'Kimse çukura düşmesin' emri verilmeliydi

'Kimse çukura düşmesin' emri verilmeliydi
'Kimse çukura düşmesin' emri verilmeliydi
Polis Akademisi'nden Doç. Dr. Arıcan'a göre Taksim'in yasaklanması yerine 'Kimse çukura düşmesin' emri verilse 1 Mayıs farklı geçebilirdi.
Haber: ENİS TAYMAN - enis.tayman@radikal.com.tr / Arşivi

Polis Akademisi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Arıcan, İstanbul ’da 1 Mayıs’ta polisin eleştirilen tavrıyla ilgili “Yetersiz müzareke ve çevik kuvvet polisinin tecrübesizliği, hakaretleri kişiselleştirmesi ve çevik kuvvet polislerinin formasyonuna fazla dikkat edilmemesi gibi yapısal sorunlar da de bunlara eklenince 1 Mayıs 2013 yaşandı” dedi. Doç. Dr. Arıcan, sadece 1 Mayıs değil, ODTÜ ve Emek Sineması gibi eylemlerde de peş peşe yapılan hataların olayların çığırından çıkmasına yol açtığını söyledi.

Radikal’in sorularını yanıtlayan Doç. Dr. Arıcan’a göre öncelikle Taksim’in yasaklanması hataydı. Ardından 8 bin polisin alana kimseyi sokmamak üzere konuşlandırılması olayların büyümesine yardım etti. Polisin sert tavrı da olay çıkarmak için gelenlerin işine yaradı. Olaylar büyüdü. Doç. Dr. Arıcan şunları söyledi: “Taksim’in 1 Mayıs’a kapatılması düşünülmemeli. 1 Mayıs’ın kutlanacağı en önemli yer Taksim’dir. Alternatifi yoktur. Bu dikkate alınmazsa toplum gereksiz yere gerilmiş olur. Güvenlik görevlilerine ‘Taksim’e kimse çıkmayacak’ emri yerine ‘Kimsenin çukura düşmemesini sağla’ emri verilseydi ne polis zorda kalmış olurdu; ne olay çıkarmak isteyen marjinal gruplara şans tanınmış olurdu.”

Neticede peşpeşe hatalarla kitlenin de çatışmaya hazır hale geldiğini ifade eden Arıcan şöyle konuştu: “Kitlelerin saldırgan olmasının dört temel sebebi var. Birincisi toplantının yasaklanmış olması, ikincisi özü itibareyle yüksek katılımın olması. Toplantı öncesi çıkan gerginlik ve/veya tarihiyle ilgili geçmiş yıllarda yaşanan benzer olaylar. Son olarak da böyle bir toplantının gerçekleşmesi yönünde çağrı yapılmış olması. Burada hepsi gerçekleşti”

Müzakere sürdürülmeliydi
Göstericiler kadar polisin de hatalı davrandığını kaydeden Arıcan şöyle devam etti: “Böyle durumlarda amirlere de büyük iş düşüyor. Ne kadar müzakereye yatkın sabırlı amir olursa kriz en hafif şekilde atlatılmış olur. Müsamahalı davranmalı, güç kullanımını sona bırakmalıydı. Müzakere uzun tutulmalıydı. Diyarbakır’da polis, liderlerle müzakere yöntemini denedi; başarılı oldu. Bu 1 Mayıs’ta da yapılabilirdi. Gruba sabahtan müdahale yapıldı; şiddet ortamı sürdü. ODTÜ’de de 1 Mayıs’ta da polis erken davrandı.” “Taksim’e aşırı güç yığılmıştı. 8 bin çevik kuvvet polisini oraya koyarsanız, istenmeyen olaylar kaçınılmaz olur. Bir de polisleri uzun saatler oraya dikerseniz işler iyice zorlaşır” diyen Doç. Dr. Arıcan çevik kuvvet polislerinin seçiminde de problemler olduğunun altını çizdi. Arıcan bu konuyla ilgili de şunları söyledi:

Tecrübesiz çevik olmasın
“Hiçbir yere gidemeyen çevik kuvvete gider kanısı yaygın. Daha seçme polisler görevlendirilmeli. Polisin içinde çevik kuvvetin sürgün yeri olarak algılanması söz konusu. Sosyal hakları ve maaş gibi ayrıcalıklarının olması gerekir. En az üç-beş yıl çalışmadan çevik kuvvete almamalı. Yeni mezun çevik olmamalı. Çevik kuvvet, vatandaşla en çok yüz yüze gelen birim. Hata, bütün teşkilata mal oluyor. Polisliğe girişte, psikolojik testler yapılıyor. Ancak bildiğim kadarı ile periyodik olarak psikolojik testler gerçekleşmiyor. Sorun varsa biliniyor; ama polisken çıkarsa bunu belirlemek güç oluyor. Polis hakarete ve küfre uğramaktan etkilenmemeli. Polis bunu kişiselleştirmemeli. Alttan almalı. Bu kavga etmeye gelen kitlenin oyununu bozabilir.”