Kocatepe'ten İzmir'e 15 gün: Gezi'den kimsenin haberi yok

Kocatepe'ten İzmir'e 15 gün: Gezi'den kimsenin haberi yok
Kocatepe'ten İzmir'e 15 gün: Gezi'den kimsenin haberi yok
Ankara'dan 27 Ağustos'ta yola çıkan doğa dostu Önder Cirik, yürüyüşünü bu akşam İzmir Kordon'da bitirecek. Gezi olayları, doğa hakkı ve seçim barajı konusunda dikkat çekmek için yürümeye karar verdiğini anlatan Cirik'le 'yolculuğunu' konuştuk.
Haber: SERKAN OCAK - serkan.ocak@radikal.com.tr / Arşivi

“Bu ülkeden neden kaşif çıkmaz” sorusunun cevabı:
İnci 1: -Yolculuk nereye?
- İzmir’e
- Neyle gidiyon?
- Yürüyerek
- Gendine eziyet.

“Neden her şeyi devletten beklemeliyiz” sorusunun cevabı:
İnci 2:
- Nereye yörüyon böyle?
- İzmir’e
- Üniversite mi veriyo parasını?

Bu diyaloglar 15 gündür yollarda olan doğa dostu Önder Cirik’in bloğundan... Ankara ’dan 27 Ağustos’ta yola çıkan Cirik, bugün akşam yolculuğunu İzmir Kordon’da bitirecek. Gezi olayları, doğa hakkı ve seçim barajı konusunda dikkat çekmek için yürümeye karar verdiğini anlatan Cirik’le yolculuğunun son günü bir dinlenme noktasında konuştuk.

“26 Ağustos’ta 5.15’te yola çıktım. 14 gündür yoldayım 359 km yol aldım. Geriye kalan 21 km yol var. 10 km bugün 11 km yarın yürüyeceğim Kordon’da bitireceğim. Yola çıkma amacım doğa katliamları, Gezi Direnişi sırasında yaşanan polis şiddetine dikkat çekmek ve yüzde 10 seçim barajı. Ayrıca bu konularda insanların tepkisini de ölçmek istedim. TV kanallarının durumundan dolayı internet kullanmayanların olaylardan fazla bilgisi yok. Konuştuklarım arasındaki internet kullanıcısı birkaç kişi dışında kimse Gezi Parkı olaylarının ne olduğunu bilmiyor. Doğa katliamlarından haberdar değil. Tek tek insanlarla konuşarak bilgilendirmek istedim.

Ankara’da yaşayan ve hayatını doğa belgeselleri için metin yazarak devam ettiren Cirik, yürüyüşün ilk zamanlarında zorlandığını ancak daha sonra bir eğlenceye döndüğünü belirterek şunları anlattı: “Tek başına olunca sizi yavaşlatan bir şey olmuyor. Günlük plana uygun hareket ettim. Yürürken şehir içleri ve şehir dışlarındaki organize sanayiler hariç diğer yerlerde yollardaki insanları görüp konuşmak çok eğlenceliydi. Sabah çok erken kalkıyorum. Sabah 05.30’da yürümeye başlıyorum. Sabah 9 gibi sıcak başlayınca yürümeyi bırakıyorum. Akşam serinliğinde tekrar başlıyorum ve hava kararana kadar tekrar yürüyorum. Rota bir de çok güzel. Çok da güzel termal oteller var. Bir yürüyüşçünün arayıp da bulamadığı bir şey. Tehlikeli bir olay yaşamadım.”

Dün görüştüğümüz Cirik, İzmir’in Turgutlu tarafındaki girişi Belkahve Mevkii’ndeydi. Şu sıralar İzmir’de yürüyen Cirik bulunan 18.30’da Atatürk Müzesi yanındaki Cafe Dia’da bir de basın toplantısı düzenleyecek.

Cirik, yürüyüşü sırasındaki izlenimlerini de kendi blogunda yazdı. Cirik’in o yazılarından bazı örnekler şöyle:

“Amerikalı’nın bozkırdan anladığı: Sonsuzluk, sınırsızlık, özgürlük. Rus’un bozkırdan anladığı: Muhteşem. Windows desktop gibi, yemyeşil çayır çiçek (Mevsim bahar) Türk’ün bozkırdan anladığı: Abi buralar niye böyle bomboş? Niye bişey yapmamışlar buraya?...”

“Şimdi bu bozkır (step) Nazım’ın dediği gibi bir kısrak başı gibi Orta Asya’dan uzanır, şu an bulunduğum Afyon’a Uşak’a kadar gelir. Bozkır dünyanın 34 önemli biyolojik çeşitlilik sıcak noktasından biri olan İran-Turan Biyolojik Çeşitlilik sıcak noktasının bitki örtüsüdür. Orta Asya’dan ülkemize kadar bozkırı görebilirsiniz...”

“Buğdayın atası Anadoluludur. İnsanlık Adıyaman, Diyarbakır yöresinden en iyi tohumları seçe seçe durum buğdayı (Triticum durum) türünü geliştirmiştir. Pas hastalığına dayanıklı bu tür 1960′larda Amerika’ya götürülüp oradaki buğday türleri ile melezlenmiş ve bu buğday türü o yıllarda pas hastalığından kırılan ABD mahsülünü kurtarmıştır...”

“Bozkır kurak bir coğrafyadır. Bozkırın yardımına o nedenle kırkikindi yağışları koşar. Dün bir tanesi Afyon’dan çıkarken beni donuma kadar ıslattı mesela. Yazın yağan bu yağmurlar güzün ve kışın yağanlar kadar bozkıra can vermez. Kırkikindiler doğru zamanda yağar çünkü. Kışın kuru ayaz var. Ot, böcek, kuş, yılan, çıyan olmaz bozkırda. Yağsa ne olacak ki? Toprak da soğuk. Tohumlar çimlenmez. İlkbahar, ilkyaz bu yağmurlar yağmazsa bozkırın hali nanay. Kıtlık olur, mahsül yetişmez. Toprak kurur, ekinler yanar, koyunlar aç kalır...”

“Şimdi ben niye anlatıyom bunları? Çünkü bozkırlarımız da elden gidiyor da ondan. Sulu tarım, plansız ve aşırın otlatma, yeraltı suyunun tüketilmesi. Küresel sermaye ve onun Türkiye ’deki ortağı kuru tarım yapmamız gereken yerlerde sulu tarımı teşvik ediyor. Dünya kadar paralara yapılan yatırımlar -tabi veresiye – yapıp barajlar, kanallar yapıyoruz. Alın işte GAP projesi. Mabadımızda patladı resmen. Hani Güneydoğu Anadolu cennet olacaktı? Toprak tuzlandı gitti. Göllerin, nehirlerin kuruyormuş, yeraltı suyun tükeniyormuş, kimin umurunda? Hani Konya buğday ambarıydı? Rusya’dan niye tonla buğday ithal ediyoruz?...”

Cirik, yolculuk boyunca karşılaştığı insanlarla yaşadığı bazı diyalogları da ‘inci’ adıyla kayıt altına aldı:

İnci 1: ‘Bu ülkeden neden kaşif çıkmaz’ sorusunun cevabı:
-Yolculuk nereye?
-İzmir’e
-Neyle gidiyon?
-Yürüyerek
-Gendine eziyet.

İnci 2: ‘Niye her şeyi devletten beklemeliyiz’ sorusunun cevabı:
-Nereye yörüyon böyle?
-İzmir’e
-Üniversite mi veriyo parasını?