Kürkçü'den 'isyan' şerhi

Kürkçü'den 'isyan' şerhi
Kürkçü'den 'isyan' şerhi
BDP Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü, TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu tarafından yazılan 'Terör ve Şiddet Olayları Kapsamında Yaşam Hakkı İhlallerinin İncelenmesine Yönelik Kurulan Alt Komisyon Raporu'na muhalefet şerhi verdi.
Haber: RİFAT BAŞARAN - rifat.basaran@radikal.com.tr / Arşivi

ANKARA - Kürkçü, TBMM İnsan Haklarını İneleme Komisyonu, Terör Alt Komisyonu raporuna verdiği şerh yazısında, “Kürtlerin Cumhuriyetin 90 yılı boyunca sistematik olarak maruz kaldıkları, dışlama, şiddet, katliam, tenkil, sürgün ve zorla asimilasyonun, Kürtlerin yoğun olarak yaşadıkları Doğu ve Güneydoğu illerinde müzmin sıkıyönetim ve olağanüstü halin kurumlaştırdığı ve kurallaştırdığı devlet şiddetinin incelenen konu üzerindeki belirleyici etkisini söze dökmekten titizlikle kaçınarak ‘terör ve şiddet’in gerisindeki etmenleri aydınlatmaktan uzaklaşıyor” dedi.

Bugüne kadar Hükümet sözcülerince 2011’den beri “Kürt Sorunu yoktur, Kürtlerin sorunları vardır, PKK Kürtleri temsil etmiyor, en çok Kürt’ü AKP temsil ediyor” propagandası yaptığını kaydeden Kürkçü, 30 yılı aşkın süredir yaşanan olayın “Terörizm” değil, “İsyan” olduğunu savundu. Kürkçü, şöyle devam etti:


SORUN POLİSİYE ÇEVRELERE SIKIŞTIRILIYOR


“Raporun sorunlu bir diğer yanı ‘terörizm’ bahsinde politik, yasal, bilimsel bir tanım ortaklığı olmadığına dair vurgusuna rağmen ısrarla meseleyi terörizm olarak adlandırma çabasıdır. ‘Terörizm’ tanımının tarihsel ve konjonktürel olarak değişebildiğini, her ülkeye her politikaya göre farklılık gösterdiğini belirtmekle beraber rapor Türkiye ’deki çatışmanın terörizm tanımına uyduğunu iddia etmektedir. Türkiye’de süregiden ve raporda sunulan sayılara göre en az 35 bin insanın hayatına mal olan çatışmayı ‘terör’ ve ‘terörizmle mücadele’ diye tanımlamak sorunu bir askeri-polisiye çerçeveye sıkıştırmayı kaçınılmazlaştırmakta, ister istemez raporu başlıca kavramsal cephaneliğini güvenlik eksenli yaklaşımlardan devralmaya zorlamaktadır.


ÖLDÜRME HAKKINA AŞIRI VURGU



“Rapor ilk bölümde gayrı meşru-meşru şiddet ayrımı yaparak, devletin şiddet kullanmasını hukuki olarak gerekçelendirmektedir. Bu gerekçelendirmenin ‘öldürme hakkına’ ilişkin açıklamaları raporun kurgusunun güvenlik algısına dönük olduğunun ilk göstergesidir. Bu meşru şiddet algısı aynı zamanda faili meçhuller ve yargısız infazlar konusunda da devletin en önemli dayanaklarından biri olmuştur. ‘Terörle mücadele ediyoruz denilerek’ raporda da kısmen belirtilen faili meçhuller, gözaltında kayıplar, yargısız infazlar ve köy boşaltmalar gerçekleştirilmiş kontrgerilla eylemlerine bu yüzden ihtiyaç duyulmuştur. Devletin içindeki kötü unsurlar, münferit vakalar veya derin devlet diye tarif edilen olgular kendini hep bu meşru zemine dayandırmıştır.


DEMİREL'İN SÖZLERİNİ ANIMSATTI



“Oysa isyan tanımı sorunu tarihsel bir bağlam içinde anlamayı, yarattığı tahribatın mahiyetini çözümlemeyi ve çözüm olanaklarını araştırmayı mümkün kılan bir kavramsallaştırmadır. 1984’ten bu yana bu çatışmayla birinci elden muhatap olan Genelkurmay Başkanlarından Necdet Üruğ 1980’lerde çatışmanın ‘etnik boyutuna’ dikkat çekerek ‘Kürt Sorunu’ ile ‘çatışma’ arasındaki bağları kamunun dikkatine getirmiş, Doğan Güreş en büyük insani kayıpların verildiği 1990’lar ortalarında çatışmayı ‘düşük yoğunluklu çatışma’ olarak nitelemiş, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ‘29. Kürt isyanı’ değerlendirmesini yapmıştı. Görüldüğü gibi isyan ile Kürt Sorunu nitelemeleri ve her ikisi arasında bir illiyet kuran yaklaşım zorunlu olarak taraflı bir yaklaşım değil, çatışmanın mahiyetini aydınlatmaya yönelik bir yaklaşımdır. ‘İsyan’ nitelemesi bir tür ‘ayaklanma bastırma’ faaliyetine olduğukadar bir tür ‘müzakere’ faaliyetine de yol gösterebilir. Ancak rapor ‘terörizm’ nitelemesine sıkı sıkıya bağlanarak, süregiden çatışmayı anlamlandırmaktan uzaklaşmaktadır.”