Kılıç'tan yeni anayasa uyarıları

Kılıç'tan yeni anayasa uyarıları
Kılıç'tan yeni anayasa uyarıları
Yeni anayasa konferansında konuşan Anayasa Mahkemesi Başkanı Kılıç, "Darbelerin parmak izlerini mahkeme kararlarında da görebilirsiniz" dedi.

Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, Erciyes Üniversitesi ile Kayseri Barosu’nun İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Konferans Salonu’nda düzenlediği ‘Yeni Anayasa Sempozyumu’ nda konuştu. Yeni anayasa süreci ile ilgili uyarılarda bulunan Kılıç, yargı ve Anayasa Mahkemesi’nin geçmişteki kararlarını eleştirdi. Kılıç, “Yakın tarihimize baktığımızda darbelerin parmak izlerini sadece anayasalarda değil, mahkeme kararlarında da görebilirsiniz” dedi.
Haşim Kılıç şunları dile getirdi:
TRAVMA BÜYÜRSE BEDELİNİ SİYASET ÖDER
“Milletimiz, kendi hür iradesiyle seçtiği temsilcilerinin hazırlayacağı bir anayasa yapmanın onurunu yaşamak istiyor. 90 yıldır yapamadığı ve bu nedenle sosyolojik bir travma geçirdiği, bu sürecin yarattığı psikolojik eşik mutlaka aşılması gereken bir engel olarak görülüyor. Bu eşiği geçebilmek ve bu heyecanın karşılıksız kalması, Cumhuriyetimizle aynı yaşta olduğunu belirttiğim yaşanan travmayı daha da büyütecek, bedelini ise siyaset kurumları ödemek zorunda kalacaktır. Türkiye ’de yeni bir anayasa ancak darbe yoluyla yapılabilir biçimindeki akla ziyan bir düşüncenin ortadan kalkması halkın belirtilen eşikten geçmesine bağlıdır” diye konuştu.
DAYATMA İLE YOL ALINMAZ
TBMM’yi oluşturan ve milletin hür iradesiyle seçilmiş milletvekillerinin kurucu meclis fonksiyonuna sahiptir. Meclis, bu fonksiyonu yerine getirirken, meşruiyet zeminini kaybetmemesi gerekir. Toplumun bir kesiminin dışarıda bırakılarak hazırlanan anayasaların öncekiler gibi başarı şansı yoktur. Bu noktada TBMM’de 4 partinin uzlaşmaya çalışması büyük şanstır. Herkesin isteklerinin anayasada yer alması gibi bir ütopyanın gerçeklerle örtüşmeyeceği de açıktır. Her kesimin kendi doğrularının kılına bile dokunulmaz kutsallara dönüştürülmesiyle ortaya çıkacak dayatmalar, diyaloğu ve müzakere şartlarını ortadan kaldırır. Barış için gerekli olan iklimi oluşturmadan, güce dayalı yapılacak anayasal düzenlemeler ‘Ben yaptım oldu’ anayasası olur. Bu yaklaşım, toplum barışının en büyük tehdidi olmanın yanı sıra, sorunları büyütmekten başkaca sonuç doğuramaz.
BU ATEŞ HERKESİ YAKAR
Gerginliğin, terörün son bulması konusunda her bireyin, toplumun ya da tüm siyaset kurumlarının yapabileceği bir katkı var. Bu olumsuz iklimde herkes şikâyetçi görünüyor ama, çözümü için kimse öneride bulunmuyor. Elini taşın altına sokanlar ise ihanetle suçlanıyor. Bu uğurda can verenlerin ana yüreklerinde bıraktığı ateş, bütün toplumu yakmaya yetecek güçtedir. Bu ateş sönmelidir. Zira, kendi saadetini başkalarının felaketi üzerine kuranlar en çirkin zulmün uygulayıcısı olur.
LAİKLİK KEYFİ UYGULANDI
Laiklik kavramının evrensel anlayıştan koparılarak keyfi ve ideolojik yorumlara açık hale getirilmesi, mağdur ve mazlum bir kitlenin doğmasına yol açmıştır. Devletin tüm inançlar karşısında eşit uzaklıkta durmasını öngören laiklik anlayışı, bizdeki uygulamayla ayrışmaya ve çatışmaya ivme kazandıran bir fonksiyon üstlenmiştir. Devlete ait olan bir kavramla, birey ahlakını laikleştirmeyi ve dinsel duygularını kalplerine kilitleyerek hayatına etkili olmasına engel olmaya çalıştık. Başarısız olan bu uygulama kalp ve gönüllerde ayrılık dışında hiçbir kazanım sağlamadı.
CİDDİ HAK İHLALLERİ OLDU
Terör kavramının da muğlak ve belirsiz olması, uygulayıcıların farklı ve isabetsiz yorumlarının ortaya çıkmasına yol açtı. Neticede ciddi hak ihlalleri toplumsal sorunların çözümünü çıkmaza sokmuştur. Özgürlüklerle ilgili sorun, daha çok yasama organının ya da idarenin takdir alanındaki yetkilerini özgürlükler aleyhine kullanmasından ve bunu denetleyen Anayasa Mahkemesi’nin özgürlükleri genişletici yorum tekniğinin kullanılmamasından kaynaklanmaktadır. Ne yazık ki halk ihlali nedeniyle sanığı devlet olan bir davayı çözecek makamda devletin mensubu olan yargıçlarımız bulunmaktadır. Bu sakıncayı giderecek olan önerim; Anayasa Mahkemesi’nin tüm üyelerinin Almanya’da olduğu gibi parlamento tarafından seçilmesi meşruiyet sorununu giderir. Anayasalarda yorum hakkına sahip olanlar maddelerdeki soyut ifadeleri toplumsal gelişmelere bağlı olarak sürekli yenilerse, sıklıkla anayasa değişikliği yapma ihtiyacı da ortadan kalkar. Ama bu sistem ülkemizde tersinden çalışmış, anayasayı yorumlamakla görevli olanların sorun çözme yerine sorun üreten merkez haline gelmesi anayasamızı sürekli değiştirme ihtiyacını doğurmuştur.
DARBENİN İZLERİ MAHKEME KARARLARINDA
Yakın tarihimize baktığımızda darbelerin parmak izlerini sadece anayasalarda değil, mahkeme kararlarında da görebilirsiniz. Bu gerçek, kamu gücünün ele geçirilmesi gereken bir silah olduğunu kimilerinin akıllarına sokmuştur. Yasa, vesayetçi elitlerin, kendi hayat tarzlarını güvenceye almak için hak ve özgürlüklerini halkın bir bölümünden kaçırmalarına sebep olmuştur. Aktörler değişmiş olsa bile bugün bu yanlış uygulamaya tersinden devam edenler varsa, onların da sonu aynı olacaktır. Kim olursa olsun başkalarının felaketi üzerine kendi saadetlerini kuranları savunmak ne ahlaki ne de insanidir. Son sözüm şudur: Eğer yaşadığınız bir özgürlük acınız varsa, bunu saklayınız. Bir gün özgürlük dağıtan güce sahip olursanız, sakladığınız acıları hatırlayarak zulme engel olursunuz. Zira insan haklarını sadece insan olanlar savunabilir.