scorecardresearch.com

Kim bu polisi yöneten Kozanlı Ömer?

Kim bu polisi yöneten Kozanlı Ömer?

Hanefi Avcı.

Hanefi Avcı kitap yazıp Gülen cemaatinin emniyet içinde örgütlendiğini ve bu örgütü Kozanlı Ömer kod adlı sivil bir kişinin yönettiğini öne sürdü. Avcı 'cemaatçi polislerin' Kozanlı Ömer'i Fethullah Gülen'e şikâyet ettiği bir nota kitabında yer verdi. Avcı hakkında anında soruşturma başlatıldı

İSMAİL SAYMAZ/TOLGA AKINER

İSTANBUL / ANKARA - Eski Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanı ve Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı bir kitap yazarak Fethullah Gülen cemaatinin birçok kurumda olduğu gibi, emniyette de ‘İttihat ve Terakki’ benzeri bir örgütlenmeye sahip olduğunu öne sürüyor. Bizzat emniyet içerisinde İstihbarat ve KOM şubelerinde yaygın bir örgütlenme bulunduğunu, bu örgütü ‘Kozanlı Ömer’ kod isimli Osman Hilmi Özdil adlı bir sivilin yönettiğini iddia ediyor. Avcı, bu savına, emniyet içerisindeki Fethullahçı bir grup polis tarafından ‘Kozanlı Ömer’i şikâyet etmek için Fethullah Gülen’e yazıldığı iddia edilen bir notu kaynak gösteriyor.              
Hanefi Avcı, dün piyasaya çıkan ‘Haliç’te Yaşayan Simonlar / Dün Devlet Bugün Cemaat’ adıyla yayımlanan kitabında Gülen cemaatinin MİT, ordu, emniyet, yargı, maliye, basın ve siyasette örgütlü olduğunu iddia etti. Emniyetteki örgütlenmenin özellikle İstihbarat ile KOM şubelerinde hayli yaygın olduğunu kaydeden Avcı, şunları söylüyor:

‘Talimat, cemaatten’
“Her kritik birimde cemaatin irtibatı ve sorumlusu yer almış, İstihbarat ve KOM ve diğer birimlerin bilgi işlem birimleri büyük oranda cemaatten oluşmuştur. Emniyete ait tüm arşiv ve bilgiler cemaat arşivine taşınmıştır. İstihbarat ve KOM’da teknik ve amir kadro büyük oranda cemaat elemanı konumunda veya cemaatten gelen talimata uymaktadır.”

İlk delil, 2002’de
Avcı’nın, emniyetteki örgütlenmeye ilişkin ilk gösterdiği örnek, 4 Ağustos 2002’de Elazığ Sivrice’de bir camide unutulan çantadan çıkan dokümanlar...
Avcı’nın savına göre, çantanın sahibi, Ahmet Şahinalp ismindeki maden mühendisiydi. Mühendis olmasına rağmen özel eğitim kurumunda öğretmenlik yapan Şahinalp, çantadan çıkan dokümanlara bakılırsa, Elazığ, Bingöl, Tunceli ve Malatya gibi kentlerdeki emniyet örgütlenmesinin yöneticisiydi. Çantadan  bölgedeki polislerin, isim, adres ve telefonları, temas kurulacak kişiler,  bazı polis amiri ve müdürlerinin tayin yerleri ve özel durumları hakkında notlar çıktı. 

İmamlar her yerde
Avcı, cemaatin her kurumu ‘imam’ adını verdiği bir kişi eliyle yönettiğini ifade ederken, “Öğrendiğim kadarıyla MİT, ordu, yargı ve milletvekilleri içerisinde imam konumunda kişiler bulunmaktadır” diyor. Ve cemaatin emniyetteki imamının da ‘Kozanlı Ömer’ kod adlı Osman Hilmi Özdil olduğunu açıklıyor.

Polislerin şikâyeti
Sivil bir kişi olan Özdil’in, ya da kod adıyla ‘Kozanlı Ömer’in, dolayısıyla emniyetteki cemaat yapılanmasının varlığına ilişkin ikinci bir kanıt olarak, kendi deyimiyle ‘Çok yeni ve güncel’ bir belgeye yer veriyor. Belgenin, emniyet içerisinde Kozanlı Ömer’den rahatsızlık duyan Fethullahçı polisler tarafından, Fethullah Gülen’e verilmek üzere kaleme alındığını iddia ediyor. Özdil, bu belgede, ‘Ömer bey’ diye anılıyor. Bu not kitapta şu şekilde yer alıyor:

‘Cemaatin teşkilat sorumlusu’
* MİT ve askeri istihbarat Ömer beyi gerçek adıyla bilmekte, takip etmektedir. Emniyette görev yapan üst düzey yetkililerden Emin Aslan, Sabri uzun, Hanefi Avcı, Hüseyin Özalp gibi devletin önemli merkezleriyle irtibatlı kişiler de Ömer beyin teşkilat sorumlusu olduğunu bilmektedirler.

Başbakan’ın yakınında
* Başbakan’ın çok yakınında bulunan M.A. tarafından da Ömer bey teşkilatın imamı olarak bilinmektedir.
* Masrafları Başbakanlık örtülü ödeneğinden karşılanan ve İçişleri Bakanlığı Sivil Toplum Kuruluşlarını Destekleme Derneği’nin il temsilcileri ve merkez koordinatörleri Ömer Beyin emniyet teşkilatına bakan ekibi tarafından oluşmaktadır. Teşkilat mensuplarıyla yapılan ikili görüşmeler zaman zaman bu dernek merkezinde yapılmaktadır. Teşkilatla ilgilenen sivillerin bir kısmı ve eşleri Samanyolu Koleji, Turgut Özal Derneği, Maltepe Dersanaleri ve özel okullarımızda görev yapmaktadır. Arkadaşlarımızdan sorumlu siviller bürokraside ve değişik birimlerde istihdam edilmektedir.

Tedbirsizler 
* Görevli sivil şahısların resmi arkadaşları tanımaları, lojmanlara ve işyerlerine gelerek görüşme yapmaları, cenazelere katılmaları, toplu yerlerde özel teveccühe mazhar olmaları neticesinde fiziki ve teknik takip ile deşifre olmuşlardır... Bir taraftan, ‘Aman evinizde bir kitap, bir cd, bir Kuran ve bir cevşen olsun, dersler 4 kişiyi geçmesin’ diye tahşidat yapılırken, diğer yanda ağabeylerin tedbire aykırı davranışları soru işaretleri oluşturmaktadır.
* Resmi arkadaşlardan alınan operasyon bilgileri doğrudan bilgi notu formatında hizmetle irtibatlı yerlerde yayınlatılmaktadır.  İl Emniyet Müdürü’nün bilgisi olmadan aktif haber isimli internet sitesinde gizli konuların yayımlanması nedeniyle arkadaşlarımızı ve hizmet hedef haline getirilmiştir.

ABD’yi ziyaret 
*  Ömer bey ve ekibinin büyük çoğunluğunda Kuranı Kerim, Sünnet ve eserlere ilişkin müktesebat resmi arkadaşlarımızı tatmin etmekten uzaktır. Ekibin zaman zaman ABD’ye Büyüğümüzü ziyaret dışında bir beslenme mekanizması bulunmamaktadır. 

Himmetler ne oluyor?
* Resmi arkadaşların maaşlarıdan toplanan himmetlerin kullanımında gerekli özen gösterilmemektedir.
* Arkadaşlarımız kaba davranışları kabullenmeme istikametinde bir tavır sergilediklerinde pervasızca; ‘Biz sizin daire başkanlarınızı bile fırçalıyoruz, niye alınıyorsunuz’ demektedirler.
Ömer beyin bir olaya kızıp kontrolden çıktığında, ‘İmam benim, her türlü tasarrufta bulunurum, Hocaefendiye sormak zorunda da değilim’ deme cüretkârlığında bulunabilmektedir.

Herkes hizmete düşman oldu
* Şu anda  bizim dışımızdaki her kesim hizmete düşman konumuna gelmiştir. 
* Hizmetteki büyük ağabeylerimiz ile çeşitli kurumlardaki arkadaşlarımızın telefonları Ömer beyin talimatı ile dinlenmiştir.         

‘İhbar ediyorum, İstihbarat Dairesi’nde cemaatin suç aletleri var’
Hanefi Avcı’nın kitabında yer alan Fethullah Gülen cemaatine yönelik bazı iddialar şöyle:
BENİ DE DİNLEDİLER: İçişleri Bakanı Beşir Atalay’dan randevu aldım. İstihbarat Dairesi’nin kanunsuz dinleme yaptığını hatta yalnızca beni değil birçok kişiyi dinlediğini, özellikle emniyet ve İçişleri Bakanlığı yöneticilerini isim vererek dinlediklerini söyledim.
BAŞBAKAN HAREKETE GEÇMEDİ: Başbakan’ın Başdanışmanı’na olayı anlattım. Cemaatin nerelere kadar sızdığını, ülkenin güvenliğini ve insanların özgürlüklerinin tehlikede olduğunu anlatmaya çalıştım. Zaman geçmesine rağmen hareket görmeyince bu kitabın bir an önce yazılması gerektiğine inanıp yazmaya karar verdim.
KİM YÖNETİYOR?: Manzara korkunç; devlet adamları devleti yönetmiyor, Emniyet Genel Müdürü ve İçişleri Bakanı haklı olduğunu bildiği kişiyi, doğruluğundan emin olduğu davayı savunamıyor. 
EMNİYET’TE CEMAATİN SUÇ ALETLERİ VAR: Şimdi açıkça adres veriyorum, hukuksuz dinleme ve izlemeler var, bunları dilekçemde belirttim. İstihbarat Dairesi’nde cemaatin özel cihazları, elde ettikleri her türlü kanunsuz dinleme materyalleri mevcut, buralar neden aranmaz? Kozmik odanın aranmasında kimliği belli olmayan bir ihbarcı vardı, burada açıkça ihbar ediyorum. İstihbarat Daire Başkanlığı’nda arama yapılsa, demirbaşa kayıtlı olmayan cemaatin kendine ait özel dinleme ve izleme aletleri bulunacağından hiç tereddüdüm yoktur.
BAYKAL’IN KASETİ: Baykal’ın gizli kamerayla çekilen görüntülerini içeren kaset olayını kim yaptı, niçin yaptı? Baykal başbakan adaylarından biriydi. Baykal başbakan olsaydı ve ülke için kritik karar arifesinde birileri çıkıp elimizde bu görüntüler var, eğer şöyle davranmazsanız bunları kamuoyuyla paylaşacağız deseydi durum ne olurdu? Acaba kaç bakan, kaç genel müdür, kaç komutan veya onların eşleri ve çocukları hakkında da bu veya benzeri görüntüler mevcuttur? Bu olayın ilk benzeri Ankara DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel’e yönelik hazırlanmıştı, bugün bu olayı cemaatin yaptığından en ufak şüphem yok.
DEVLET ELE GEÇİRİLMİŞ: Devlet bir örgütün elemanlarınca ele geçirilmiş. Olay bir örgütün, cemaatin devlet içerisindeki elemanları vasıtasıyla yürüttüğü örgütsel bir faaliyettir, karşımızdaki kişiler polis, hâkim ve savcı değil, örgütün-cemaatin elemanlarıdır.
ERGENEKON’UN VARLIĞI ŞÜPHELİ: Ergenekon’un varlığı konusunda yazılı belge, örgütsel faaliyet sayılabilecek bazı ilişkiler varsa da eylemleri konusunda hiçbir ciddi emare yoktur.
DANIŞTAY’A DELİL YOKTU: Polisin istihbarat birimlerindeki Ergenekon’u ortaya çıkarma çabasına tüm vahim olayları Ergenekon’a bağlama şeklindeki cemaatten gelme anlayış eklenince bir anda Danıştay olayı ciddi hiçbir delile dayanmadan Ergenekon’a bağlandı.
İLK OPERASYON: Adli işlemlerde ilk anormallik Van Rektörü Yücel Aşkın hakkındaki dava ve Şemdinli iddianamesi ile başladı ama o an pek fark edilmedi.

‘Emniyet Müdürleri cemaat kurbanı’
Hanefi Avcı kitabında son dönemde görevden alınan emniyetteki üst düzey isimlerin cemaatin kurbanı olduğunu öne sürüyor.
SABRİ UZUN’U CEMAAT TASFİYE ETTİ: Onun her isteneni yapmayacak, istendiği gibi iş yaptırılamayacak biri olduğunu anlaşan cemaat değişmesini istemiş, adına sahte raporlar düzenlenip hakkında asılsız ihbar mektuplarıyla yapratılmak istenmiş, astları tarafından takip edilerek eldre edilen bilgiler farklı yerlere servis edilmişti. 
DANIŞTAY-ERGENEKON BAĞI YOK: Danıştay olayında faillerin Ergenekon’la ilişkilendirilmesini Ahmet ve Şammaz (Demirtaş) yani İstanbul İstihbarat Şubesi desteklememiştir. Bunun yanlış olduğunu, eldeki delillerle böyle bir bağlantının kurulamayacağını, aksine Alparslan Arslan’ın eylemden önce ve sonra Şeyh Salih Kunter ile irtibat kurduğunu savunmuşlardır.
EMİN ASLAN KOMPLO KURBANI: Emin Bey’e (bir uyuşturucu kaçakçısı ile ilişkisi olduğu için yargılanan eski Emniyet Genel Müdür Yardımcısı)  komplo kuruldu. Emin beye yönelik dosya Emniyet’te oluşturulurken, daha sonra dosyaya bakacak olan Savcı Mehmet Berk’in bilgi sahibi olması sağlandı. Dosyanın Savcı Berk’e düşmesi sağlandı.
MUSTAFA GÜLCÜ CEMAATE TAVIR ALMIŞTI: (Gülcü) teşkilat içerisindeki cemaatçi yapıya karşıydı ve çok şiddetli biçimde buna tavır alıyordu. Fakat aynı zamanda hükümetin de iyi adamıydı. Neden silinmesine göz yumuldu. Gülcü Ergenekon operasyonları dolayısıyla mahkemenin sorduğu soruya, istenenin aksine, bu örgütün kayıtlarda olmadığını yazmıştı.

Avcı: Bütün yazdıklarım belgeli 
İçişleri Bakanlığı, Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı hakkında ‘devlet memuru olmasına karşın izin almadan kitap yazdığı’ gerekçesiyle inceleme başlattı. Avcı “Yazdıklarımızın hepsi ya belgeli ve yaşanmış olaylar” dedi.
Kitaba ilişkin dün basında çıkan haberler üzerine İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın talimatı üzerine incelemeyi yapmak üzere iki mülkiye başmüfettişi ile bir polis başmüfettişi görevlendirildi. İncelemenin Avcı’nın devlet memuru olmasından dolayı ‘izin almaksızın kitap yazmış ve yayınlamış olmasından dolayı’ 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na muhalefetten başlatıldığı öğrenildi. Müfettişler inceleme sonucunda, Avcı’nın sözkonusu yasaya muhalefetini sabit görürse, İçişleri Bakanı’nın onayı ile inceleme soruşturmaya dönüşecek, soruşturma sonucunda hazırlanacak rapor Avcı’nın aleyhine çıkarsa açığa alınacak, ardından da yargılanacak. 

‘Bekliyordum’
Avcı bu konuda sorulara dün “Soruşturma açılabileceğini tahmin ediyordum, bunu bekliyordum” yanıtını verdi. Avcı, kitapta yazdıklarının çoğunun birebir yaşadığını ve belgelere dayandığını söyledi. Avcı, “Hesap veremeyeceğim bir şey yok. Belge olmadan söylediğim bir şey de yok. Hepsi belgeli, yaşanmış olaylar. Kitabın yayımlanmasından sonra başıma değişik şeylerin gelebileceğini tahmin edebiliyorum” dedi.

Hanefi Avcı kimdir? 
Dün piyasaya çıkan ‘’Haliç’te Yaşayan Simonlar / Dün Devlet Bugün Cemaat’ kitabıyla gündeme gelen Hanefi Avcı Susurluk dönemindeki sözleriyle çeteyi deşifre edenlerin başında geliyordu. Açığa alındı, tutuklandı ama görevine geri döndü.
Hanefi Avcı Kahramanmaraş’ta 1956’da doğdu. Ankara Polis Koleji’nden sonra Polis Enstitüsü’nü ve 1980 yılında da Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Başkomiser olduğu 1983’te ünlü altın kaçakçılığı dosyasını ortaya çıkardı.
Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkan Yardımcısı’yken Susurluk Komisyonu’na verdiği ifadelerle dikkat çekti.
Susurluk komisyonun’da birçok siyasetçi, mafya babası, devlet görevlisinin adını zikreden Hanefi Avcı, bu beyanlarından ötürü suçlandı.
Hanefi Avcı, 1997’de Genelkurmay’ı dinleme skandalına adı karıştığı gerekçesiyle başka göreve atandı, daha sonra açığa alındı.
Avcı, açılan bir davada MİT Müsteşarlığı’nın telefonlarını deşifre ettiği gerekçesiyle yargılanıp tutuklandı. Kısa bir süre sonra serbest bırakılan Hanefi Avcı, emniyetteki görevine mahkeme kararıyla geri döndü.
Avcı, 2003 yılında Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı’nda bulundu. 2005’te geçici olarak Edirne İl Emniyet Müdürlüğü’ne atandı. 

Kapıkule operasyonu
2006’da asaleten Edirne İl Emniyet Müdürü olarak göreve başladı. Kapıkule Gümrük Kapısı’nda çok sayıda memurun katıldığı yolsuzluk ve rüşvet operasyonuna imza attı. Hanefi Avcı son olarak Haziran 2009’da Eskişehir İl Emniyet Müdürlüğü’ne atandı. Ve burada görev yapmaya devam ediyor.


http://www.radikal.com.tr/1014794101479468

YORUMLAR
(68 Yorum Yapıldı)
Tüm Yorumları Gör

Kitabin son notu - akiba

"Kitabın ikinici bölümü boyunca ortaya koyduğum, bilgi, belge ve değerlendirmeler ışığında son söz olarak şunu ifade etmek istiyorum. Burada yazılmayan cemaatin yönetici imamları hakkındaki gizli bilgileri Ankara ve İstanbul Cumhuriyer Başsavcılarına ve bazı başka makamlara yazılı şikayet/ihbar dilekçesi olarak vereceğim. Herhangi bir tahkikat yapılabileceğine ihtimal vermiyorum zira böyle bir durumda Polis, Jandarma ve MİT içerisindeki örgütlü yapı anında haber alacak, soruşturmaya mani olacaktır. Zaten savcılar da yapacakları her işlemin engelleneceği, hatta araştırma için yazdıkları yazının muhatabı olacak bazı görevlilerin aslında cemaat mensubu olduğu kaygısını taşıyacaklardır. Tıpkı bu kitabı yazmaktaki amacımıda olduğu gibi dilekçe vermekte ısrar etmemin sebebi, ülkeme karşı sorumluluğumu yerine getirmiş olma duygusundan başka bir şey değildir." Hanefi Avcı Bir insanın varlığını iddia ettiği bir cemaati tek başına karşısına almaya cesaret etmesinin ne gibi bir sebebi olabilir? Durduk yere bunu niye yapsın? Maksat birilerini kötülemekse elindeki imkanları kullanmak yerine kitap neden yazsın? Bana göre bu kitap doğruları ortaya koymak dışında bir amaç gütmüyor.

TARIKCAN - Nejmettin

Değerli yorumcu sahsıma yöneltmiş olduğunuz soruya cavaben şunu söylemek istedim.Herkesin kitap yazma hakkı vardır,ama bir EMNİYET MÜDÜRÜ görevi başındayken görevini yerine getirmek durumunda, aksi halde görev ihmali yapmış olur buda suçtur.Görevini yapmak demek elindeki bilgi ve belgeyi suç olduğunu düşünüyorsa Cumhuriyet savcılarına suç duyurusunda bulunmak ve takipçisi olmak.İlgili sahsın susurluğun ortaya çıkarılmasında rol sahibi olduğu idda edilirken,susurluk örgütün sağ blokunu oluşturmaktaydı bunun deşifre edilmesinde rol sahibi olan birisi,aynı örgütün sol ayağını oluşturanların deşifre olmuş kısımlarını örtmeye çalışması manidardır.Susurlukta cesürca ortaya çıkan bazı solcular ne hikmetse örgütün sol kanadına gelince evelemeye gevelemeye başladılar.Ozaman aydınlık mumları yakanlar,bu zamanda gün ışığına çıkmış olayları görmemezlikten gelmeye çalışıyorlar.Bunlar etik davranışlar değiller.Demokrasinin önünde engeller teşkil edecek hayatın olağan akışına çeşitli hukuk dışı mudahaleler hepizin başını ağırtacaktır,bugun bizi yarın sizi.Bu yüzden,bir olalım,iri olalım,diri olalım.

belgesiz bir anlam ifade etmez... - aseke

Bugun Hurriyet'ten Ahmet Hakan'in da yazdigi gibi kitap ne yeni bir sey soyluyor ne de yeni belgeler koyuyor ortaya. Bu soylenenler yillardir bir kesimin soyledigi seyler. Yalandir demiyorum ama ciddi bir ses getirmesini ve benim gibi konu hakkinda kesin yargilara sahip olmayan insanlarin inanmasini bekliyorsaniz askere karsi ortaya dokulen ses kayitlari gibi, heron goruntuleri gibi, imzali belgeler gibi carpici deliller ortaya konmasi lazim yoksa soylentilere yeni bir kac soylenti daha eklenmis olur, zaten konu hakkinda kesin kanaat sahibi kesimler kanaatlerini biraz daha pekistirir o kadar...

80 darbesinden daha beterler! - 21842184

Devletin tüm kurumlarını ele geçirdiler,özel sektörde bu cemaate bağlı değilseniz ayakta duramıyorsunuz,Türki cumhuriyetlerde ve Afrika'daki müslüman ülkelerde kol geziyorlar.Mit,yargı,ordu,emniyet...vs. daha ne olacak ki?80 darbesinden ne farkı var bunun?Belki de daha beteri, bu adamların derdi şeriat ve kafatsçılığı.Ama işin en vahim kısmı bu adamların karşısında duracak hiç bir kuruluş yada örgütün olmamasıdır.Halk karşı çıkmalı diye düşünebiliriz ama halk da hayatta kalma derdine düşerek bunlara kafa yoracak zamana ve bilgiye hakim değil.Geleceğimiz için büyük bir hayal kırıklığı yaşıyorum.

sanki bilmeyenmi var - zako44

bu cemaatle akepenin kolkola çalıştığını bilmeyenmi var sanki. ama asıl bomba patladı seyredin şimdi birbirlerini idare eden bu ikisi birbirlerini kambur hissetemeye başladığında asıl savaş başlayacak bence.akepe hanefi avcı nın idaalarını kullanaıp cemaatin daha fazla sivrilmesini engelleyebilir yada cemaat akepenin miyadını doldurduğunu düşünürse referandumda ters köşe yapabilir bekleyip görecez mevlam neylerse güzel eyler. ayrıca herkesin ramazanı mübarek olsun yorumculardan ricam bir grubu eleştirirken kullandığınız cümlelere dikkat edin ve bu ülkede yaşayan samimi müslümanlarında olduğunu unutmayıp bir provakatör durumuna düşmeyin lütfen.

ÖNEMLİ BİR YAZI - yine direnç

Aktaracaklarım kulaktan dolma bir söylenti ya da tevatür değil, kesin bilgidir! Tayyip Erdoğan?ın titizlikle yaptırdığı üç ayrı ankette de evetlerin hiç biri yüzde 45?e ulaşamadı! En yüksek oranı Metropol verebildi ve o oran da yüzde 43! En önemlisi yapılan bütün araştırmalarda Kemal Kılıçdaroğlu kişisel olarak Tayyip Erdoğan?ı geride bıraktı! Başbakan bunun üzerine taarruz düğmesine basarak bütün kampanyayı Kılıçdaroğlu?nu hedef alan bir çizgiye oturttu! Boy-soy polemiği, Dersim konusunun alevlendirilmesi ve yandaş medyadaki Kılıçdaroğlu ile ilgili hücumlar bu stratejinin yansıması! Ancak Tayyip Bey?in iletişimcileri, bu kampanyanın aradaki farkı kapatamayacağını ifade ederek boykotçu Kürtlerin kazanılması konusunda ısrarlı oldu! Tayyip Bey bir ara tereddüt etti, lakin ?Başka türlü asla evet çıkmayacak? denilince o da kabul ederek harekete geçti! Önce Barzani ile ilişki kurularak Kandil?in nabzı yoklandı! Kandil yani Murat Karayılan, İmralı?yı işaret edince Öcalan?ın avukatları ile yaptığı iki rutin buluşma, farklı mesajlar vermesin diye iptal edildi ve bu süreçte Öcalan?a hemen üst düzey bir isim gönderildi! Üst düzey yetkilinin Öcalan?dan iki temel isteği oldu: 1) PKK?nın ateşkes ilan etmesi! 2) 15 Ağustos?da yapmayı düşündüğü demokratik özerklik ilanının ertelenmesi. Peki devlet, pardon AKP iktidarı karşılık olarak ne mi verdi? Başlatılan Kürt açılımının sürdürülmesi ve bu sürecin bizatihi Abdullah Öcalan?la beraber götürülmesi! Evet AKP hükümeti Öcalan?la müzakere masasına oturmayı taahhüt etmiş! Peki AKP bu mutabakatla ne mi kazanacak? 1) Her terör olayı AKP?ye eksi yazdığından referandum öncesi susan silahlar evet oylarını artıracak. 2) Öcalan?la anlaşma, boykotu gündemden düşürecek ve BDP?nin yüzde 6-7?lik oy yüzdesi ?evet?e dönüşecek . Bu aktardıklarımın gerçekliğini ispatlayan son gelişmeler: PKK Kandil önderi Murat Karayılan?ın ?AKP ile anlaştık? beyanı Fırat Haber Ajansı tarafından servis edildi, aynı şekilde KCK yani PKK?nın şehir kanadından yapılan açıklamada da ?Önderimiz müzakere sürecini başlattı? deniliyor. Keza Cumhurbaşkanı Gül de iki gün önce Öcalan?la böyle bir görüşmenin yapıldığını saklamadı. Her şey açık ve net olarak görülüyor ki AKP ihtiyaç duyduğu yüzde 6-7 oy için Abdullah Öcalan?la kol kola girmiştir. Öyle olmasaydı zaten PKK durduk yerde ne ateşkes ilan eder ne de Murat Karayılan ve KCK ?Müzakere için anlaştık? açıklamalarını yapardı! Evet AKP, nihai misyonunu icra ediyor ve kanlı katil Öcalan?la masaya oturuyor! Eyy muhalefet, ey okur, ey vatanseverler duyurun bu ihaneti bütün Türkiye?ye! Sebahattin Önkibar. Yeniçağ

Sen onu anladın - Tuty

Ben bu kitabı henüz okuyamadım. Ankara'daki büyük ve lisanslı kitapçıların tam da önünde kurulan korsan tezgahlara düşmesini bekliyorum. Arada soyulan kim?