek üzere heyet görevlendirdi. Heyet, aramaların çevreyi nasıl etkilediğini kontrol edecek.
Haber: SERKAN OCAK / Arşivi

İSTANBUL - Çevre ve Orman Bakanlığı, 'Türkiye'nin oksijen deposu' Kaz Dağları'ndan yükselen sese kulak verdi. Bakanlık, bölgedeki altın arama çalışmalarını yerinde incelemek üzere heyet görevlendirdi. Heyet, Kaz Dağları'ndaki maden varlığını tespit için yapılan çalışmaların bölgeye zarar verip vermediğini kontrol edecek. Çevre Bakanı Veysel Eroğlu, "Herhangi bir düzensizlik, çevre tahribatı varsa, kanunun başka maddelerine göre gerekli işlem yapılacak" dedi.
Kaz Dağları'nın altın aranan kısmının milli park statüsünde olmadığını, yani burada maden için ön izin gerekmediğini vurgulayan Bakan Eroğlu, bölgede doğaya zarar verildiğinin tespit edilmesi durumunda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a bilgi vereceğini, gerekirse yasa değişikliğine gidileceğini söyledi.
Eski Çevre Bakanı Osman Pepe'ye göreyse, var olan Maden Yasası'yla Kaz Dağları'nın kurtulması zor. Maden Yasası'nda 'maden arama' (bir bölgede maden varlığını tespit etmek için) yapılan sondaj ve kazılarda çevresel etki değerlendirme (ÇED) Raporu hazırlanması istenmiyor. ÇED, ancak madene işletme ruhsatı verileceği zaman gündeme geliyor. Ama Pepe, firmaların zaten ellerindeki maden arama ruhsatıyla rezevin yüzde 10'unu çıkarabileceğini söylüyor.
'Orası milli park değil'
Çevre Bakanı Veysel Eroğlu, dün Meclis'te gazetecilerin Kaz Dağları'yla ilgili sorularını yanıtladı. Eroğlu, Maden Kanunu'na göre Kaz Dağları'nda altın arama için Çevre Bakanlığı'ndan ön izin alınmasının gerekip gerekmediğine ilişkin bir soru üzerine, 'Kaz Dağları milli park statüsünde olmadığı için' ön iznin aranmadığını açıkladı.
Madenlerin değerlendirilmesi gerektiğini, ancak maden alındıktan sonra toprağın kapatılarak ağaçlandırılması gerektiğini anlatan Eroğlu, şöyle konuştu:
"Neticede yeraltındaki madeni alıp üzerini örtüp ağaçlandırarak kullanmak ülke ekonomisi açısından faydalı ama bazen çevre tahribatı büyük oluyor. Bu takdirde ne kazanıyor, ne kaybediyoruz ona bakmak gerekiyor. Bu konuda biz hassasız. Müsteşarıma talimat verdim. Bir ekip gidecek bölgede inceleme yapacak. Gereğini, buradan gelecek bilgilerle yapacağız. Herhangi bir düzensizlik, çevre tahribatı varsa, kanunun başka maddelerine göre gerekli işlem yapılacak."
Eski Çevre Bakanı Osman Pepe'ye göre Türkiye'de maden arama aşamasında yaşanacak birkaç aksaklığın ötesinde, Maden Kanunu ile ilgili sorun var.
Şile'ye bak anla...
Osman Pepe, kendi bakanlığı döneminde Enerji Bakanlığı ve Maden İşleri Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanarak yasalaşan Maden Kanunu'ndaki sorunları şöyle anlattı:
"Yasaya göre Maden İşleri Genel Müdürlüğü'ne başvuru yapılıyor ve koordinatlarını verilen bölgede arama ruhsatı alınıyor. Sadece bu arama ruhsatıyla firma çevre etki değerlendirmesi gibi ikinci bir işleme gerek duymadan rezervin yüzde 10'una kadar işletebiliyor. Bu oran çok yüksek. Bölge ormanlık bir araziyse Çevre Bakanlığı'na başvuruluyor.
Enerji ve Çevre bakanlıkları arasında koordinasyon olmalı. Maden aranması gerekir, ülkenin işe, aşa ihtiyaç var ancak bunları yaparken koruma ve kullanma dengesinin gözetilmesi lazım. Metruk vaziyette kalan maden aranmış yerler var. Şile'de rehabilite edilmeden terk edilen alanlar olduğunu biliyorum."
Madenciler de şikâyetçi
Altın Madencileri Derneği Genel Koordinatörü maden mühendisi Dr. Muhterem Köse'ye göreyse yasayla maden açmak kolaylaşmadı, zorlaştı:
"İzin konusunda çokbaşlılık var. Bir maden için Maden İşleri ve Orman Genel müdürlüklerinden izin alınıyor. ÇED konusunda olumlu sonuç alındıktan sonra belediyeden izin alınıyor. Eletrik, su, için ayrı izin alınıyor. Banka teminatı veriliyor."
Hani bunun ilk sahibi?
Maden Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Başkanı ve İTÜ Maden Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Ekrem Yüce de yasanın 'madencilik' açısından olumlu olduğunu ancak denetimsizliğin sorunlara yol açtığını savundu:
"ÇED sürecinde firmalar işletme projelerini sunar. Burada rehabilite konusunda neler yapılacağı açıkça belirtilir. Arama aşamasında kesilen ağaçların bedelleri 'peşin olarak' bakanlığa ödenir. Kesilen ağacın yerine hangi bölgenin ne kadar ağaçlandırılacağı bellidir. Asıl sorun sürecin denetlenmesinde. Arama ve işletme ruhsatları ikinci, üçüncü kişilere devredilebilir. En son kimin üzerinde görünüyorsa maden ocağı sonrası tüm rehabilite işlemlerinden o sorumludur. Maden metruk halde bırakılıyorsa bu denetim eksikliğindendir."