'Kopenhag'ın faydaları

10 yıl sonra üyelik ehliyetine kavuştuğunda Türkiye'nin AB içindeki durumuna benzer bir durumun tarihte görülüp görülmediğini bilmiyorum; ama Filipinler, Hindistan ve Tayvan Batı ile temaslarında alıp verdikleriyle Türkiye'ye daha yakın görülebilir.
Haber: Abdurrahman El RaŞİd / Arşivi

10 yıl sonra üyelik ehliyetine kavuştuğunda Türkiye'nin AB içindeki durumuna benzer bir durumun tarihte görülüp görülmediğini bilmiyorum; ama Filipinler, Hindistan ve Tayvan Batı ile temaslarında alıp verdikleriyle Türkiye'ye daha yakın görülebilir.
Ancak coğrafi komşuluk yararına olsa da Türkiye'nin yaşadığı tecrübe zayıf kalıyor.
Oysa ortak tarih neredeyse tazeliğini hâlâ korumakta ve Kemalist Türkiye daha bir asır öncesine kadar Avrupa içlerine kadar uzanmış Osmanlı'nın vârisi. Bu arada, Almanya başta olmak üzere komşu kıtanın batısına yayılmış çok sayıda gurbetçi Türk'ü de unutmamak lazım. Yani Ankara, Avrupa ile son zamanlarda AB'ye alınan birçok Doğu Avrupa ülkesinden daha fazla etkileşim halinde.
Türkiye'nin kendini Brüksel kapılarının önüne atmasını ve 20 yıldır ısrarla birliğe girmeye çalışmasını eleştirmeyelim; çünkü Türkler bunu stratejik bir mesele olarak görüyor ve bunun gerçekleşmemesi duru-munda Türkiye'nin geri kalmış bir Üçüncü Dünya ülkesi olarak kalacağını düşünüyorlar. Oysa AB'ye girecek olursa Türkiye büyük siyasi ve iktisadi ayrıcalıklar elde edecek, 18 milyar doları bulan bir mali yardım alabileceği gibi gümrüksüz ve işgücü fazlasını eritebilecek zengin bir pazara kavuşacak.
Bazılarımızın Avrupa'da küçük bir toprak parçasına sahip Asyalı bir devletten kurtulup yüzüne kapıları kapatmak için ortaya atılmış ırkçı ya da taktiksel gerekçeler olarak görüp eleştirdiği Avrupa'nın şartlarının taşıdığı önemi düşünelim. Bu şartlar yeterlilik kazandırmaya yönelik şartlar, aydınlanmacı Kemalist hareketin başaramadığı geri kalmışlıktan kurtuluşu gerçekleştirmesi için Türkiye'nin önüne çıkmış önemli bir fırsat.
Türkiye'nin Müslüman olmayan Avrupa kıtasına girmesini arzulayan cephenin
ön saflarında -kültürü öncelikle Batı karşıtlığı ve düşmanlığına dayanan Arap siyasal İslam kanadının tersine- Türk siyasal İslam kanadı var. Türk siyasal İslam kanadı, yeterlilik kazandırmaya yönelik şartların, toplumun yapay ya da belli bazı sonuçlara ulaşmak için tasarlanmış bir şekilde değil, gerçek bir şekilde demokratikleştiril mesi anlamına geldiğini düşünüyor. Bu da, halk desteği ve dışa açık bir siyasi projesi bulunan bir partinin yararına.
Yine şu ana kadar iddia ettikleri gibi anayasanın bekçisi olmaktan çok, önemli kararları almaya devam eden askerleri kenara itmek için bir fırsat olduğundan Türk sivil toplumunun da bu şartlara uyması yararına olacak. Türkiye'nin uzun yıllar yeterlilik kazanma işleminden geçmesi hâlâ 19. yüzyılda yaşayan Türk kültürünü geliştirme fırsatı da doğuracak. Türk toplumu bütün Üçüncü Dünya toplumlarında olduğu gibi ikiye ayrılıyor; az sayıdaki aydınların da içinde bulunduğu seçkin üst tabaka ile geri kalmış bir kültür, basit imkânlara sahip çoğunluğun oluşturduğu alt tabaka.
Çünkü Türkiye hâlâ aydınlanma kültürü ve iyi bir eğitim yeterliliğine sahip geniş bir orta tabaka oluşturabilmiş değil.
İşte bu nedenlerle Avrupa'nın yeterlilik kazandırma sürecine girmesi ve yetişmeyi kabul etmesi Türkiye'nin yararına olacak; çünkü bu süreç ona geri kalmışlık kültürünün, askeri hegemonya himayesinin ve teknokrat hükümet idarelerinin birbirine karıştığı birikimden kurtulma fırsatı verecek. Türkiye, İspanya, Portekiz ve Yunanistan gibi birliğe girdikten sonra kalkınan ülkeler safına katılabilir.
(Londra'da Arapça yayımlanan Şark ül Evsat gazetesi, 28 Ekim 2004)