'Komutanlar muhtıra teklif etmedi ama teklif başka görüş başkadır'

'Böyle bir teklif (komutanlardan muhtıra teklifi) gelmediği doğru. Soru 'teklif geldi mi' diye sorulmuştu. Ama teklif başka, görüş başkadır. O toplantıda ben görüşleri aldım... Jandarma istihbaratını yasal olmayan dinlemeler konusunda uyardım... Ayışığı ve Yakamoz dosyaları bana elektronik kopya olarak geldi. İncelettirdim...

 

ÜÇÜNCÜ İDDİANAMENİN TAM METNİ İÇİN TIKLAYIN

 

İDDİANAMENİN İNDEKSİ İÇİN TIKLAYIN






MURAT YETKİN

Dün İstanbul 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edilen üçüncü Ergenekon davası iddianamesinde en önemli ağırlık eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün ifadeleri oldu.
Özkök’ün ifadeleri hem davanın seyrini etkileyecek ve o döneme ışık tutacak bilgiler içeriyor, hem de yeni soru işaretlerine yol açıyordu.
İddianamenin yayımlanmasının ardından telefonla konuşma fırsatı bulduğumuz Özkök’e bu konuda bazı sorular yöneltme ve yanıt alma fırsatımız oldu. Bu yanıtlar Özkök’ün görev yaptığı 2002 -2006 döneminde olanların bir kısmının daha gün ışığına çıkmasına katkı sağlayacak türden. İşte Özkök’e sorularımız ve yanıtları:
Teklif olmadı, ama görüş başka

İddianamede görevde bulunduğunuz sırada generaller ile yaptığınız toplantıda, Özden Örnek’e atfedilen günlüklerde söylendiği gibi muhtıra teklif eden olmadığını söylediğiniz yazılı. Muhtıra teklif edilmedi, konuşulmadı mı?
Böyle bir teklif gelmediği doğru. Soru teklif geldi mi şeklinde sorulmuştu. Ama teklif başka, görüş başkadır. O toplantıda ben görüşleri aldım.
Yani muhtıra verilmeli görüşü dile getirildi, ama bu teklif sayılmaz mı demek istiyorsunuz?
Yorum yapmayacağım. Ben sizin daha iyi değerlendirmeniz açısından teklif ve görüşün iki ayrı şey olduğunu söylüyorum.
Dört imzayı geri çevirdim

İddianamede Kıbrıs konusunda sizin ifadenizle ‘alışılmışın dışında’ dört imza ile gelen komutanlardan rahatsızlık duyduğunuz yazılı? Rahatsızlığınızı onlara da gösterdiniz mi?
Tabii. Çünkü öyle olması gerekirdi. Biz zaman zaman komutanların görüşünü alırız. Çok özel zamanlardı; Kıbrıs, AB, Irak, iç güvenlik.. Kıbrıs konusunu ‘Birlikte tefekkür edin, bildirin’ dedim. Alışılmış uygulama da en kıdemli olanın imzasıyla sunumun yapılmasıdır. Ama dört komutan (‘Kuvvet komutanları ve Jandarma herhalde’ diye soruyorum, Özkök devam ediyor) birlikte gelince ben bunu uygun bulmadım ve rahatsız oldum.
Ne yaptınız?
Geri çevirdim. Birinizin koordinatör olması gerekir dedim. Sonra, benim uygun bulduğum gibi yalnızca en kıdemli olan (Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç) Yalman imzasıyla geldi.
Ne zamandı?
Kıbrıs konusunun en yoğun olduğu, sanırım 2003 sonu, 2004 başı zamanlardı.
Jandarmaya özel Kıbrıs brifingi

KKTC büyükelçisinin hükümeti ve sizi atlayarak Jandarmaya bilgi vermesi ne şekilde gelişti?
Bana Büyükelçi (Ahmet Zeki Bulunç) kendisi söyledi; bir sosyal faaliyet sırasında. jandarmaya brifing vermiş. O an bir şey demedim kendisine, ama uygun bulmadım, rahatsız oldum. Bu brifingten haberim yoktu.
Sonra Jandarma Komutanı Şener Eruygur’a sordunuz mu ‘ne oldu?’ diye?
Orası da ‘No comment’.
Neden?
Çünkü Jandarma ile Genelkurmay münasebeti diğer kuvvetler gibi değildir. Jandarma harekât yönüyle bize, idari olarak İçişleri’ne bağlıdır. Yasal olarak her şeyi soramayız.
Yani Jandarmanın çalışmasında bir yetki kargaşası ve boşluğu mu var diyorsunuz?
Tabii, olabilir.
Jandarma istihbaratını uyardım

Jandarma istihbaratını çağırıp yasal olmayan dinlemeler konusunda uyarmışsınız. O nasıl oldu?
Hatırlarsanız o dönem ‘Bütün telefonlar dinleniyor’ demiştim. Bizim bütün telefonlarımız üzerinde ‘Dikkatli konuşun, dinlenebilir’ diye uyarılar vardır. Çünkü kriptolu telefonlarımız dışında her şey dinlenebilir diye bakarız biz. Neticede piyasada 150- 200 dolara satılan cihazlar. Yasası gereği bizde jandarmada her türlü dinleme imkân ve kabiliyeti var. Yasal olarak yapılması gerekiyor. Bazı haberler çıkınca ‘Gelin bilgi verin’ dedim. ‘Beni dinliyorsunuz’ diye uyarmadım. ‘Dikkatli olun. Bunu yanlış kimseler, yanlış kimselere kullanmamalı’ diye uyardım.
Rektörler de jandarmaya

Genelkurmay’da rektörlere verilen brifingten de haberiniz olmadığı doğru mu?
Ben öyle demedim. Genelkurmay’da verilmediğini, böyle bir şeyden haberim olmadığını söyledim. Ama mesela Jandarma sosyal tesislerinde verilmiş olabilir. Bunda da yanlış bir şey ben görmem. Çünkü kuvvet komutanları dönem dönem sivil şahıslarla buluşabilir, görüş alışverişi yapabilir. Kuvvet komutanıyken ben de yapmıştım.
Ayışığı ve Yakamoz

Ayışığı ve Yakamoz adlı darbe planlarından haberinizin 2004 bahar aylarında olduğu, ancak bu konuda soruşturmaya gerek duymadığınız ve arşive de kayıt ettirmediğiniz yazılı. Neden ihtiyaç duymadınız?
O durum şöyle: Bu dosyalar bana elektronik kopya olarak geldi. Baktırdım, incelettim. Bu tür elektronik evrakta uzmanlar bir kaynak bulurlar; bir IP numarası, bir elektronik bilgi, hangi bilgisayardan çıktığı gibi. Bunlarda köküne iniyorsunuz, karşınıza ‘x’ gibi, ‘y’ gibi harfler çıkıyor. Yani gizlenmiş. Madem dürüstçe bilgi vermek istiyor, kendisini neden gizliyor? Nereden geldiği belli değildi. Ne olduğundan emin olmadığım bilgiyle soruşturma açtırmadım.
Savcıya soruşturma talimatı veremez miydiniz?
Bakın ben elimde sağlam delil olduğum zaman kuvvet komutanını mahkemeye çıkartmaktan çekinmediğini göstermiş bir komutanım. (İlhami Erdil yargılamasına atıfta bulunuyor.) Haber var, ama soruşturma açmaya yetecek düzeyde delil yok. Sağlam deliliniz olmadan, herhangi bilgiyle her kuvvet komutanına soruşturma açarsanız, orduyu sevk ve idare edemezsiniz, çalışamazsınız.
Olmaması gereken şeyler

Böyle de rahat çalıştığınız pek söylenemez değil mi?
Sıkıntılar oldu, evet. Ama ona rağmen çalışıldı. Olmaması gereken şeyler olabiliyordu.
Pek çok şey duyuluyordu.
Bütün o kampanyayı hatırlıyorsunuz değil mi? Benim hakkımda, Yaşar Büyükanıt hakkında yazılanları. Ama ben bunlara dayanarak duygusal karar vermedim. Adli müşavirime danıştım, hukuk neyi gösteriyorsa, ona göre karar verdim, soruşturma hakkımı ona göre kullandım.
Savcıya kanaat söylemedim

İddianamedeki ifadenizde yeni sorulara yol açan yerler var. Bu nereden kaynaklanıyor?
Tanık olmanın bir özelliği var. Bana sorulanlara samimiyetle ve objektif olarak cevap verdim. Ne sorulduysa ona cevap verdim. Bildiklerimi söyledim. Ama kanaat vermedim. Savcıya kanaat veremem. Kanaat oluşturmak savcının işi.