Konferansta ilk mesaj: Silah bırak

Alman Heinrcih Böll Stiftung Vakfı ile Diyarbakır Barosu'nun ortaklaşa düzenlediği, 'Türkiye'de Kürtler: Barış Süreci için Temel Gereksinimler' konulu konferans, Diyarbakır'da başladı.
Haber: MESUT HASAN BENLİ / Arşivi

İçeridekiler, dışarıdakiler
Konferansın başlamasına dakikalar kala Atatürkçü Düşünce Derneği üyesi bir grup kanferansın yapıldığı Büyükşehir Tiyatro salonuna gelerek protesto gösterisi yaptı. 'AB'nin derin devleti Diyarbakır'da ne toplantısı yapıyor. Alman derin devleti içeride, Mustafa Kemaller burada' pankartları açan grup, Henrich Böll Vakfı'yla ilgili bildiri dağıttı.
FOTOĞRAFLAR: DHA


DİYARBAKIR - Alman Heinrcih Böll Stiftung Vakfı ile Diyarbakır Barosu'nun ortaklaşa düzenlediği, 'Türkiye'de Kürtler: Barış Süreci için Temel Gereksinimler' konulu konferans, Diyarbakır'da başladı.
Diyarbakır Barosu Başkanı Sezgin Tanrıkulu konferansın açılış konuşmasında "Sadece barış ve ateşkes sözleri yeterli değil; Kürt tarafı silahı kesin bir dille reddetmeli" dedi. Tanrıkulu, Kürt sorunun Cumhriyet'le yaşıt olduğunu belirterek, inkârcı politikaların sorunu çözmediğine dikkat çekti.
Tanrıkulu, Kürt sorununun çözümü için çatışan taraflara diyalog çağrısı yaparak, "Konferansın Diyarbakır'da yapılabilmesi çözüm yolunda gerçek başlangıç olabilir. Artık misafir değil ev sahibiyiz" dedi. Tanrıkulu şu mesajları verdi:
"HEP, DEP, HADEP'in kapatılma süreçlerini hatırlayalım ve Kürt politikacılarının yargısal kuşatmayla nasıl karşı karşıya kaldığını görelim. Kürtlerin talepleri ve iddialarını kendi kimlikleriyle açıkça ortaya koymalarına müsaade etmek ve bunu hukuksal güvenceye kavuşturmak gereklidir. Atılması gereken somut adımlardan biri inkârdan vazgeçmek olmaldır. Kürt tarafının da yapması gereken kendi iradesi ve kararıyla siyasal amaçlarından ulaşmak için silahlı şiddeti tüm biçimleriyle kullanmaktan vazgeçtiğini tüm gücünü siyasetin barışçı yollarla ama meşakkatli ve zor bir süreçten geçerek başarı kazanacağını görmesi ve kendisini buna göre düzenlemesi olmalıdır. Bu gerekli ve doğru olandır."
Dufner'den Kürtçe selam
Katılımcıları Kürtçe selamlayarak, konuşmasına başlayan Heinrich Böll Stiftung Vakfı Türkiye temsilcisi Ulrike Dufner de konferansın sadece barış değil demokrasiye katkı sunmasını da beklediklerini belirtti:
"Dilsel, kültürel hakların ne kadar önemli oldugunu biliyoruz. Almanya'da yaşayan yabancı kökenli ikinci veya üçünü nesil için anadilde eğitimin önemini Türkiye'de herkes savunuyor. Ama Kürtçe anadilinde eğitim söz konusu olduğunda, bu önem reddediliyor. Tüm bu konular Kürt sorununun çözülmesi için büyük önem taşıyor."
Açılış konuşmalarının ardında panelin oturum başkanlığını yapan DTP'li Orhan Miroğlu ise, Kürt sorununun çözümü için 1921 Anayasası'nın benzeri bir anayasa yapılmasını öneren PKK lideri Abdullah Öcalan'ın açıklamalarına destek verdi.
Miroğlu'ndan Öcalan'a destek
Miroğlu, Öcalan'ın "Benim önerim 1921 Anayasası'nın örnek alınmasıdır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, bütün kültürlerin demokratik bir şekilde varlığını ve kendini ifade etmelerini kabul etmelerini ifade eder. Bu cümle bile yeterlidir. Birçok şeyin önüne açar. Bu cümleyi anayasa koysunlar iki ay içinde PKK silahı bırakır. Gizli örgütlenmeler de biter. Ondan sonraki aşama demokratik yasalarla düzenlenir. Bu söylediklerim mümkündür akan kanı durdurabiliriz" sözlerini tekrarladı.
Miroğlu, Kara Kuvvetleri Komutanı İlker Başbuğ'un "Asıl mesele PKK değil Kuzey Irak'ta Kürtlerin devlet kurma ihtimalinin artmasıdır. Kürtlerin devlet kurması Türkiye'nin bölünmesi anlamına gelmektedir" şeklindeki sözlerini ise eleştirdi.
Tuğluk: Çözüm anayasada
Konferans'ın ikinci oturumuna katılan DTP Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk da çözümün anayasada olduğunu vurguladı.
Tuğluk şunları söyledi: "Yeni anayasada 'Türkiye Cumhuriyeti anayasası bütün kültürlerin demokratik bir şekilde varlığını ve kendini ifade etmesini kabul eder' cümlesi bile son otuz yıllık şiddet dolu süreci bitirecektir. Unutmamalıyız ki Kürt sorunun nihai çözümü anayasal olacaktır. Her Kürt vatandaşı yanına bir Türk vatandaşı da alarak demokrasi yürüyüşünü sürdürmelidir. Bunu gerçekleştirebilecek kadar kardeşiz. Kürt sorunu çözülmezse Türkiye önümüzdeki 50 yılı kaybetme riskiyle yüz yüze kalacaktır Halen ülkemizde soylular ve avamlar var demokratik haklarda biz Kürtlerin avam olduğunu söylememe gerek yoktur sanırım."
Tennesse Teknoloji Üniversitesi öğretim üyesi ve Kürt sorunu üzerinde yayınları bulunan Prof. Dr. Michael Gunter de Türkiye'deki derin devlet olgusuna dikkat çekti. Gunter, Türkiye'de derin devlet çözülmeden AB sürecinde de başarısızlığa uğranacağını savundu: "Derin devlet laik ve milliyetçi bir devlet yapısını savunuyor. Derin devletin en son örneğini Türkiye Şemdinli olaylarında gördü. Bu bir derin devlet provakasyonudur. Ondan sonra yaşanılanlar hayal kırıklığıdır. PKK 1990'lı yıllardan itibaren siyasetini değiştirerek ayrılma tarafı olmadı. O da derin devlet anlayışının sona ermesini istiyor. Türkiye hazırladığı yeni anayasada ademi merkeziyetçilik konusunda düşünmeli."
Çatışma ve iletişim konusunda uzman İrlandalı Clem Mc Cartney, Kürt sorunu ismini anmadan İrlanda örneğinde soruna ilişkin mesajlar verdi. Cartney, "Sorunun barışçıl yollardan çözülmesi için çatışmaların engellenmesi, bugüne kadar var olan alışkanlıklardan vazgeçilmesi gerekir" dedi.
'Kürtler bal gibi azınlık'
Diplomat Akın Özçer de konuşmasında İspanya'nın Bask modelini anlattı. İspanya'nın sorunu çözmek için anayasasını demokratikleştirdiğine vurgu yapan Özçer, İspanya'nın Bask bölgesi için anayasasına 'özerlik' koyduğunu söyledi.
TESEV'den Dilek Kurban'sa, Kürtlerin 'Biz azınlık değil ana unsuruz' söyleminde vazgeçmeleri gerektiğini savunarak, "Kürtler bal gibi azınlıktır. Kurucu unsur söylemi ta devletin elini güçlendirmektedir" diye konuştu. Ankara Üniversitesi öğretim üyesi Mithat Sancar Kürt sorununun şiddet yöntemleriyle gündeme gelmesinden dolayı üzerinin örtüldüğünü savundu.
Konferansın bugünkü bölümünde AKP milletvekili Abdurrahman Kurt politik temsille ilgili oturuma panelist olarak katılacak.