Kent mücadelesi artık her parkta

Kent mücadelesi artık her parkta
Kent mücadelesi artık her parkta

Gezi de oluşturulan kent bostanı, 3 haftada parka gelen onbinlerce kişiye başka türlü bir gıda nın mümkün olduğunu gösterdi.

Haber: ELİF İNCE - elif.ince@radikal.com.tr / Arşivi

Gezi Parkı ’nı kurtarmak için kasımdan beri her hafta Taksim Meydanı’nda ellerinde megafonlarla projeyi anlatmış, yağmur altında imza toplamışlardı. Aktivistler bazen iki bazen üç kişi kalsalar da meydandaki metro çıkışından başından beri ayrılmadılar, ‘’Kent üzerinde hepimizin söz hakkı var, bu park ve meydan kamusal alanımız’’ dediler. Cumhuriyet’in ilk yıllarından beri siyasilerin güç gösterilerine alet ettiği bu önemli meydana dair artık halk söz sahibi olsun istediler.
Emek Sineması eyleminde polis tarafından fena halde gazlanan aktivistlerin ilk çadırları kuranlardan olması da rastlantı değildi; parka ilk gün asılan afişte ‘Mahalleme, meydanıma, evime dokunma’ yazılı olması da... Onlara göre Gezi Parkı’nda olanlar Tarlabaşı’ndan, Okmeydanı’ndan, hatta HES’lerden, kıyıların yapılaşmaya açılmasından ayrılamazdı.
Peki, Gezi Parkı’yla başlayan eylemlilik halleri, kent hakkı mücadelesini yaygınlaştırmayı, derinleştirmeyi başardı mı? Şimdilik ilk izlenimleri paylaşmak mümkün...

Hâlâ halka soran yok

Kimselere sorulmadan yapılması kararlaştırılan Topçu Kışlası’nın şimdilik ‘askıda’ olduğu söylense de Gezi Parkı günlerce halka kapatıldı, polis çemberine alınıp içine güller, manolyalar ekildi. Diğer yandan direnişçilerin haftalarca emek verdiği bostan da kütüphane de darmadağın edildi. Hafta başında, parka ilk kepçelerin girdiği yerde kalan birkaç ağacın etrafına beton döküldü. Dün ise parkın Cumhuriyet Caddesi tarafında kalan dükkânlar kepçelerle yıkıldı. Yani Kadir Topbaş’ın “Otobüsü bile halka soracağız” iddiasına rağmen artık sembolleşen bu parka dair kararlar hâlâ halka sorulmadan alınıyor.
Makro ölçekte de durum farklı değil: Gezi direnişi sırasında 3. köprü için başlayan ağaç kesimi hızlandırıldı, aynı Emek Sineması gibi kamuya ait tescilli bir bina olan İnönü Stadı’nın yıkımına başlandı, Haydarpaşa’da banliyö seferleri durduruldu, Haliç’te dünyanın yaşayan en eski ikinci tersanesinin yerine turistik tesis/AVM yapılacağı planları anonslandı. Birbiri ardına ‘riskli alan’ ilan edilen mahallelerin, yargı kararlarını umursamadan yükselen gökdelenlerin, ‘kanal projesi’ gibi devasa dönüşüm projelerinin kaderiyse muamma...
Kent vurgusu mahalle forumlarında yeniden -hem de yerelden- ortaya çıktı. Forumlarda hem direnişin geleceği hem de her mahallenin sorunları ele alındı. Kentte yaşayanların karar mekanizmalarına katılma hakkını tanımlayan ‘kent hakkı’ kavramı yaygınlaştı. ‘AVM’ler yerine mahalle esnafından alışveriş yapalım’ diyenlerin sayısı çoğaldı. Hemzemin Forum Postası’na göre Ankara 100. Yıl forumunda ‘dönüşüm ve yeni yol projelerinin semtte yaratacağı tahribat’, ağaçlar kesilerek yapılacak bir AVM projesi ele alınmıştı. Kızılay Çaldıran’da mahalleler arası iletişim ağı oluşturmak için her semtten temsilcilere çağrı yapılmış, Kadıköy Yoğurtçu forumundaysa hareketin mahalle ve semt meclislerine dönüşmesi tartışılmıştı. Kent aktivistleri için bu forumlar belki de Gezi Parkı işgalinden daha büyük bir umut kaynağı oldu...