"Kulağımı sağır eden seslerden utanıyorum"

"Kulağımı sağır eden seslerden utanıyorum"
"Kulağımı sağır eden seslerden utanıyorum"
Diyarbakırlı güncel sanatçı Cengiz Tekin, sanatının ilham kaynağı olan, atölyesi gibi kullandığı Diyarbakır sokaklarındaki çatışma görüntülerinden utandığını söylüyor. 8 yaşındaki kızının 'akrep' ve 'kirpi'yi artık birer canlı ismi olarak değil de tüm teknik özellikleri ile tanıdığı birer savaş aracı olarak görmesi yaşanan travmayı özetliyor...
Haber: CEM ERCİYES / Arşivi

RADİKAL - Doğup büyüdüğü, yaşadığı kenti atölyesi gibi kullanan Diyarbarkırlı çağdaş sanatçı Cengiz Tekin, "Gözümü kör eden görüntülerden, kulağımı sağır eden gürültüden utanıyorum" diye özetliyor, Sur'daki manzarayı.  Açtığı bir serginin ardından "Yaşadığım coğrafya performans sanatına çok uygun. Her gün onlarca performans oluyor buralarda ve ben de bunları fotoğrafla manipüle ederek arşivliyorum. Ben etkileşim ve süreç kısmını daha çok seviyorum. Diyalog kurmak iş yapmaktan daha eğlencelidir" demişti.

Şimdi o çok sevdiği diyaloğun yerini silah ve bomba seslerinin nasıl aldığına anlam vermeye çalışıyor. 8 yaşındaki kızının bir zamanlar canlıların ismi olarak öğrendiği 'akrep' ve 'kirpiyi' tüm teknik özellikleriyle birlikte artık birer savaş aracı olarak bildiğini söylüyor. Diyarbakır’da yaşayan yazar ve sanatçılara sorduğumuz soruları bu kez Cengiz Tekin'e yönelttik. Sanatına ilham kaynağı olan Sur'un son haline dair izlenimleri şöyle:

Gündelik hayat nasıl gidiyor? Gündelik, rutin hayatı sürdürmek hala mümkün mü?

Rutini sürdürmek biraz zor. Daha hızlı olmak zorundasındır; oluyorsun da ama zaman geçmiyor. Bir aya yakın oldu, sürekli hareket halinde olduğumu düşünsem de mesafe almadığımı, alınmadığını bu durumun benim için günlerin geçmediği anlamına da geldiğini söyleyebilirim. Günler sınıfta kaldı. Bununla birlikte insanların inandığı bir çok şey de... Savaş her şeyi yarım bıraktı. Uzaklaştığımız hiç bir şeye el sallayamaz olduk.

Etrafınızda neler olup bitiyor, evinizin penceresinden görünenleri, salonunuzda duyulanları, size anlatılanları bizimle paylaşır mısınız?

Daha çok evin içinde zaman geçiriyorum, bu sürekli sokakta olan biri için biraz zor. Gergin insanlar, yükselen dumanlar, bağıra çağıra tartışmalar ve en zoru da düşen canlar. Belleğimizden silemeyeceğimiz görüntüler, psikolojik savaş, insan bedenine yapılmaması gereken her şey yapıldı. Kronik bir hastalığa dönüştü herşey. İyileşmesi zor.

Sekiz yaşındaki kızım, Mina Roni, akrep ve kirpi isimlerinin canlılara ait olduğunu düşünüyordu. Hep böyle kalsaydı keşke. Ama şimdi onların bir savaş aracı olduğunu biliyor ve tüm teknik özelliklerine kadar her şeylerini de. Türkiye'deki siyasi partileri de biliyor ve onların ne istediklerini de...

Keşke bilmeseydi!

Bir yere ait olmayan, her yere ait olan biri olsun. Doğayı sevsin. Doğa ona gerçek yolu göstersin ben değil.

İnsanlar ne düşünüyor? Olan biteni nasıl anlamlandırıyor? Kimi suçluyorlar veya bir suçlu arıyorlar mı?

Böyle zamanlarda ironi yapmak insanı karşıdan karşıya geçirebilir. Çünkü karşıdan karşıya geçmek hiç bu kadar zor olmamıştı. Herkes suçlayacak birilerini bulur ve herkes çok şey düşünür. İroniyi elden bırakmayan insanlarla karşılaştıkça umudum artıyor. Diğer yandan yüreklerde, beyinlerde en önemlisi bellekte açılan hendekler nasıl kapanacak diye düşününce kendimi kışın tam ortasında üşürken buluyorum.

Bir yazar, sanatçı için bunlar nasıl günler. Bu yaşadığınız durumda, sokağa çıkma yasakları ve silah sesleri altında yazmak mümkün mü, nasıl yazılıyor?

Sokağa çıkma yasakları ve silah sesleri altında yaşamak mümkün değil ama gerçeği değiştirecek ya da burdan kaçıp gidecek değilim. Sokağa çıkma dendiğinde daha çok çıkmak istersin. Çünkü son bir ay değil hayatımın üçte biri buna benzer sorunlar ile geçti. Sürekli tam tersini yapmaya çalışırım. Bu benim için normal olanı. Dar alanda çalışmanın tecrübesi, sorumlulukla birleşince ortaya yeni üretimler çıkıyor. Şu an dışardan kurşun sesleri gelmiyor bombalar patlıyor ve bu durum konsantrasyonumu bozuyor.

Çünkü mermi sesine alışan birine daha sert ve şiddetli bir sese maruz bırakırsan onun konsantrasyonu bozulur. Depresif, agresif ve yataktan çıkmayan biri de olabilirdim ama değilim.

Siz bir entelektüel, yazar olarak ne hissediyorsunuz? Düne ve yarına nasıl bakıyorsunuz?

Utanıyorum. Gözümü kör eden görüntülerden utanıyorum. Kulağımı sağır eden seslerden utanıyorum.

Hiç bir şey eskisi gibi olmayacak sanki.

CENGİZ TEKİN'İN OKURA NOTU: Radikal'in sorularına yanıtlarımı ancak cep telefonundan yazabildim. Cümlelerimdeki bozukluk, ortama uygun. Bence normal olan da budur.

YARIN

KEMAL VAROL: Şehrimin en güzel semtleri şimdi yerle bir

"Beyaz bayrakla taşıdıkları çocuğun ölümünü nasıl anlatacaklar?"

Ümit Kıvanç yazdı. "Elimiz iş tutmalı "

"Kulağımı sağır eden seslerden utanıyorum"