Kriz, IMF ve asker

Prof. Dr. Hasan Kirmanoğlu: Bir kısır döngü var. Popülist uygulamalar kriz yaratıyor, gerginlik çıkınca IMF'ye gidiliyor. Anlaşmayı sonra asker uyguluyor.
Haber: NEŞE DÜZEL / Arşivi

IMF ve Dünya Bankası galiba ilk kez Türkiye'yekarşı bu kadar katı davranıyor. Telekom'ungenel müdür tayinine kadarkarışıp,Türkiye'deki uygulamaları tasvip etmediklerini,kredileridurdurarak gösteriyorlar. Niye IMF Türkiye'ye karşı bu kadar katı?
IMF ya da Dünya Bankası'nın ilk bakışta katı gibi gözüken tavırlarının arkasında çok anlaşılır bir neden yatıyor. Bu da, Türkiye'deki 'popülizm' hastalığı. Gerçi popülizm çok partili hayata geçtiğimizden beri yaşanıyorama küreselleşen dünya artık popülizme izin vermiyor. Bugünün dünyasında verimliliği göz önünde tutmak, kaynak israfına son vermek gerekiyor.
Sizce IMF aslında popülizme mi karşı çıkıyor?
Evet, popülizme karşı çıkıyor. Çünkü popülizm karşılıksız para dağıtmaktır. Oy karşılığında yapılan bir değiş tokuştur. Frenkçe deyimiyle 'kliantalizm'dir. Bir ülkede popülist uygulamaların yapılabilmesi de başlıca iki koşula bağlıdır. Bir, döviz rezerviniz olacak. İki, dış kaynak bulunacak. Dış kaynak popülizmin olmazsa olmaz koşuludur. Siyasiler karşılıksız olarak dağıtacakları kaynakları ancak dışarıdan bulabiliyorlar. Bu yüzden de zaten IMF'ye on sekizinci kez gittiler. Türkiye'de popülist politikaların ilki 1954-57 döneminde yaşandı. İkincisi 1966-69, üçüncüsü 1973-78'de gerçekleşti. 1980'den sonraki küreselleşme ortamında da popülist politikalar sürdü.
Verdiğiniz tarihler itibarıyla her popülist uygulamanın ardından bir kriz geliyor, öyle mi?
Evet. Bu, Türkiye'de bir kısırdöngü. Popülist uygulamalar, ekonomik krize yol açıyor. Kriz nedeniyle IMF'ye gidiliyor. Ancak ekonomik kriz toplumsal gerginlik ve çatışma yarattığından, IMF ile yapılan anlaşmanın uygulanması güçleşiyor. Sonunda da 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül ve postmodern 28 Şubat gibi bir askeri müdahaleler ve
ara dönemler oluyor. Askeri müdahaleler, IMF ile yapılan anlaşmayı gerektiği gibi uyguluyor. Askerler, bir sonraki popülist uygulama için gerekli olan döviz rezervlerini ve mali disiplini sağlamış olarak kışlalarına geri dönüyor. Askerlerin, popülist sivillerden çok daha demokratik oldukları kesin.
Anlamadım, hangi anlamda?
Ararejimlerin bugüne kadar yaptığı, aslında IMF'nin ekonomik akla dayalı olarak söylediği programları hayata geçirmekten ibarettir. Bunu yaptıktan sonra da kışlasına dönmüştür Türk askeri. Ordu, ekonomiyi berbat eden siyasi partilerin iktidarını kısa bir süre için kesintiye uğratıyor.
Koalisyonun, özellikle MHP'nin IMF ile çatıştığını, popülizmde dayattığını görüyoruz. Sizin kısır-döngü tezinize göre, IMF programının hakkıyla uygulanabilmesi için Türkiye'yi yeni bir ararejim mi bekliyor?
Bugün Türkiye demokrasi açısından bu kısırdöngünün hiç hoş olmayan bir noktasında. Darbeler artık postmodern şekilde olduğuna göre...
Niye IMF Türkiye'ye karşı bu kadar katı diye sormuştum...
Çünkü parası heba oluyor. IMF, vereceği paranın çarçur olmamasına çalışıyor. Türkiye'nin 'Beni kurtar' diye
ikide bir kapısına gelmesini istemiyor. 'Kendine çekidüzen ver, ben sana sürekli yardımcı olamam. Ülkeni akılcı bir şekilde yönet, akılcı olmayan yönetim biçimlerinden hemen sıyrıl' diyor. Çünkü IMF ve Dünya Bankası tarafından verilen paraların amacının dışında kullanılması, küreselleşen dünyada Batı sistemini de olumsuz etkiliyor.
Telekom'un yönetim kurulunun kimlerden oluşacağı niçin IMF için bu kadar önemli?
IMF, bugünkü siyasi kadroların, aynı geçmişteki kadrolar gibi popülist amaçlı politikalar uygulamak istediğini görüyor. Dolayısıyla bu popülist politikalara karşı çıkan Kemal Derviş'e daha çok güveniyor ve onu destekliyor.
IMF nasıl bir yönetim kurulu kurulmasını istiyor Telekom'da?
Enis Öksüz'ün atadığı kişilerin teknokrat boyutlarının olup olmadığını bilmiyorum ama, anlaşılan o ki IMF, Telekom gibi teknik boyutu ön planda olan bir kuruluşta, bu işin uzmanı olan insanların görevlendirilmesini, bu tür büyük kuruluşları teknik kişilerin yönetmesini istiyor.
Niye Telekom, MHP'nin hüküme- ti bozmayı, IMF ile Türkiye ilişki-lerini zorlaştırmayı göze almasına yol açacak kadar önemli bu parti için?
Çünkü MHP kendi seçmen kitlesi açısından bindiği dalı kesmek istemiyor. Mesela, Telekom büyük istihdam sağladığı, imkân dağıttığı bir yerdir. Ayrıca Türkiye'deki siyasi partilerin yapısına da bakmak gerekiyor tabii. Bizdeki bütün partiler popülist politikalar uygulayan birer 'makine partileri'. Karşılığında oy almak üzere, belli patronaj şebekelerinin aracılığıyla kendi himayeleri altındaki kitlelere kaynakları dağıtıyorlar. Yani bu partiler makine gibi çalışıyorlar. Dağıtımda KİT'leri, bankaları, taban fiyatlarını,
ihaleleri kullanıyorlar. Bazı bürokratları, sendika başkanlarını, tanınmış mahalli kişileri de bu dağıtımda aracı kılıyorlar. Bu tür bir yapı, demokrasisi ve hukuku olmayan, hesabın sorulamadığı, şeffaflığın bulunmadığı toplumlarda ortaya çıkıyor. Çünku bu toplumlarda birey güçsüz ve korunmaya muhtaç olduğundan, toplum ağalık
ilişkileriyle himaye altına alınıyor.
MHP, kendisinin milliyetçi çıkarları savunduğunu söylüyor Tele- kom'da. IMF, Türkiye'nin aleyhinde bir talepte mi bulunuyor?
Sanmıyorum. Makine partilerinin fazla bir ideolojisi yoktur. İdeolojileri olsa bile, bu ideoloji sadece söylem düzeyinde kalır. Amaç iktidarda kalmayı mümkün kılacak parayı dağıtmaktır.
Avanta dağıtmak değil mi bu?
Öyle diyebiliriz. Bu dağıtım ya liberal politika ya sosyal demokrat ya da milliyetçilik söylemiyle olur. Türkiye aslında kalkınmasını pozitif sonuçlu bir oyun olarak gerçekleştirmek istiyor. Kalkınmayı, kimsenin kaybetmediği, herkesin kazandığı bir oyun olarak görüyor. Bu mümkün değil. Mümkün olmadığı için de sonuçta Türkiye kaybediyor, herkes kaybediyor.
Herkesin kazanması niçin mümkün değil?
Dünyada tek bir ülke gösteremezsiniz ki, sanayileşmesini tarımdan kaynak aktararak yapmamış olsun. Ama Türkiye'deki popülizm bu gerçeği sürekli reddediyor. Sonuçta ülke bir açmaza sürükleniyor. Türkiye, hem sanayileşmek istiyor, hem de tarımdan sanayiye ve diğer sektörlere kaynak aktarmıyor. Böylece herkesi memnun etmeye çalışırken, herkesi daha da yoksullaştırıyor. Üstelik tarımdan kaynak aktarmak tarımın illa da yoksullaşması anlamına gelmez. Tarım kaynak aktardığı dönemlerde bile, verimlilik artışıyla zenginleşebilir.
Gerek MHP'nin tutumunda, gerekse medyanın önemli bölümünde, gerekse de halkımızın kalabalık bir kesiminde, IMF'nin Türkiye'ye düşman olduğu izlenimi var. IMF, Türkiye'ye düşman mı?
IMF'nin talebi düşmanca değil. Şöyle düşünün. Siz firmanızı kötü yönettiğiniz için batmışsınız. Ama batmanızdan, bankayı sorumlu tutuyorsunuz. Oysa banka size para verecekse, bu paranın batmayacağından, boşa gitmeyeceğinden emin olmak ister.
IMF ile Türkiye arasındaki ilişki nedir?
IMF'nin diğer ülkelerle ilişkisi neyse, Türkiye ile de ilişkisi o. IMF'nin başka bir ülkeden istemeyip de, özellikle Türkiye'den istediği bir şey yok. Bu mümkün değil. Diğer ülkelere ne yapıyorsa, Türkiye'ye de aynı şeyi yapıyor.
Başbakan bile IMF'nin aleyhinde demeç verdi. MHP, IMF'yi hep düşman olarak gösteriyor. Peki, başta MHP olmak üzere, bu koalisyon gidip para istediği birini niye düşman olarak tanımlıyor? Ya da düşman gördüğü birinden niye para istiyor?
Siyasi partiler dışarıdan aldıkları bu paraları, kendilerine oy veren kitleler için kullanıyorlar. Dağıtmak için para alamamaları durumunda ise, şimdi olduğu gibi bir 'gerginlik' yaratmak gerekiyor. Çünkü 'para karşılığı oy veren müşterilerine' bu durumu açıklamaları lazım. Bu yüzden, 'Ulusal egemenlik hakkımıza saldırıyorlar, hakkımızı gasp ediyorlar' türünden şeyler söylüyorlar. Yani para dağıtamayınca, ulusal egemenlik gibi söylemleri halka dağıtıyorlar. Artık şunu anlamak lazım. Küreselleşen dünyada artık karşılıksız para dağıtılmayacak. Bu dönem bitti.
Peki, MHP bu son Telekom olayında Türkiye'nin çıkarını mı koruyor? Eğer MHP'nin istediği insanlar yönetim kuruluna girmezse gerçekten Telekom düşmanlarımızın eline mi geçecek?
Niye düşmanların eline geçsin ki. Teknik yönden bunun önüne geçmek mümkün. MHP doğrudan doğruya kendi seçmen kitlesinin, kendi yandaşlarının çıkarını korumaya çalışıyor.
Görüldüğü kadarıyla bizim hü- kümet IMF'ye güvenmiyor. Niye güvenmiyor?
Çünkü vereceği paranın hesabını, Telekom'un yönetim kurulunun içeriğine karışmaya varıncaya değin, geçmişe oranla çok daha fazla sormasından rahatsız oluyor. Siyasiler, 'IMF parayı versin, gerisine karışmasın' istiyor.
IMF de bizim hükümete güvenmiyor. O niye güvenmiyor?
Paranın geçmişte olduğu gibi çarçur olacağından korkuyor. Çünkü gene aynı zihniyetteki siyasi kadrolar ve makine partileri işbaşında. Bunun değiştiğine ilişkin bir karine yok ortada.
IMF gerçekten Türkiye'nin ekonomisini düzeltmesini ve güçlenmesini istiyor mu?
İşin bir çıpa, sabit kur ya da esnek kur sistemi gibi teknik kısmı var, bir de IMF'nin ya da Dünya Bankası'nın genel tavrı var. Bu ikisini birbirinden ayırmak lazım. IMF'nin teknik yönden çoğu zaman yanlış yaptığını söylemek mümkün. Ama teknik boyutunun dışındaki genel beklentisi ekonomik akla dayalı bir tavır. Bu da, Türkiye'nin ekonomisini düzeltmesini, Türkiye'nin güçlenmesini istemektir. Bunun aksini düşünmek, siyasi ve ideolojik demagojiden başka bir anlam taşımaz.
Niye?
'IMF Amerikan emperyalizminin maşası, emekçi kitlelerin ezilmesini istiyor' tavrı ile, 'Müslüman Türkleri sevmeyen Batılılar ya da Amerikalılar, IMF kanalıyla milli egemenlik hakkımıza müdahale ediyorlar' tavrı arasında nitelik olarak hiç fark yok. Diyelim ki bu kadar da olmaz, çok karışıyorlar. Ama eğer sizin siciliniz kötüyse ve ülkenizin stratejik önemi eskiye göre azalmışsa, onların daha sıkı davranıyor olmalarını anlamak gerekir. O zaman onlardan para istemeye gitmeyeceksiniz, eko-
nomimizi krize sokmayacaksınız, iflas etmeyeceksiniz. Esas milliyetçilik, ekonomiyi ve toplumu krizlere sokmamaktır. Mali destek için uluslararası kurumların kapısını çalmamaktır.
Türkiye'nin güçlenmesinde IMF' nin çıkarı ne?
İkide bir hastalanan, kendisinden para isteyen bir ortakla yaşamak yerine sağlıklı bir ortakla birlikte olmak çok daha akıl kârı bir şey.
Türkiye çökerse IMF'nin bundan bir çıkarı var mı?
Yok. Aksine, eğer Türkiye daha da güçlü ve daha zengin bir ülke olursa, gelişmiş ülkeler Türkiye'ye daha rahat mal satarlar. Sadece nüfus gücümüzle değil, satın alma gücümüzle de o zaman daha iyi bir pazar oluruz.
Bizim siyasi partiler, bizim mil-li bir ekonomimiz olduğu, dünya ekonomisiyle bütünleşmeye girilmemesi gerektiği inancına sahipmiş gibi davranıyorlar. Avrupa'da dünyayla bütünleşmemiş bir 'milli ekonomiye' sahip bir ülke var mı?
Tabii ki yok. Dünyadan bağımsız bir milli ekonomiye sahip olup da kalkınmış bir ülke yok yeryüzünde. Dünyada yalnız kalırsanız, güçsüzleşirsiniz. Hiçbir ulus-devlet bugüne kadar kendini dünyadan izole ederek güçlenmedi. Ne küreselleşme döneminde ne de küreselleşme öncesi dönemde bu olmadı. Bir toplumun kendi kendine yetmesi mümkün değil.
Bir ülkenin siyasetçileri, ülkelerini hangi amaçla dünyadan koparmak isterler? Bundan nasıl bir çıkar sağlanacağını düşünüyorlar?
Milliyetçilik ve diğer ideolojiler, dağıtılacak kaynağın azaldığı dönemlerde ortaya çıkan memnuniyetsizliği gidermeye çalışıyor. Siyasi sistem, insanlara eskisi gibi neden para dağıtamadığını, 'İşlerin bu duruma gelmesinde benim sorumluluğum var' diye açıklamıyor da, işlerin sorumlusu olarak içeride ya da dışarıda birtakım düşmanlar yaratıyor.
Milli ekonomi kavramıyla iç soygun arasında bir bağ olduğunu mu düşünmeliyiz bu durumda?
Popülizmin zora düştüğü dönemlerde, milli ekonomi lafı bir kılıf olarak kullanılıyorsa, evet öyle düşünmeliyiz. Türkiye, milli ekonomiyi bu anlamda kullanıyor. Oysa milli ekonomi, eğitim, üretim, verimlilik, dış piyasalarda rekabet gibi kaygıları içermelidir. Bizde bunları içermiyor, sadece söylemden ibaret kalıyor. Popülist politikalar, küreselleşen dünyada daha sık krizler yarattıkça da içe kapanma, aşırı milliyetçi ve dinci söylemler artıyor.
Sizce yeni bir kriz çıkar mı IMF ile anlaşmazlıktan dolayı?
Potansiyel olarak bu tehlike hep var. Öyle görünüyor ki ciddi bir sorun hâlâ çözülememiş duruyor.
Hasan Kirmanoğlu NEDEN?
Koalisyon partileri Türkiye'nin krizden çıkma ihtimalini önleyen katı bir politika izleyerek, IMF ile ilişkileri tehlikeye soktu. Özellikle koalisyonun ortağı MHP, Telekom'daki denetimini kaybetmemek için IMF'ye gönderdiği niyet mektubunda verdiği sözleri reddetmeye yatkın bir tavır içine girdi. Başta MHP olmak üzere, koalisyon partileri, Türkiye IMF ilişkilerini ekonomi dışı bir alana çekerek tartışmaya başladılar. Tartışmayı ekonominin gereklerinden uzaklaştırıp, ulusal bağımsızlık kavramına getirdiler. Bu tartışma, Türkiye'nin Batı ile ilişkilerini koparmasından söz edilmesi noktasına kadar geldi. Krizin derinleştiği, Türkiye'nin çok ciddi bir yol ayrımına girdiği bu noktada, biz de siyaset-ekonomi ilişkisi üzerine araştırmalar yapan Prof. Hasan Kirmanoğlu ile konuştuk. Bilgi Üniversitesi İktisat Bölümü öğretim üyesi Kirmanoğlu ile IMF'nin tutumunu, ekonominin gereklerini, siyasi partilerin tavrını, IMF-Türkiye ilişkilerinin niye gerginleştiğini değerlendirdik.