@ismailsaymaz

'Komutanların hataydı demesi yetmiyor'

"Anadillerini kullansınlar, kültürlerini yaşasınlar, folklorlarını oynasınlar tabii. Buna bir şey denmiyor zaten." Eski Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş, Milliyet gazetesinde yayımlanan 'Komutanlar Anlatıyor' söyleşisinde böyle diyordu.
Haber: İSMAİL SAYMAZ / Arşivi

İSTANBUL - "Anadillerini kullansınlar, kültürlerini yaşasınlar, folklorlarını oynasınlar tabii. Buna bir şey denmiyor zaten." Eski Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş, Milliyet gazetesinde yayımlanan 'Komutanlar Anlatıyor' söyleşisinde böyle diyordu. Arasında 12 Eylül cuntasının lideri Kenan Evren'in de bulunduğu emekli generaller 'Kürtçeyi yasaklamanın hata olduğunu' söylüyordu.
Oysa Güreş'in Genelkurmay Başkanı olduğu 6 Aralık 1990'da, Halkın Emek Partisi'nden (HEP) Vedat Aydın ve avukat Ahmet Zeki Okçuoğlu, Mustafa Özer, İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Kurulu'nda Kürtçe konuştukları için yargılanıyor, Aydın ve Okçuoğlu cezaevinde yatıyordu.
Aydın öldürülüp Okçuoğlu da Kürdistan Özerk Yönetimi'ne yerleştikten sonra üç 'sanıktan' hayatta ya da Türkiye'de kalan tek kişi, Özer oldu. Özer, "O dönemleri yaşayan biri olarak, insanların o eziyetleri çekmesi adına azap duydum. O hataların doğru olmadığını duymak azabı hafifletiyor" diyor. Ankara, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü Konferans Salonu Tarih, 28 Ekim 1990. İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Kurulu için toplanılan salon, birazdan tarihi bir ana tanıklık edecekti.
Diyarbakır delegesi Vedat Aydın, çalışma raporunun üzerine söz alarak Kürtçe konuşmaya başladı. Avukat Ahmet Zeki Okçuoğlu sözleri Türkçe'ye çeviriyordu. Salon birden karışıp divan başkanı, oturuma ara verince HEP Diyarbakır İl Başkanı Mustafa Özer, "Bunun söyleyen biziz, bedelini öderiz" dedi. Aydın, Okçuoğlu ve Özer, kurul sonrası gözaltına alındı. Dokuz gün sorguda kaldılar. Ve 5 Kasım'da Özer, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılırken, Aydın ve Okçuoğlu Ulucanlar Cezaevi'ne konuldu.
Üç Kürt aydını, 'Milli Duyguları zayıflatmayı amaçlayan propaganda yaptıkları' iddiasıyla hakim önüne çıkacakları 19 Aralık'taki ilk duruşmalarını beklerken, dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necip Torumtay 3 Aralık'ta emekli oldu. Yerine, 6 Aralık'ta yerine Orgeneral Doğan Güreş, geçti. Güreş görevi 30 Ağustos 1994'te bıraktı.
'Anlaşılmayan bir dil...'
Duruşma, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde görüldü. Aydın ifadesini Kürtçe vermek istedi. Bunu kabul etmeyen mahkeme, Aydın'ın, 'Anlaşılmayan bir dille konuştuğunu' tutanağa geçirip, sorguya Okçuoğlu ve Özer'le devam etmek istedi. Ancak iki sanık bunu kabul etmedi. Sanıkların Türkçe ifade vermeye yanaşmaması, mahkemeyi bir daha rastlanmayacak bir karara itti: Mahkeme Başkanı Muhittin Mıhçak, Kürtçe almayı reddettiği için sorgusunu yapamadığı sanıkları beraat ettirdi.
Aydın öldürüldü
Vedat Aydın, Özer'den sonra HEP Diyarbakır İl Başkanı oldu. Yaklaşık iki ay sonra, 5 Temmuz'da faili meçhul cinayete kurban gitti. Okçuoğlu, Kürdistan Özerk Yönetimi'ne yerleşti.
O üç sanıktan Türkiye'de ve hayatta kalan Özer'in yazgısı Aydın ile benzeşti. Özer'in evinin önündeki otomobili, Aydın'ın faili meçhul bir şekilde katledilmesinden yaklaşık 15 gün önce havaya uçuruldu. Saldırıdan sonra Diyarbakır Barosu Başkanlığı da yapan 59 yaşındaki Özer, halen memleketinde avukatlığa devam ediyor.
Yargıya hakaretten ceza
Özer, İHD Genel Kurulu'ndaki tavrın, Türkçe'den başka bir dilin konuşulmasını yasaklayan 1832 sayılı kanuna tepki olarak geliştiğini söyledi. Sıkıyönetim mahkemeleri döneminde Türkçe bilmediği için sorgulanamayan ve sorgusu alınmadığı için ceza alan müvekkillerini unutmadığını belirten Özer şöyle konuştu:
"O kadar çoktu ki... Adam Türkçe bilmiyor diye işkenceden geçiyor, Diyarbakır Askeri Cezaevi'nde. Mahkemelerde şunu söylüyordum: 'Anadilinden başka bir dil konuşmayan insanı Türkçe konuşmaya zorlarsanız, bunun adı yargılama olmaz. Bunu dayatırsanız, işkenceye yeşil ışık yakmış olursunuz' dedim."
Özer, bu ifadesi yüzünden sıkıyönetim mahkemesinde 'yargıya hakaret'ten bir ceza almış. Daha sonra Askeri Yargıtay kararı bozmuş.
'İmhaya yönelik tavırdı'
Özer, o dönemki yasakların insanlık, hukuk ve demokrasi dışı olduğunu belirterek şunları söyledi:
"Bu, bir halkın imhasına ve yok sayılmasına yönelik bir tavırdı. Zaten işte o dönemlerde musluk başlarındaki insanların şu anda, 'Hatalar yaptık' demelerinin nedeni de bu: Bugün AB var. Bireyin öne çıktığı süreçte artık, 'Bunlar doğrudur' deme gücünü kimse kendinde görmüyor. Sosyolojik gerçekleri inkâr etmekle bir yere varılamayacağını anladılar. Kart kurtla Kürtlerin yaratılamayacağının bilincine vardılar."
'Hata yaptık' demenin yetmeyeceğinin altını çizen Özer, Kürt sorununa çözüm üretilmesi gerektiğini vurgulayarak, şöyle dedi: "Paşalar gerçekliklere yakın ifadeler kullanmışlar ama bunlar yetmiyor. 'Hata' deniyor ama hata nasıl giderilir? Yeni bir hata oluşturarak değil, çözüm üreterek..."
Karanlık bir dönemden geçildiğini, tüm kırgınlığına rağmen umudunu koruduğunu söyleyen Özer şöyle devam etti: "O dönemleri yaşayan bir hukukçu olarak, insanların o eziyetleri ve cefaları çekmesi adına azap duydum. Türkiye'nin geldiği bu boyutu gördüğümde, o hataların doğru olmadığını duymak da azap duygusunu hafifletiyor."

* * * * *
Kürtçe şarkılar yıllarca tutsak kaldı
Eski Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş'in 'Folklorunu oynasınlar. Kimse buna bir şey demiyor' sözlerine karşın Kürtçe konuşan kişiler baskı görmeye yakın zamana kadar devam etti. Bunlardan bazıları şöyle:
21 Mart 2000 tarihinde Diyarbakır'da Koma Amed in söylediği 'Hernepeş' adlı marş nedeniyle DGM dava açtı. Grup üyeleri beraat etti. 2 Şubat 2002'de Eğitim-Sen Diyarbakır Şubesi nin düzenlediği etkinlikte Kürtçe müzik yapıldığı için soruşturma açıldı. Beş öğretmen hakkında eski TCK'nın 169. maddesine muhalefetten dava açıldı. Dava beraatle sonuçlandı.
20-22 Haziran 2003'te Doğubeyazıt'ta düzenlenen festivalden sonra aralarında sanatçılar Ferhat Tunç, Rojin ve stand-up'çı Murat Batgi nin de olduğu beş kişi hakkında Erzurum DGM'ce eski TCK'nın 169. maddesiden dava açıldı. Polise göre Tunç, "Merhaba PKK'lılar" demişti. "Merhaba arkadaşlar" dediği görüntüyle ortaya çıkınca Tunç serbest bırakıldı. Rojin içinse 'Hate der beri-Kapının önüne geldi' şarkısı yüzünden dava açıldı. Murat Batgi de 'Hernepeş'i söylediği için zanlı oldu.